"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Meral Tamer'in önerisini tamamlıyorum

<B>MERAL Tamer</B> dün <B>Milliyet</B> Gazetesi'ndeki köşesinde son derece makul bir öneri getirdi. Özeti şuydu:

‘‘Kurtarılacak bankaların çoğunun kárlı işleri var. Onları satıp parasını bankalarına koysunlar.’’

Önerisini tamamlıyorum.

Kendileri satmıyorsa, devlet zorla sattırsın.

Satmıyorsa da, yardım kapsamından çıkarılsın.

Böyle yapılmadığı takdirde, bu yardımı kamuoyuna anlatabilmek mümkün olmayacak.

ŞİRKETLERİNE KIYSINLAR

Çünkü, hükümet, ‘‘Reel sektöre yardım edeceğiz’’ diyor.

Ama kamuoyu, ‘‘Bankalarını batırmış bazı kimseler kurtarılacak’’ diye anlıyor.

Kamuoyu haksız da değil.

Kulislerde ‘‘kurtarılacağı’’ söylenen bazı bankalara bakıyoruz.

Hemen hepsinin oldukça kárlı başka yatırımları var.

Ama hiçbiri, bu kárlı şirketlerini satmaya kıyamıyor.

Hem onlar bizde kalsın, hem de devlet bizi kurtarsın.

Yani, para kazandığım şirket bana kalsın, batırdığım bankayı devletin sırtından kurtarayım.

Görüntü budur.

Ancak olayın biraz gerisine baktığınız zaman başka bazı gerçekleri görmek de mümkün.

Zorda olan bankaların bazıları, ‘‘sistemi sarsabilecek’’ büyüklükte.

Yani onlara el koymak yerine, kurtarılmalarını sağlamak mantıklı bir çözüm olabilir.

Zaten buna kimsenin itiraz ettiği de yok.

Ama gelin bunun bazı şartlarını da konuşalım.

Mesela önünüzde şöyle bir banka var ve arsızca kurtarılmayı bekliyor.

Sahibi, topladığı paranın tamamını kendi şirketlerine kredi olarak pompalamış.

Benzeri, hatta bundan çok daha küçük ölçekte bunu yapan başka bazı bankaların sahipleri içerdeyken, o ‘‘şerefli bir vatandaş’’ olarak dışarda geziyor.

İçeri girip yargılanması gerekirken, şimdi bir de devlet tarafından kurtarılmayı talep edecek kadar da yüzsüz.

Şimdi bu adam kurtarılacak mı?

Diyecekseniz ki, adamın bankası kurtarılırsa, o da reel sektöre kredi verecek.

Ama adamın sicili ortada.

Sicil öyle berbat ki, kimse ondan bırakın kredi almayı, bulaşırım diye mahallesinden geçmeyi bile aklından geçirmemiş.

Kimseye kredi vermeden yaşayan bir banka.

Reel sektör diye bildiği tek şey, kendi şirketleri.

Ha babam oraya pompalamış.

Şimdi o da kurtarılacak.

Bu sadece bir örnek.

Hükümet eğer bir bankaları rahatlatma operasyonu yapacaksa, bunun koşullarını mutlaka çok iyi belirlemek ve kamuoyunu ikna edici bir şekilde açıklamak zorunda.

ÜÇ ŞART

Bir; kredilerin tamamını kendi şirketlerine pompalamış bankalar bunun dışında tutulacak. Çünkü onların yeri şeref kürsüsü değil, cezaevidir.

İki; ellerinde kárlı işleri olan bankalar da ellerini taşın altına koyacak. Devlet bir koyacaksa, onlar da kendi şirketlerini satıp iki, üç koyacak.

Üç; devlet bu bankalardaki parasını geri alıncaya kadar yönetimlerinden elini çekmeyecek.

Bunları yapacak, çünkü bankayı kurtarmakla ‘‘imtiyazlı bir aileyi kurtarmak’’ arasına kesin bir çizgi çekmek zorunda.

Yani özetle, ‘‘bedeli ödenmemiş bir yardım’’ olmayacak.

Bu şartları yerine getiren bankaya yardım konusunda kimsenin itirazı olmaz.

Ve operasyonun üzerine de şaibe konmaz.


Kalbe giren 22.5 santimlik bıçak


İKİ gündür dehşetle bu olayı izliyorum.

Cebinde 22.5 santimlik bir bıçak taşıyor.

‘‘Bana anlamlı baktı’’ diye genç bir adamın kalbine bıçağı saplıyor.

Bıçaklanan adam 48 saat ölümle pençeleşiyor.

Ve 22.5 santimlik bıçağın sahibi, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılıyor.

Böyle bir şey duydunuz mu?

48 saattir dehşetle bu olayı tartışıyorum. CMUK buna izin veriyormuş.

Batsın böyle bir izin.

Evimin salonuna kadar giren hırsızı yakalayıp polise teslim etmiştik.

Bir ay sonra elini kolunu sallayarak dolaşmaya başladı.

Ona alışmıştık.

Şimdi eli 22.5 santim bıçaklı adam, bıçağındaki kanla serbest dolaşıyor.

Demek bizi Allah korumuş. Şanslıymışız...
X