Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Memleket hasretini gidermenin çeşitli yöntemleri vardır...

Avrupa kentlerinden birinde, yolun kenarına park etmiş bir aracın lastikleri başında çömelmiş, lastikleri bıçaklayan bir adam görmüş trafik polisleri.

Koluna girip ayağa kaldırmışlar ve “Neden bu aracın lastiklerini bıçaklıyorsun?” diye sormuşlar.

Adam bir iç geçirmiş ve anlatmış yaptığının nedenini:

- Ben Türk’üm. Çalışmak için ülkenize geldim ve yıllardır memleketime gitmek imkanı bulamadım. Bu aracın plakasına bakarsanız onun Türkiye’nin bir kentinden geldiğini anlarsınız. İşte ben bu aracın lastiklerini bıçakladıktan sonra çıkan havayı içime çekiyordum. Yani memleket havası alıyordum.

Bu fıkranın devamı yok.

Trafik polislerinin bir aracın lastiklerini bıçaklayıp memleket havası alan bu Türk’e ne yaptıklarını bilmiyoruz.

Zaten sade fıkralar değil öyküler de, “sonra ne olmuş” sorusu zihninizde yoğunlaşmışken sona ermez mi?

 

Özlem çekmek kaçınılmaz

 

Bütün zorlukları aşıp sonunda aşık oldukları yakışıklı ve varlıklı erkeklerle evlenmeyi başaran Cindrella’nın veya Pamuk Prenses’in, mutlu olup olmadıklarını merak etmez misiniz?

Yazının başındaki memleket hasreti çeken Türk’e dönersek.

Uzunca bir süre yurdundan ayrı kalıp da, özlem çekmeyen var mıdır?

Ben gazetecilik mesleğinin gereği uzak dünya köşelerine giderken, memleket hasretini dindirmenin yolunu, Türk müziğini beraberimde taşıyarak bulmuştum.

O zamanlar “iPod” olmadığı için, “walkman”imle birlikte, 7-8 tane kaset alırdım yanıma. Hafız Post’un, Dede’nin, Tabi Mustafa’nın, Hacı Arif Bey’in ve bu çizgideki bestekarlarımızın yapıtlarının, Münir Nurettin Selçuk’tan, Safiye Ayla’dan, Muazzez Abacı’dan yorumları bulunurdu bu kasetlerde.

Sonraları bir düşündüm ki, YangÇe’nin, Nil’in, Tuna’nın, Ganj’ın denize döküldükleri yerlerde bu besteleri dinlemişim. Victoria şelalesinin uğultusuna Rast Kar-ı Nev’i karıştırmışım.

Yahya Kemal, Itri’nin bestelerinin hala “gemiler geçmeyen bir umman”da çalındıklarını söyler ya.

Ben de memleket hasretini gidereyim derken, bu besteleri dünyanın büyük nehirlerinden denize taşımışım…

 

Paris’e dönük hayaller

 

Nadir Nadi anlatmıştı uzun yıllar önce.

O dönem basının çok ünlü bir yazarı için Paris rüyalardaki hayal şehirmiş. Her sohbette “Ah bir Paris’e gitsem” diye söze başlarmış.

Derken bir gün Fransız hükümeti aralarında bu yazarın ve Nadir Nadi’nin de bulundukları bir grup gazeteciyi Paris’e davet etmiş. Günü gelince uçağa binmişler hep birlikte. Derken uçak Paris’te havaalanına konmuş.

O anda bu yazar “Ah güzel İstanbul, senden nasıl ayrıldım” diye sızlanmaya başlamış. Hatta inmeyip, aynı uçakla İstanbul’a geri dönmek istediğini de söylemiş hosteslere.

Sonuçta bu yazarı, Türk yemekleri yapılan bir İstanbul Ermenisinin lokantasına bırakmışlar. Heyet bir hafta boyunca Paris’i gezerken, bu yazar o lokantadan hiç çıkmamış.

Davet bitip geri dönerlerken uğrayıp lokantadan almışlar bizim yazarı ve İstanbul’a geri dönmüşler.

Bütün bunları hatırlarken, bazıları “Ben artık bu ülkede yaşamak istemiyorum” deyince sadece gülümsüyorum.

 

Gece burada kalalım

 

Bir İsveç hikayesi vardır.

Baba ile oğul her pazar yemek çantalarını sırtlar ve iki saat yürüdükten sonra kent dışındaki kırlarda piknik yaparlarmış.

O pazar da çantalarını sırtlanıp yola çıkacakken yağmur başlamış. Bunun üzerine baba oğluna “Bu yağmurda dışarıda yürüyemeyiz. Bunun yerine yemek masasının etrafında iki saat yürüyerek döneceğiz. Yemeğimizi yedikten sonra da iki saat daha masanın etrafında dönersek, her pazar yaptığımızı aksatmamış oluruz” demiş.

Öyle yapmışlar ve iki saat masanın çevresinde döndükten sonra yemeklerini masanın üzerine açmışlar. Tam yemeğe başlayacakken baba oğluna “Bana tuzu ver” demiş. Oğlan tuzluğu çantalarına koymayı unuttuğu için, mutfaktan getirip vermiş babasına. Baba buna çok sinirlenmiş.

- İki saat masanın çevresinde dön ve eve git. Tuzluğu al, sonra iki saat dönüp tuzluğu bana ver, demiş.

Oğlan bunu yapmış.

Hava kararırken oğlan babasına dönmüş,

- Baba ben çok yorgunum, geceyi burada geçirelim, demiş.

Gece orada kalmışlar.

X