Merkez Bankası bizim bilmediğimiz bir şey mi biliyor

Emek Kaplangil / hurriyet.com.tr
04.01.2012 - 17:41 | Son Güncelleme:

Merkez Bankası, 2010'un son döneminde başladığı ve halen uygulamaya devam ettiği geleneksel olanın dışındaki para politikasıyla önceleri en cesur merkez bankası olarak görülüyordu. Son günlerde özellikle kur tarafında yoğun müdahalelere rağmen, doların çok da aşağı gelmemesi Merkez’e yönelen eleştirileri artırdı. Bundan sonra neler olabileceğinin cevabını ekonomistlerle birlikte aradık.

 

Merkez'in politikaları, yeni ve deneysel olması nedeniyle ilk anlarda bir belirsizlik ve buna bağlı olarak da tüm kesimlerin kafasında soru işaretleri yaratmıştı. Ancak, yine de gerek yurtiçi gerekse de yurtdışındaki çevrelerden önemli oranda destek ve övgü almıştı.

 

Özellikle yaz aylarında Avrupa’daki krizi önceden görerek faizi düşürmesi ilk etapta eleştiri almasına rağmen daha sonra başarılı bulunmuştu.

 

Fakat sonraki dönemde kuru baskılamak için elindeki rezervlerini eritmeye başlaması ve buna rağmen TL tarafında kalıcı bir rahatlama sağlayamamasıyla eleştiriler gelmeye başladı.

/images/100/0x0/55ea11d8f018fbb8f8696ede 

Bu noktadan sonra artık, 'Acaba Merkez Bankası elindeki rezervleri boşuna mı harcıyor', 'Banka'nın elinde kullanabileceği ne kadar rezerv kaldı' ya da 'Bu iş hangi aşamadan sonra risk yaratır' soruları sorulmaya başlandı.

 

Konunun uzmanları Merkez'in hamlesini genelde tedirgin edici ve küresel çapta gelen dalgaya karşı etkisiz kalabilecek bir hamle olarak görülüyor. Ancak diğer taraftan da Banka'nın elindeki veri seti nedeniyle bizden çok şey bildiği ve bazı şeylere önceden önlem aldığını da savunuyor.

 

BİZİM BİLMEDİĞİMİZ BİR ŞEYLERİ Mİ BİLİYOR?

 

Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr.Burak Saltoğlu, kağıt üzerinde bakıldığında eleştirilerin haklı göründüğünü ancak Banka'nın bunu neden yaptığını anlamak için elimizde yeterince bilgi olmadığına dikkat çekiyor. 

 

Saltoğlu, “Acaba Banka’nın elinde başka bir veri seti var mı diye düşünmek lazım. Normal şartlarda yapmaması lazım. Belli kurumların döviz talebi olduğunu görüyor olabilir. Piyasanın bilmediği ama kendilerinin bildiği bir şey var gibi hareket ediyor. Elinde, ya Avrupa Merkez Bankası (ECB) kanalından ya da başka bir kanaldan kaynak gelebileceğine dair bir bilgi olabilir” diyor.

 

DÖVİZ TALEBİ SPEKÜLATİF OLMAYABİLİR

 

Diğer taraftan Merkez’in adımlarının likidite ayarlamasını iyi yapamadığı bu nedenle de dövize talebin spekülatif olmayabileceği yönünde de görüşler savunuluyor.

 

Radikal Gazetesi yazarı ekonomist Uğur Gürses, Merkez’in başından beri likidite tarafını basite aldığını belirterek şu görüşün altını çiziyor:

 

“Döviz talebi spekülatif midir yoksa değil midir? Bu biraz karışık. Merkez'in yapması gereken bol miktarda likidite vermektir. Bugün konuşulan ise bir döviz talebinin olduğudur. Merkez, döviz satma konusunda kontrollü gidiyor. Bu da anlaşılabilir. Ama likidite ayarlamasını iyi yapamadı. Bunu iyi yapıp güven sağlasaydı böylece kimi oyuncular döviz almak yerine piyasada kendi arasında borç alıp verebilirdi”.

 

DEMİRTAŞ: REZERVLER ERİTİLMEMELİ

 

Dışarıdan likidite gelebileceğiyle ilgili olarak ABD'deki Baruch College Finans Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özgür Demirtaş da Saltoğlu’yla hem fikir.

 

Demirtaş, Merkez’in böyle bir beklentisi olabileceğini ancak yine de Türkiye’nin sıcak bir bölgede yer aldığını, risk primlerinin düşük olmasına rağmen sürekli dalgalandığına işaret ediyor.

 

Demirtaş, “Bu noktalara dikkat etmemiz gerekli ve bu nedenle rezervler eritilmemeli. Eğer müdahalelerin boyutu ile sonucu arasında orantısızlık başlarsa tehlikeli olur. Mesela 3 milyar dolar satıp, doları sadece bir veya iki kuruş düşürebilirseniz bir süre piyasayı gözlemlemekte fayda var. Bu noktada beklenti yönetiminin de iyi idare edilmesi gerekiyor” diyor.

 

PİYASAYA KARŞI DURMAK ÇOK ZOR

 

Merkez bankalarının bu tipteki müdahalelerinin, dünya konjonktürüne bağlı olarak, etkisiz kalabildiği uyarısını da yapan Demirtaş, bunun da ‘Piyasa Gücünün’ önünde çok az şeyin durabilmesiyle bağlantılı olduğunu belirtiyor.

 

Demirtaş, “Piyasalar elbette her zaman doğru yönde hareket etmiyor, yani çoğu zaman irrasyonel davranabiliyorlar. Dolayısıyla hem irrasyonel olabileceğini hem de karşı gelseniz bile bazen ayakta duramayacağınızı bildiğiniz bir güç karşısında rezervlerinizi korumanız gerekli diye düşünüyorum. Bu tip durumlarda kuru aşağı çekmek için rezerv kullanmak, kasırgaya karşı şemsiye açmaya benzer diyebilirim” dedi.

 

Ancak Demirtaş, küresel çapta yaşanan krizin Türkiye'nin krizi olmadığına 2012 sonrası için Türkiye adına çok umutlu olduğunu da özellikle dikkat çekiyor. Demirtaş, Türkiye'nin doğru yapısal reformları yapması durumunda yaşanan ekonomik çalkantıların da, 2008 krizi gibi 'bir çocukluk anısı' olarak geride kalacağını da savunuyor.

 

GÜRSES: ALTI AY SONRA ENDİŞE AZALIR

 

Bu noktada Gürses de Demirtaş’a benzer şekilde rezervlerden yenmeye başladığını ancak frene basıldığını ve bunun altı ay gibi bir süre sonrasında olumlu sonuçlarının alınacağına işaret ediyor.

 

Gürses, geçen sene frene basıldığının söylenmesine rağmen özellikle üçüncü çeyrek büyüme rakamların bunu yansıtmadığını fakat önümüzdeki dönemde bunun yansımasının sert şekilde görüleceğini tahmin ediyor.

 

 

“VİRAJA HIZLI GİRDİK”

 

Gürses, “Şimdi arabanın frenine basılınca üç ya da dört ay sonra dış ticaret açığımızda ve devamında cari açıkta bir azalış olacak. Altı ay içinde ekonomide bir yavaşlama görülecek bu da endişelerimizi azaltacak. Viraja hızlı girdik ve bu nedenle arabanın titrediğini hissedeceğiz. Ancak hız keseceğiz ve titremeyi azaltacağız fakat bu arada benzin harcamaya devam edeceğiz.

 

“Merkez'in elinde 80 milyar dolar ve yaklaşık 40 milyar dolarlık net döviz pozisyon fazlası var. Bu miktar Ağustos'ta 55-56 milyar dolar seviyesindeydi” dedi.

 

MERKEZ HESABI HAVUZ SİSTEMİNE BENZİYOR

 

Saltoğlu ise bu noktada, Merkez’in elindeki rezervin hesabını yaparken mutlaka bildiği bir şeyin olduğunun altını özellikle çizdi. Saltoğlu, bunun adeta havuz gibi işleyen bir yapı olduğunu, para bir yerden çıkarken diğer taraftan da girişinin hesabının mutlaka yapıldığını söyledi.

 

Saltoğlu şöyle devam etti:

 

“Merkez kasasındaki rezervin hesabını da elindeki veriyle yapıyordur. Banka'nın, bugünkü durumu geçici bir süreç olarak gördüğü kanaatindeyim. Bu süreç aslında bir havuz gibi işliyor. Bir yerden çıkış varken diğer taraftan da girişlerin hesabı yapılıyordur.

 

“Ancak, piyasadaki faizin merkezin üst bareminin de üstüne çıkmaya başladığı ve burada bir zaman kalması durumunda risk artar. Merkezin bu noktada farklı davranması gerekebilir. Bu durumda, faizin vadesini uzatılabilir ya da politika faizinden fonladığı miktarı aşağı çekip spekülatif hareketi sönümlendirebilir”.

 

MERKEZ’İN SUNDUĞU DÖVİZİ ALACAK TL VARMI?

 

Merkez’in hamlelerini değerlendirirken en kritik sorulardan birini ise Gürses soruyor.

 

Gürses, Merkez’in sattığı dövizi almak için elde yeterli TL’nin olması gerektiğine dikkat çekerek kritik; “Herkesin bu dövizi alacak TL'si var mı” diye uyarıyor. Gürses, bunun nihayetinde TL’yi ve dolayısıyla kredileri değerli kılacağını ve ekonomide sert bir iniş senaryosunu güçlendirdiğini belirtiyor.

 

Gürses şu tezi savunuyor:

 

“Merkez döviz satarken bunu alanlar karşılığında TL ödüyor. Herkesin bu dövizi alacak TL'si var mı. Merkez, döviz sattıkça TL'de sıkışma yaşanacak. Reel sektörde devam eden bir TL ihtiyacı var. Dolayısıyla, krediler daha pahalı hale gelecek ve ekonomi de yavaşlayacak. Bu noktada cari açıktaki daralmanın hız kazanmasını bekliyorum. Bu da yumuşak değil, sert inişe işaret ediyor. Bu noktada Merkez Bankası'nın yumuşak iniş görüşüne itirazım var” diye devam etti.

 

https://twitter.com/emekkaplangil

 

ekaplangil@hurriyet.com.tr 

Etiketler:


EN ÇOK OKUNAN HABERLER

    Sayfa Başı