Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Memleket açısı

Mümtaz SOYSAL

Böyle günler, sapla samanın birbirine karıştığı, bastırılmış komplekslerin kusulduğu, tutulmuş reflekslerin boşaldığı günlerdir.

Adam harcama tezgáhlarının da çalıştırıldığı, ama her şeyin yerli yerine oturtulması gereken günler de bunlardır.

Toplanan, panayır değil, nihayet bir ülkenin parlamentosu. Yani, her şeyin en yukarı düzeyde tartışılıp konuşulacağı yer. Toplanışı da usülüne uygun.

Girişimin başını ‘‘küskünler’’in çektiği açık. Ama, oturum başladığında ortaya çıkan sayı toplantı isteyenlerin iki katı kadar olduğuna göre, kimin niçin geldiğini biraz daha derinliğine düşünmek gerekmez mi?

Tamam, en başta küskünler. Haklılar mı, haksızlar mı, o ayrı sorun.

Sonra, Öcalan dolayısıyla ortaya çıkan durumun değerlendirilip zorunlu yasal düzenlemelerin hemen yapılması gereğine içtenlikle inananlar.

Seçimlerin birleştirilmesini ve dokuz ay öncesinden karar alıp sağlıklı yasal zemini hazırlanmamış bir genel seçime gidilmesini zaten yanlış bulanlar.

Fazilet Partisi içinde, bu fırsatı kendi amaçlarına da uygun düşecek yasal düzenlemeler için kullanmak isteyen bir kanat.

Görünürde erken seçimden yana gözükmekle birlikte, başarı şanslarındaki değişmeler dolayısıyla ‘‘Acaba mı?’’ demeye başlamış olan partililer.

Her zaman böyle değil midir? Her harekete çeşitli saiklerle katılan değişik insanlar olmaz mı?

Önemli olan, ortaya çıkan durumların doğru amaçlara yöneltilmesidir.

Şaşırtıcı olan da, işbaşında bulunan iktidarın ortaya çıkan durum karşısında şimdiye kadarki davranışı, daha doğrusu davranışsızlığıdır. Birkaç hafta önce, ‘‘Pişmanlık Yasası'nın çıkarılması ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri konusunda yeni düzenlemenin yapılması gereğine, MGK gibi biz de inanıyoruz; ama Meclis'i toplayamayız ki!’’ diyen bu hükümetin başbakanı değil miydi?

İşte Meclis. Hangi saiklerle toplanmış olursa olsun, karşınızda.

İktidar da, iş yapma, durumları değiştirip istenen amaca yöneltme yeridir.

Hükümet Meclis'in önüne çıksa ve ‘‘Pişmanlık Yasası için bir an önce çalışmaya başlayalım; DGM değişikliği de hemen geliyor; önce onları bitirelim!’’ dese, hem kendisiyle tutarlı kalmış, hem de bu yönde olumlu bir çoğunluk oluşturmuş olmaz mı? Meclis'in toplanışına çeşitli saiklerle katılmış olanları ivedi ve doğru amaçlara yöneltmenin akılcı yolu da bu değil midir?

Ama, şimdiye kadar görülen, böyle bir öncülük isteği değil.

Oysa, toplantı, ülke çıkarlarının gerekli kıldığı işleri yapmak açısından bulunmaz nimet sayılmalıdır. Bunun yerine, toplantıyı kötülemek için başkalarının siyasal niyetlerini, pazarlıklarını, uzlaşmalarını öne çıkarmak, ayağa gelen nimeti tepmek değildir de nedir?

Haydi, hükümet konjonktür rüzgárına yelken açıp apar topar seçime gitme sabırsızlığıyla böyle bir tutum benimsedi diyelim; bu, onun siyasal hesapları açısından anlaşılır bir şey olabilir. Peki, aynı olumsuz tutum, üstelik çarpıtmalar, kişisel kara çalmalar, yalanlamaya bile değmez asılsız haberlerle gazete sayfalarına, televizyon ekranlarına yansıdığı ve yapıcı hiçbir seçenek de gösterilmediği zaman, bunu hangi hesapların açısına oturtmak gerekir?

Bu toplumda, hesapsız kitapsız, bir de memleket açısı yok mudur?



X

YAZARIN DİĞER YAZILARI