Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Merinos, mobilyacılara rakip

HTP araştırma şirketinin geçen hafta 15 yaş üstü 250 denekle yaptığı Reklam Algı Endeksi Araştırması’na göre en çok anımsanan reklam Arçelik (yüzde 26), sonra Vestel (yüzde 18), Coca-Cola (yüzde 14) ve Bellona (yüzde 13) geliyor.

Molfix yüzde 10’la dördüncü, Elidor (yüzde 9) ise beşinci sırada. Daha sonra sırayı yüzde 8’le dört reklam alıyor. Merinos, Evy Baby, Beko ve Bosch... Daha sonraki dört reklamın (Citroen, Digitürk, Evy Lady, Fortis) anımsanma yüzdeleri ise 7.

İbrahim Tatlıses’li reklamlarıyla Merinos bir süredir makine halısı pazarında rakiplerine kök söktürüyor. Yeni başlayan Merinos mobilya reklamları ise şaşırtıcı. Merinos artık İstikbal’e, Bellona’ya, Kelebek’e de rakip!

Tatlıses’li Merinos reklamları o kadar kült hale geldiler ki ister misiniz yakında Merinos beyaz eşya sektörüne de girip Arçelik’e, Bosch’a da rakip olsun... Aslında dedikodular doğruysa neden olmasın!

Dedikodular mı neymiş? İbrahim Tatlıses, Merinos’a ortakmış. Ortaklık oranı kimine göre yüzde 5, kimine göre yüzde 15. Hatta yüzde 20 diyenler bile var. Dedikodular uydurma da olabilir. Doğruysa Tatlıses’in çıkıp "Evet, ortağım" diye açıklaması yapması beklenir. Böyle bir açıklama tabii ki Merinos reklamlarının etkisini azaltmaz. Tatlıses hayranları gerçeği daha sonra öğrenirlerse hayal kırıklığına uğrayıp üzülebilirler, riski bu!

HTP aynı araştırmada beğenilen reklamları da ölçüyor. Geçen hafta deneklerin yüzde 28’i en az bir reklamı beğenerek izlediklerini belirtmişler. Bu geçen haftalara göre düşük bir rakam. En beğenilen reklamlar yüzde 9’la Arçelik ve Citroen. Daha sonra sırayı Evy Baby, Elidor ve Evy Lady alıyor. En az bir reklamı beğenmeyenlerin oranı ise çok düşük yüzde 3. Üç reklam listeye girmiş ama yüzdeler düşük olduğu için vermiyorum. Sonraki haftalarda beğenmeyenlerin yüzdesi yükselirse günah benden gider...

First Türbanlı Lady’ye hazırlanın

Beklediğimiz "Liderlerin Form Araştırması"nın Aralık 2005 sonuçları geldi. Aralık ayında Erdoğan form kaybetmiş.

Aylık sonuçlara bakıldığında Erdoğan bir ileri iki geri formunu koruyor gibi görünüyor. Sonuçlar Aralık 2004’ten bu yana incelendiğinde ise trend ortada... 16.3 puan kaybı... İktidar Erdoğan’ı da ciddi olarak yıpratmaya başladı.

Bu sonuca bakarak diyebilirim ki kimse erken seçim falan hayali görmesin. Ayrıca kendini de köşkteki "First Türbanlı Lady"ye şimdiden hazırlasın.../images/100/0x0/55eb1679f018fbb8f8aa3bc4

Diğer liderlerde Aralık 2004’ten bu yana büyük değişim yok. Sadece Bahçeli’deki yıllık kayıp 3 puana ulaşınca ister istemez insan "Ne oluyor bu ülkücülere?" demeden edemiyor.

Anlayacağınız 2005’in AKP’ye alternatif parti arayışıyla geçeceği çok açık. Şu sıralarda solcusunun da, sağcısının da liberalinin de yeni oluşum için çaldığı kapı Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen...

Büyükerşen’i arayıp son durumu sordum. Büyükerşen, şu anda belediye başkanlığını bırakırsa yerine meclisten seçilecek AKP’li üyenin projelerini devam ettirmeyeceğini düşünüyor.

Büyükerşen kapıyı da tamamen kapatmıyor: "Eskişehirliler izin verirse neden olmasın..."

Büyükerşen,
bayramı ABD’de geçirecekmiş. "Bu ne demek oluyor şimdi?" diye sordum. "Öğrenirlerse icazet almaya gidiyor diye yazarlar. Oysa sadece tatil" dedi. Arkasından da kocaman bir kahkaha patlattı... Haydi hayırlısı.

Canlı bomba patladı

"YAZMIŞTIM, demiştim" diye belirtmekten nefret ediyorum ama belirtmek zorundayım: Yazmıştım ve uyarmıştım.

4 Aralık 2005 Pazar günkü yazımın başlığı ne idi? Anımsatayım. "Semt pazarları canlı bomba dolu". Ne diyordum bu yazıda?

"Birçok semt pazarında hálá canlı canlı tavuk ve hindi kesimi yapılıyor. Örnek vereyim, Küçükçekmece Altınşehir civarındaki pazarlara bir bakın bakalım. Pazar değil mezbaha sanki! İstanbul’un dibinde pazarda hálá salma tavuk kesildiğine göre sen Türkiye’nin diğer bölgelerini düşün... Bir de kasaplara kadar gelip kapalı kamyonlar içinde nereden geldiği belli olmayan kanatlı hayvanları ruhsatsız kesen uyanıklar var. Yapmayın, bu ülkeye yazık etmeyin... Lütfen denetimleri aralıksız sürdürün... Yasalar yetmiyorsa Meclis’e yasa teklifi getirin. Cezalar yetmiyorsa Bakanlar Kurulu kararıyla arttırın."

Bugün 8 Ocak 2006... Kuş gribi can alıyor... Nedeni salma tavuk... Sağlık Bakanı hálá "Salgın beklemiyoruz!" diye açıklama yapıyor. Eğer Türkiye’yi yönetenler Doğu’da, Batı’da, Kuzey’de, Güney’de denetimsiz kanatlı hayvan beslenmesini, ulu orta satışını, kesimini engelleyemezse kuş gribine bağlı ölüm sayısının artma olasılığı yüksek...

Ya seri no, ya seri katil

KUŞ gribinin bir salgına dönüşmesini engellemek olana bitene rağmen hálá mümkün. Yeter ki kriz anında soğukkanlı olalım, doğru önlemleri alaım. Ne kadar erken davranırsak o kadar çok can kurtulur. Nedir doğrular?

1) Evinde, bahçesinde kanatlı hayvan besleyenleri ve ailelerini bilgilendirmek, 2) Medyayı doğru ve anında bilgilendirmek 3) Veteriner kontrolü olmadan beslenen kanatlıların itlafı için yarından tezi yok yasa çıkarmak 3) Bir daha da salma kanatlı hayvan beslenmesine izin vermemek.

Sonra? Kanatlı üretimi ve satışında "izlenebilirlik" prosedürlerini (tracibility) bir an önce yasalarla uygulatmak...

İzlenebilirlik ne mi demek? Anlatayım..

Diyelim ki bir lokantada himininizin canı tavuklu pilav çekti... "Tavuğu nereden alıyorsunuz?" diye sordunuz. Garson eveledi geveledi sonra "A şirketinden" dedi. O an ikna oldunuz ve tavuklu pilavı ısmarladınız.

Sipariş geldi. İlk lokmayı himini tam ağzına atacak garsonunun güvensiz tavırları aklınıza geldi ve soluğu mutfakta aldınız. "Hani nerede? Pişirdiğiniz tavuğun seri numarası gösterin" diye hesap sordunuz. Onlar da size bir barkod etiketi gösterdiler.

Cep telefonunuzdan Tarım Bakanlığı’nın "Yediğini İçtiğini İzle" sitesine girip barkod numarasını sorguladınız. Gördünüz ki gerçekten de A şirketi, o tavuğu o lokantaya iki gün önce satmış...

Nasıl ama sistem? Rüya gibi mi? Şu an için belki...

Ama göreceksiniz çok kısa bir süre içinde iş bu noktaya kadar gelecek. Gelmek zorunda da.

Tarım Bakanlığı işe hemen kasaplardan ve marketlerden başlamalı. Üzerinde seri no’su belli olmayan kanatlı hayvan satışına yarından tezi yok izin vermemeli. Belediyeler lokantalarda "seri numarası" belli olmayan kanatlı hayvan kullanımını yasaklamalı. Turizm Bakanlığı da otellerde aynı denetimi yapmalı (Bu arada kuş gribinden bir iki de turist öldürdüğümüzü düşünsenize!)

"Seri no" niye mi önemli?.. Bugünlerde seri no’su olmayan bir tavuk kolayca seri katil olabiliyor da o yüzden... Bilmem anlatabildim mi?

Lafgüzarlık

HÜKÜMET
sözcüsü "kuş gribi süphesi var" diyenlere "işgüzarlar" dedi.

Ağrı’daki vaka kuş gribi çıktı. Halkla ilişkiler literatürüne kurum sözcülerinin bir türünü tanımlayan çiçek gibi bir sözcük kazandırdım. Lafgüzar!

Lafgüzar neyin sözcülüğünü yaptığının özünü unutup lafla peynir gemisi yürütebileceğini sanır. İçi boş konuşur.

Bazı durumlarda patavatsızdır. Hatayı hep medyaya arar. Tek savunma yöntemi medyaya saldırıdır. Sözcülüğü sadece medyaya yaptığını sanır.

Özür dilerken bile amacı özür dilemek değil işin içinden sıyrılmaktır.

İşgüzarlık yaptığım düşünülüyorsa kusuruma bakılmasın...

Benim işgüzarlığım en fazla çiçeklere, böceklere, kuşlara zarar verir! Ya hükümet sözcüsünün lafgüzarlığı?

Başbakan bir gün de çıkıp ciddi hata yapan bakanını görevden alsa değil mi? Halk onu görevden almadan önce...

Çekirgelik

Bir insanın zeki olup olmadığı yanıtlarından, bilge olup olmadığı, sorularından anlaşılır

(Necip Mahfuz)
X