Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Merkez'in değil Dışişleri'nin işi

<B>MERKEZ </B>Bankası Başkanı <B>Süreyya Serdengeçti </B>ile konuştuk.

‘‘Böyle giderse işçi dövizi gelmez’’ yazıma yanıt için aramış.

‘‘Faizleri düşürdük ama mevduatta düşüş yok. Gelir’’ dedi. Alman maliyesinin benzer talepleri daha önce Yunanlılara ve hatta Almanlara yönelik olarak da yaptığını söyledi.

Güldüm.

Yazımın hedefi Merkez Bankası değildi, onu söyledim.

Alman Maliyesi'nin Türk işçilerine baskı uyguladığını, bu baskı sonucunda Türk işçilerinin Türk bankalarından uzaklaşabileceğini söyledim.

‘‘Bu sizin çözebileceğiniz bir mesele değil. Burada devreye girmesi gereken öncelikle Dışişleri ve ardından da Maliye Bakanlığı’’ dedim.

Çünkü Alman Maliyesi Türk bankalarında değerlendirilen mevduatlara işleyen faizi belirleyip Türklerden vergi istiyor.

Oysa bu gelirler daha önce Türk bankaları tarafından Türkiye'de vergisi ödenmiş gelirler.

Almanya'nın vergi istemesi ‘‘mükerrer vergilendirme’’ oluyor ki, Almanya ile Türkiye arasında ‘‘çifte verginin önlenmesi’’ konusunda bir anlaşma var.

Süreyya Serdengeçti, Almanya'nın Türk bankalarına yatan paraları 11 Eylül'den sonra ‘‘terör takibi’’ olarak inceleyebileceğini söyledi.

Bunu daha önce Almanya tarafı da bana iletti.

Fakat söz konusu Almanya, daha doğrusu Avrupa olunca ben bunu pek inandırıcı bulmuyorum.

Çünkü onlar Türkiye'ye yönelik terörü terörden saymıyorlar.

Bence onların hedefi Türkiye'ye gelen parayı mümkün olduğunca azaltmak.

Haksızlık ve hukuksuzluk


TEKE Tek ekibindeki genç gazetecilerle Cumhurbaşkanı Sezer'in başlattığı operasyonu konuşuyorduk.

Benim çocuklar, Cumhurbaşkanı ile aynı fikirdeydiler.

Bu Emlakbank'ta yıllardır dolaplar dönüyordu ve birisi bir şeyler yapmalıydı.

Cumhurbaşkanı da, şu veya bu şekilde bunların hakkından gelmek üzere düğmeye basmıştı.

Çocuklara bir örnek vererek, haksızlığın hakkından hukuksuzlukla gelinemeyeceğini anlatmaya çalıştım.

‘‘Bak şimdi, sen bu programda en fazla çalışan ve en fazla parayı hak eden olduğun halde, arkadaşlarından birisi hiçbir iş yapmadan senden çok para alıyor olabilir. Bu bir haksızlıktır. Ama sen bu haksızlığı ortadan kaldırmak için gidip programın kasasından para çalarsan ve olması gereken düzeyde bir gelire bu yolla kavuşursan, haksızlığı ortadan kaldırmış ama büyük bir suç işlemiş olursun.’’

Ahmet Necdet Sezer
de, kamu vicdanındaki ‘‘haksızlığa uğramış olma duygusu’’nu bastırmak için böyle bir yola başvuruyor.

Kendisi ‘‘hukukçu kökenli’’ olduğu için de, yaptığı her şeyin hukuki olacağını savunuyor.

Ama ne yazık ki, bu tavır en fazla ‘‘suçluların’’ işine yarıyor.

Bağ-Kur ilaç paralarını ödüyor


ÇALIŞMA ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan aradı.

‘‘Ara demişsin aradım’’ diye şakayla girdi söze.

Bazı işleri hal yoluna sokup öyle aramak istemiş.

Bağ-Kur'la ilgili bilgileri aktardı:

‘‘Ağustos'tan beri büyük sıkıntı var. Doğru yazıyorsunuz. Biliyorsunuz sosyal güvenlik sisteminde büyük açık var. Bu açığı Hazine'den aldığımız parayla kapatıyoruz. Hazine bir süreden beri para akışını yavaşlattığı için biz de ödeme yapamıyorduk’’ dedi.

Bakan Okuyan, Bağ-Kur'un şu ana kadar eczanelere olan vadesi geçmiş borcunun 67 trilyon lira olduğunu belirtti ve bu borcun bir hafta içinde eczanelere ödeneceğini söyledi.

Daha önce Bağ-Kur'a yüksek fatura veya sahte reçete yoluyla kazık atmaya çalışmış bazı münferit eczaneler dışında, diğer eczanelerle sorunun 1 hafta içinde çözüleceğini aktaran Bakan Okuyan, ‘‘Bizimle anlaşmalı eczanelerin ilaç vermeme hakları yok’’ diye de ekledi.

Okuyan'ın Bağ-Kur'la ilgili verdiği önemli bilgiler ise yarına...

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?


Cinsel saplantılarımızı yazı konusu yapmadığımız zaman.
X