"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

‘Menekşe’den Önce’ bir an önce vizyona girmeli

HERKES o belgeselden söz ediyor...<br><br>Adı “Menekşe’den Önce...”

2 Temmuz’da Sivas’ta yakılarak katledilen 33 kişinin belgeseli.
Soner Yalçın yönetti, Fazıl Say da müziğini yaptı.
Diyeceksiniz ki Soner Yalçın 17 aydan beri tutuklu, girdiğinde yarıda kalan belgesel, onun yokluğunda nasıl biter?
İnsanın sağlam dostları varsa, pekâlâ olur.
Bir grup kadın arkadaşı Soner’in yokluğunda “Menekşe’den Önce”yi tamamlıyor ve pazartesi özel bir gösterimle İstanbul’da davetlilere izletiyor.
Ben ne yazık ki kızımı Bodrum’a getirdiğim için izleyemedim.
Dün Doğan Hızlan da yazdı:
“Olağanüstü bir hüzün yarattı her karesi... İnsanlık adına utanç gününün, en üzücü karelerinden birisidir... Tanıdığımız, okuduğumuz dostlarımız bir merdivende ölümü bekliyorlardı. Çaresiz... (...)
Dışarıda insanlığından çıkmış bir kalabalık! Çıldırmışçasına ateşin yükselişini seyrediyorlardı. İnsanlık tarihinin en utanç verici eylemlerinden birini gerçekleştiriyorlardı. O an ne insaf vardı, ne insanlık, ne devlet, ne de vicdan. Yangında bütün bu kavramlar kavrulmuştu.”
Sadece Doğan Bey’in yazısından değil, pek çok insandan belgeselin muhteşem olduğunu, her izleyeni ağlattığını duydum./images/100/0x0/55eb48e9f018fbb8f8b74e92
En kısa zamanda vizyona girmesi gerekiyor ki, herkes izleyebilsin...
Halide Yıldız, işte o belgeseli Soner’in yokluğunda tamamlayan o arkadaş grubundan biri.
Belgeselin yapım koordinatörü.
Beni kırmadı sorularımı yanıtladı...

Bu belgesel fikri ne zaman, nasıl doğdu?
-  Uzun süredir Soner’in kafasındaydı bu proje. O tarifsiz acıyı, samimi ve doğru bir şekilde, kendi süzgecinden geçirerek anlatabileceği bir belgesel yapmaya karar vermişti. Bunu “gönül borcu” olarak görüyordu. Soner, orada dostlarını kaybetti, hatta o da orada olacaktı o gün, olamadı. Belgeseli 2010 yazında çekti, montaj, kurgu çalışmaları devam etti. 14 Şubat 2011 Pazartesi günü o aşamadaki son halini seyretmeye, üzerinde çalışmaya gidecekti ki... Gidemedi. Aynı gün gözaltına alındı.

Peki o cezaevine girince ne oldu...
-  Haliyle, belgesel durdu...

Sizler kendinizi, belgeseli tamamlama konusunda sorumlu mu hissettiniz?
-  Tamam bizler Soner Yalçın’ın dostlarıyız ama bir taraftan da bunu bu ülke için “bir şeyler” yapabilme fırsatı olarak gördük. Somut ve değerli “bir şeyler”.

Peki bu işlerden anlar mıydınız?
-  Hayır hiç. Ben ne gazeteciyim ne de belgeselci. Ama Soner Yalçın’ın dostları, ufak bir kadın grubu, çok inandığımız bu projeyi hayata geçirebilmek için bir araya geldik. Canla başla çalıştık, risk aldık ve sonunda tamamladık.

Kimlerden oluşuyor bu kadın grubu?
-  Zeynep Altıok, Tuğçe Tatari, Elif Ilgaz, Melda Onur, Tuğba Ezeroğlu, Ebru Köktürk Koralı, Elif Yıldız ve Canan Kaftancıoğlu.

Peki sizin asıl işiniz ne, eğitiminiz ne?
-  Tasarımcı ve dekoratörüm. Boğaziçi Üniversitesi İş İdaresi Bölümü mezunuyum. Yaptığım işin eğitimini almadım ama uzun yıllardır çeşitli otel ve ev projelerini hayata geçiriyorum. Mobilya, aydınlatma ve aksesuvar üzerine de tasarımlarım var.

Sizin için bu belgesel ne ifade ediyor?
-  Utanç! Yaşadığım çağda şahit olduğum olaylar için hepimiz adına utanç duyuyorum...

Her dileyen izleyebilecek mi?
-  İstanbul’da özel bir gösterim oldu, 6 Temmuz’da da Ankara’da olacak. Ama tabii ki sadece davetli olanlar izleyebiliyor. En büyük temennimiz, bu filmi mümkün olduğu kadar çok insana izlettirebilmek. Bir sürü insan da sitem etti, “Biz ne zaman izleyeceğiz?” diye. “Vizyonda” dedik. Bazı dağıtım şirketleriyle görüşmelerimiz sürüyor. Ayrıca festivallerden de büyük ilgi görüyor.

Soner Yalçın’ın ne zaman özgürlüğüne kavuşacağını düşünüyorsunuz?
-  Bu konuda herhangi bir akıl-mantık veya hukuki zemin üzerinden fikir yürütülebileceğini asla düşünmüyorum. Keşke öyle olabilseydi, biraz daha inanç ve güvenle bakabilirdik geleceğe. Ama ne yazık ki olamıyor, bu davalar hukuki değil siyasi davalar...

BELGESELİN ADI NEDEN ‘MENEKŞE’DEN ÖNCE?’

Menekşe, 17 yaşında bir genç kız. Annesi, onu Sivas katliamında kaybettiği iki evladından Koray ve Menekşe’den sonra, hayata tutunabilmek için doğurmuş. Geleceğe umutla bakabilmek için...

Siyasi söylemi yok

Ne amaçla çekildi bu belgesel?
-  Unutturmamak için çekildi! Gerçek bir farkındalık yaratmak için çekildi. Ölümü, vahşeti, sadece bir haber olarak okuyup izlemekten, bizleri böyle tehlikeli bir yabancılaşmadan alıkoymak, korumak için. Ders almak, acı tekrarları önlemek ve biraz olsun empati kurdurabilmek için...

Diğer belgesellerden farkı ne?
-  Siyasi bir söylemi yok. Habercilik anlayışıyla yapılmamış. Olan biteni, birebir yaşayıp hayatta kalanlardan ve en yakınlarını kaybedenlerin ağzından dinliyoruz. Yirmi yıl sonra, hâlâ taptaze olan acıyı hissediyoruz. Bu acıya kayıtsız kalabilecek bir insan olduğunu zannetmiyorum!

Kanser erken teşhis testi yaptırsam mı, yaptırmasam mı?

UMURUMDA bile değil zannediyordum ama...
Öyle değilmiş.
Beynimin bir yerlerine takılmış kalmış. Düşünüp duruyormuşum...
Neyi mi?
Onko Test.
Meme kanseri erken teşhis testi.
Telaşa gerek yok, ortada bir sorun yok, sadece merak bu.
Bir gün olur mu acaba?
Bir gün benim de başıma gelir mi acaba?
Bir test yaptırıyorsun, cevabını alıyorsun! Bir zorluğu yok, son derece basit bir uygulamayla yapılıyormuş. Tükrük alınarak.
22 farkı gen taranıyor, meme kanserine yakalanma riskin yüzde 99 güvenli biçimde tespit ediliyor.
Ve 15 gün sonra sana söyleniyor.
3 ihtimal söz konusu.
Yüksek risk çıkabilir.
Orta seviyede risk çıkabilir.
Standart risk çıkabilir.
Standart çıkarsa ne âlâ, yırttın.
Ama yüksek risk çıkarsaaa...

*

Bodrum’da her sene olduğu gibi yine Yeşilyurtlular Sitesi’ne yerleştik, her sene farklı bir ev, bu seneki ev sahibim bir doktor hanım.
Senelerce yurtdışında yaşamış, çalışmış. Yeni tanıştık, çok sevdim.
Oradan buradan sohbet ederken, bu testten söz ettim. Biliyordu. Testin güvenilir olduğunu da söyledi.
Ama gözlerinden bir bulut geçti.
“Bir şikâyetiniz var mı?” dedi.
“Hayır” dedim.
“Ailenizde göğüs kanseri vakası var mı?” diye sordu.
“Evet” dedim, “Kuzenimi kaybettik geçen sene. Teyzemde çıktı, ama sonra başka yerlere sıçradı. Sanırım anne tarafımda başka kadınlarda da var” dedim.
“O zaman niye yaptırıyorsunuz!”
dedi.
“Hastalığın oluşma ihtimalini azaltıcı önlemler alabilirim. Koruyucu ilaçları kullanılabilirim. Daha sağlıklı bir yaşam tarzını benimseyebilirim” gibi şeyler söyledim.
“Haklısınız” dedi, “Bir tıp doktoru olarak bu söylediklerinizin hepsini onaylıyorum, bilinçli bir tavır. Ama sizi tanıyan bir okurunuz ve şimdi komşunuz olarak, iyi düşünün diyorum. Ya yüksek risk grubunda çıkarsanız ve bunu kafaya takarsanız ne olacak? Güzel bir dengeniz var, mutlusunuz, iyisiniz, sağlıklısınız. O dengeyi bozacak bir şey yapmak istediğinizden emin misiniz?”

*

Güldüm.
Güldüm ama o andan itibaren içim içimi yiyor!
Yaptırayım mı, yaptırmayayım mı?
Gerçi ben her şeyin, her korkumun üzerine gitmeyi seviyorum.
Galiba, şahane doktor komşumun söylediklerine rağmen gelecek hafta sırf merakımdan gidip yaptıracağım.

Dosta düşmana duyuru

Twitter’da birden fazla Ayşe Arman var. Ama biri, diğerlerinden daha hevesli, herkese cevap yetiştiriyor, yakınlarım bile “O sen misin!” diye soruyor, şüphe ediyor. Değilim. Dosta düşmana duyurulur!..

X