"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Mersin büyükşehirdeki 55 ‘bankamatikçi’ kimler

GEÇTİĞİMİZ günlerde buradan Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna oturan Burhanettin Kocamaz’la ilgili “Hangi başkan bunu düşünebildi” başlıklı bir yazı paylaşmıştık.

Gelen eleştirileri de “Mersin’de Kocamaz ve Özcan çatışmazlar” başlığı altında duyurmuştuk. Eleştirilerde ‘MHP’li Kocamaz’ın enkaz edebiyatı, şov yaptığı’na dikkat çekilirken, Mersin’den gelen mektubu aşağıda yorumsuz sizlerle paylaşıyoruz:
“Yalçın Bey, köşenizde Kocamaz’la ilgili yazınız ve ardından eleştiri yazısını dikkatle okudum. Ben Mersin Belediyesi’nde çalışan Anadolu Alevisi bir yurttaşım. Ailem ve şahsım yıllardır CHP’ye oy verdik. Fakat bu seçimde MHP’li Kocamaz’a oy verdim. Kocamaz’a eleştiri yönelten Macit Özcan taraftarlarının şu soruları yanıtlaması gerekiyor:
Belediyede çalışan ya da çalışıyor görünen her ay 4.500 TL maaş alan (mesailerle birlikte 9.300 TL) 55 kişinin adını Macit Özcan kamuoyuna açıklamalıdır.
Bu 55 kişiden 12 kişi CHP Mersin il yöneticisi midir? Bunun da kamuoyuna açıklanması gerekiyor.
Bunun yanında ‘yandaş’ medyada çalışıp, belediyede kadrolu sigortalı görünüp maaş alan kaç gazeteci vardır?
Neyin karşılığı bu ‘paralar’ veriliyor?
Büyükşehir Belediyesi’ne geçmişte alınmış görünen ve ‘demirbaş listesi’nde kayıtlı olduğu halde SUN TV’de kullanılan ve Burhanettin Kocamaz’ın tekrar belediyeye kazandırdığı 2 adet TV kuracak kadar malzeme listesinde neler var?
Mersin’de kaç gazeteci özgürce hareket edebildi, gerçek gazetecilik yapabildi mi?
Bunların Adana ve Mersin’deki meslek kuruluşları tarafından ‘acilen’ sorgulanması gerekiyor.
Özcan hem de bunları belediye önündeki vericiden açıklamalı ki, Mersin halkı da gerçekleri bilsin!
Yukarıdaki sorularımız açıklığa kavuşursa, Özcan ve yandaşlarının samimiyetine inanılabilir.”
Okuyucumuz bunları anlatıyor da; bakalım Özcan bunlara ne yanıt verecek? Bu işlerin sorgulanması hiç bitmeyecek; çok da canın yanacağı anlaşılıyor. Bekleyip görmek lazım.

GÜNÜN SÖZÜ

“(Zaho’da 800 konutluk proje başlatan ve 30 Nisan’daki Irak seçimleri için Zaho’da bulunan Barzani’nin seçim kampanyasındaki konuşmasından) Allah Kürdistan’ın başından Mesud Barzani’yi eksik etmesin. Ben anneme sordum, ‘Anne ben nerenin halkındanım?’ dedim, ‘Sen Urfalısın. Fakat bir defa biz gidip bir gece Zaho’da kaldık. Ben de ‘Yani o gece mi babamla iş yaptın?’ dedim, o da ‘Evet’ dedi. Yani ne olmuşsa o gece olmuş. Benim bir yarım da Zaholu’dur.”
(İbrahim TATLISES)

Milli F klavyemiz neden yeterince desteklenmez

“TÜRKÇEYE en uygun klavye olan F klavyedir. Bu bilimsel olarak da kanıtlanmıştır. Ancak bilgisayarla birlikte Q klavyenin yaygınlaşmasına seyirci kalınmıştır. Madem maliyet farkı yok, neden yıllarca Türkiye’ye Q klavye getirtildi. Türkçenin yozlaştırılmasına, Q klavye ile su taşınmasına seyirci kalındı. Q klavye yaygınlaştırıldı. F klavye ve F klavyeli dizüstü bilgisayara bir vergi desteği sağlanırsa, talepte ciddi artış olacağı açıktır. Bu gecikme telafi edilmelidir. Bundan Türkiye kazanacaktır.”
CHP Antalya Milletvekili Gürkut Acar, Türkçeye uygun dizilişteki F klavyenin yaygınlaşması için KDV desteği sağlanmasını TBMM’ye taşımıştı. Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, kamu kurumlarında F klavyeye geçiş konusunda yayınlaşan Başbakanlık genelgesi doğrultusunda çalışmaların yürütüldüğünü bildirirken, vergi desteği konusunda ise olumlu mesaj vermedi.

CHP Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş, hastaların sürekli kullanması icap eden yüzlerce kalem ilacın piyasada bulunmadığını, ilaç fiyatlarının düşmesi sonrası kimi üretici firmaların ilaç hammadde kalitesini aşağı çektikleri yönünde iddiaları gündeme getirerek Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’na şu soruları yöneltti:
“Doktorlar tarafından reçetelere yazılan ilaçların kaç çeşidi piyasada temin edilememektedir? Piyasada birçok ilacın bulunamamasına neden olan koşullar nelerdir? Hükümetin ilaç üretici firmalarına ve depolara yaptığı baskı sonucu ilaç fiyatlarının ciddi oranda düşmesi nedeniyle kimi ilaçların şu anda üretilmediği doğru mudur? Eğer doğru ise bu nedenle üretilmeyen kaç kalem ilaç vardır? Fiyatların fazlaca düşmesi ile ilaçlarda kullanılan etken maddelerin kalitesinin düştüğü iddia edilmektedir. Bu iddia doğru mudur? Bakanlığınızın bu konuda bir çalışması var mıdır?”

Biliyor musunuz

DÜNYA Barış Federasyonu’nun Avustralya’da yaşayan bilim kadını Hilkat Özgün’ün Avustralya’da yapmış olduğu toplumsal çalışmalar ve çokkültürlülüğe katkıları nedeniyle ‘Barış Elçisi’ ödülüne layık görüldüğünü...

PANO

KÖŞEMİZİN ‘Biliyor musunuz’da (25 Nisan) Maltepe Belediyesi’ne ‘dışarıdan’ getirilen belediye başkan yardımcıları arasında adı geçen eski Bakırköy Belediyesi Başkan Yardımcısı Gülten Tozanlı bir açıklama yaparak, “Gerek olağan Mülkiye müfettişi teftişleri ve Sayıştay denetimleri, gerekse isimsiz ihbarlarla belediye başkanının uydurma, dayanaksız iddiaları nedeniyle denetimleri bağlamında yapılan tüm denetim sonuçları lehimizde olup tek bir yolsuzluk dosyası söz konusu değildir. Tarafınıza iletilen bilgiler siyasi maksatlı olup, dayanaksız bir isnat niteliğindedir” dedi.

Ödül veririz, ağlanacak halimize

CELAL Başlangıç “Ödül veririz ağlanacak halimize!” diye başlıyor yazısına.
İki yarışmadaki ödülleri ele alarak ilginç bir değerlendirme yapıyor. Türkiye’nin bir topografyasını çıkartıyor.
Üç olaylara damga vuruyor; Gezi, 17 ve 25 Aralık Operasyonları ve Suriye Savaşı...
Devam ediyor Başlangıç:
“Bütün rezillikler, yüz kızartıcı suçlar peşpeşe dizilmiş; kaçakçılık, hırsızlık, rüşvet, iltimas, yolsuzluk, yurttaşlarının en doğal demokratik haklarını gaspeden bir devlet anlayışı, medyaya uygulanan ağır sansür, muhaliflere polis şiddeti, komşuda iç savaş çıkarma, İslamcı teröre destek... Nisan ayında yapılan törenlerle, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Geleneksel Gazetecilik Başarı Ödülleri ve Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri gibi iki saygın gazetecilik yarışmasında ödül alan çalışmalar, 2014 Türkiyesinin hazin bir fotoğrafı aynı zamanda.
Üniversiteye hazırlanan ikiz çocukları önce sakal bırakmış, bazı evlerde “İslami cihad” toplantılarına katılmış, sonra da ortadan kaybolmuşlardı.
Birgün Suriye’den bir telefon gelir Adıyamanlı M.D.’ye:
“Cihad için savaşmaya gittik. Peşimize düşme.”
Öyküsü uzun... Haber, Halep’ten, başta Adıyaman olmak üzere Bingöl, Batman, Urfa, Diyarbakır ve Bitlis’ten 18 ila 30 yaş arasındaki gençlerin savaşmak üzere Suriye’ye nasıl götürüldüğünü, Türkiye’de yaşayan ailelerin çocuklarının peşinde iç savaş yaşayan bir ülkenin kan ve barut kokan topraklarında nasıl koşturduğunu anlatıyordu.
Radikal’dan İdris Emen’en, sonra da Reuters’ten Osman Örsal’ın haberleri örnek gösteriyor.
Genci neredeyse esir almış polislerinarkasında bir sivil duruyor eli sopalı. O anda haykırdığı cümle, aynı zamanda fotoğrafın da adı oluyor:
“Ben sizdenim amirim!” (Serkan Ocak/Radikal)


GAZETECİ MİLLETVEKİLİ OLSA DA GAZETECİDİR

Bırakın, dört bakanla ilgili fezlekeleri okutmayı, fezlekelerin okutulup okutulmaması tartışmasını bile halktan kaçırdılar. Görüşmeler sırasında Meclis TV yayını kesildi. TBMM görüşmelerini veren internet sitesi bile yayından çıkartıldı. İşte böyle bir anda, gerçekler insanlardan kaçırılırken gazeteci kökenli bir milletvekili elindeki bilgisayardan internet üzerinden ustream yoluyla canlı yayına geçti. Böylece herkes o sırada Meclis’te neler döndüğünü anında öğrendi. CHP Milletvekili Melda Onur’un eline sağlık, görüntüleri canlı yayınladı.
İşte, halkın gerçekleri öğrenme hakkını ne pahasına olursa olsun savunan bir anlayışın ürünü olan yukardan beri sıraladığımız bu haberler, röportajlar, yayınlar Türkiye’nin iki saygın gazetecilik yarışmasında; Metin Göktepe ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Gazetecilik Yarışmalarında ödüllendirildi.
Elbette bu iki yarışmada da ödül alan gazeteciler arasında “havuz medyası”ndan kimse yok ya da gazetelerin havuza girmeden önceki haberlerine verilen ödüller var.
Ancak bütün bu ödül alan haberlerin çizdiği tabloda; çok kötü yönetilen, yöneticilerinin her türlü yolsuzluğa, hırsızlığa, rüşvete, iltimasa, savaş kışkırtıcılığına, hukuk dışı yöntemlerle kendi muhaliflerini susturmaya yöneldiği bir ülkenin görüntüsü var.
İşte böyle bir ülkede de en zor zenaat gazeteciliktir.
Oturur böyle bir ülkenin hazin halinin haberini yaparsın, fotoğrafını çekersin, röportajını yazarsın, sonra ortaya çıkan ağlanacak hale bir de ödül verirsin!
Yine de “havuza düşmedikçe” yaşasın gazetecilik!


Hükümet’in TSK İçinde Oluşturduğu paralel yapılar için neden sessiz kalınıyor


CHP Konya Milletvekili Atila Kart, dünkü basın toplantısında, ‘Hükümetin TSK içinde oluşturduğu paralel yapılar’la ilgili açıklamalarda bulundu ve “Hükümet ya da Hükümeti temsilen Milli Savunma Bakanı, STK’nın kronik bir hal alan bu tasfiye sürecine karşı neden sessiz kalmaktadır? Neden tepki veremez hale gelinmiştir? diye sordu.
Kart’ın vurguladığı konular şöyle:
- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri Komutanlığı ağırlıklı olarak gerçekleştirilen tasfiye sürecini, Şubat 2013 tarihinden bu yana somut belge ve bilgilerle dile getiriyoruz.
Tasfiyelerin “özel hayatlar, etnik kökenler ve mezhepler” üzerinden yapıldığı ortaya çıkmıştır.
- Yapılan bu tasfiyelerin sayısının 2010-2011-2012 yıllarında 2119’a ulaştığı, Milli Savunma Bakanının 6 Ocak 2014 tarihli önerge cevabıyla doğrulanmıştır. 2013 ve 2014 yıllarında da ayırımcılığa dayalı olarak tasfiyelerin sürdürüldüğü bilinmektedir.
Yukarıda anlatımı yapılan süreç “ciddi bir olguyu” göstermektedir. Silahlı Kuvvetlerimizdeki tasfiyeler artık “kronik bir hal” almıştır.
- Özellikle Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde, Hava Kuvvetleri Personelini mesleğinden ayrılmaya zorlayan bir yapı ve iklim oluşmuştur. Milli Savunma Bakanı da bu olguyu mealen kabul ve itiraf durumunda kalmıştır.
- Silivri Yargılamaları sürecinde, Deniz Kuvvetlerine karşı stratejik operasyonun yapıldığı bir vakıadır. Kara Kuvvetleri ve Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde de, Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesindeki tasfiye süreçlerinin benzerlerinin yaşandığına dair bilgi ve bulgular ortaya çıkmıştır.
Gelinen aşamada sorun şudur;
Hükümet ya da Hükümeti temsilen Milli Savunma Bakanı, kronik bir hal alan bu tasfiye sürecine karşı neden sessiz kalmaktadır? Neden tepki veremez hale gelinmiştir?
Hem Ulusal Güvenliğimiz ve hem de Temel Hak ve Özgürlükler bakımından hayati önemi haiz olan bu konuyu gündemde tutmaya; fail ve sorumluları hakkında Anayasal denetimin yapılmasına yönelik çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz.
Cumhurbaşkanı’nın; kişisel ve siyasi beklentileri uğruna, anayasal görevlerini yapmaktan kaçınır hale geldiğini kaygıyla görüyoruz.
CHP, bu tabloyu elbette izlemekle yetinmiyoruz, yetinmeyeceğiz… Anayasanın 108. maddesi uyarınca, Devlet Denetleme Kurulu’nun çalıştırılması konusunda Cumhurbaşkanlığı Makamına başvuruda bulunacağız.
Ayrıca, Yargı Birliği ilkesinin gereği olarak; Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve benzeri yapılanmaların, demokratik sistemlerde yerinin olmadığı anlayışıyla, Anayasanın ilgili maddesinin değiştirilmesi konusunda da girişimlerde bulunacağız. Esasen, AYİM’in kaldırılması; Parti programlarımızda ve seçim beyannamelerimizde kararlılıkla ve tutarlılıkla dile getirdiğimiz konuların başında gelmektedir. Zira; “bağımsız ve tarafsız” yargı yapılanmasıyla birlikte, “Yargıç Teminatını” gerçekleştirmek; hukuk devletinin ve temel hak ve özgürlüklerin en önemli güvencesidir.


İzmit Balaban köyünün suyunu gaspedecekler

LALE dikmeler, ultra lüks bina yapmalar, seçim öncesi yardım gösterileri güzel.
Güzel de zurnanın zırt dediği yere geldik. Susuzluk kapıdan girdi.
Bakmayın tedbirliyiz filan laflarına. Onlar da bilmiyorlar ne yapacaklarını.
Su tasarrufu tedbirleri eminim ki ilk akla gelen tedbir. Bir de her yere artezyen vuruyor belediyeler. Yeraltı suları da kuruyunca hep beraber teyemmüme çıkarız artık.
Ancak ne kadar tedbir alırsanız alın, kaynak kurumuşsa ve ihtiyaç dağ gibiyse “zor oyunu bozar” kertesindesinizdir. Bunlar yıllar öncesinden alınacak tedbirlerle olurdu. Nehirlerin arıtılması gibi. Fabrikalarının ve yerleşim alanlarının hala atık su meselesini çözemeyen ülkede su ihtiyacı dualara kalmış demektir. Nitekim o devamlı yapılıyor zaten bu ülkede.
Şimdi kısa vadede ne yapacak bakalım Osmanlı İmparatorluğu hayali güden idareciler?
Hiç yoktan ülkenin başına sarılan Suriye’li mültecilere 3 milyar TL belki de 3 milyar dolar harcayan bu iktidar kendi insanı için su meselesinin çözümünde “şapkadan tavşan çıkarmayı” becerebilecek mi bakalım. Bu arada Kocaeli Belediyesi o kadar hırslı ki, Balaban Köyü’nün küçücük kaynak suyuna sulanıyor! Bu kaynak suyu köyün içinden köylünün içme ihtiyacı ve sulama için kullanılıp akabinde; dere olarak zaten Sapanca gölüne akıyor. Ancak efendilerimiz hayır diyorlar biz bu suyu kaynaktan alacağız. Orada yaşayan binlerce insan “kardeşim bu dere zaten Sapanca Gölü’ne gidiyor ne istiyorsunuz” diyor. Şu anda bir direniş hali var. O su olmadan Balaban köyü ve çevresi ölür. Cesur Muhtar Cumhur Bey ve köylüler ne kadar direnir bilinmez ancak bizim Büyükşehir Belediye Başkanı’na önerimiz şu olacak: Hattı açılmamış tramvaylarda resim çektireceğinize su meselsine kafa yorsaydınız ya... Yelkenleri atlasdan yapan bir ecdadın nesilleri olarak küçücük su ve yeraltı sularını sulanacağınıza yeni şeyler yapın. Mesela DENİZ SUYU ARITMA TESİSİ kurun. Suriye’li mülteciler için harcanan paranın yarısına kurarsınız. Hıı ne dersiniz? İşin makyaj ve süs kısmında varsınız. Var olan her yeri rant gözü ile gördünüz. Şimdi haydi çözümü görelim.
Dr. Oktay AYDEMİR

İktidarın övündüğü hastanelerden Haydarpaşa’ya bakar mısınız?

BİR hasta yakınından: “Mart ayının ortalarında, doktorum tarafından istenen beyin MR’ımı çektirmek için, Kadıköy Haydarpaşa Numune Eğiitim ve Araştırma Hastahanesi Polikliniğine müracaat ettim. MR cihazlarının arızalı ve yurt dışından yedek parça beklediklerini belirterek, bir ay sonrasına, yani 26 Nisan tarihine randevu verdiler ve 26 Nisan günüde, yedek parçanın hala gelmediğini belirtterek ileri bir tarihte randevu verebileceklerini belirttiler.
Düşünün ki, koskosa bir devlet hastahanesinin polikliniğinde MR cihazı yok. Bu hasta mağduriyeti daha ne kadar devam edecek?
Her halde bu haber, yaşadığımız bu yüzyılda, MR’sız bir devlet hastanesi olarak Sağlık Bakanlığı’nın dikkatini çeker.”

X