Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

"Meme büyümesi" erkeği denizden mahrum bırakıyor

Kadınlar için memelerinin vücutlarıyla uyumlu büyüklükte bulunması, estetik açıdan olduğu kadar fiziksel açıdan da önem taşıyor.

Çünkü iri memelere sahip kadınlarda omurgaya fazla yük bindiğinden sırt bölgesinde ağrılar, duruş bozuklukları, meme altı cildinde oluşan kızarıklık ve bazen de yara gibi oluşumlar ortaya çıkabiliyor. Kadınlardaki kadar ağır sorunlar yaratmasa da erkekler de memelerindeki büyüme ve meme bölgesindeki yağlanma nedeniyle psikolojik sorunlar yaşıyor.

Erkeklerde meme yapısının oransal olarak büyük olmasını "Jinekomasti" olarak adlandırıyoruz. Jinekomasti bir erkek hastalığı. Memede oluşan büyüme tıpkı kadın memesine benzer bir görüntü yarattığı için jinekomasti, özellikle de yetişme çağındaki genç erkekleri rahatsız ediyor. Günlük yaşamda rahatlıkla tişört giyemeyen, denize girerken memelerindeki büyüme ve oluşan görüntü nedeniyle sıkıntı çeken erkekler, yaz mevsimi geldiğinde denizden mahrum kalıyor. Ya da görüntülerinden utandıkları için tişörtle denize giriyor.

Bazı erkekler yaşadıkları bu sorun nedeniyle büyük bir utanç duygusuna kapılarak ailesinden rahatsızlığını gizleyebiliyor. Farklı nedenler ileri sürerek doktora başvuruyor. Yani erkekler meme bölgelerindeki büyüme nedeniyle doktora gittiklerini ailelerinden bile saklamak zorunda kalıyor.

AŞIRI KİLO ALIP VERME MEMELERİ BÜYÜTÜYOR

Neden erkeklerde böyle bir hastalık ortaya çıkıyor sorusuna gelince, genellikle doğuştan kaynaklanan faktörler nedeniyle jinekomasti oluşuyor. Ergenlik çağından itibaren ortaya çıkmaya başlayan hastalığa karşı, önceleri hormonal dengesizlik olduğu düşünülerek çeşitli incelemeler yapılıyor. Ancak jinekomasti görülen erkeklerin çok azında "hormon dengesizliği" saptanıyor.

Doğumsal nedenlerin yanı sıra erkekte jinekomastiye neden olan bir diğer sebep de, aşırı kilo alıp vermek. Vücudun taşıyabileceğinden fazla kilo alıp vermek, üstelik uzun süreler aynı kilolarda kalmayı başaramadan bu değişiklikleri yaşamak, her kilo alınmasının ardından meme bölgesinde kalıcı yağlanmaya yol açıyor. Üstelik bu bölgedeki yağlanma, diğer bölgelere göre daha fazla oluyor. Bu sayede gelişen jinekomastiler daha çok olgunluk yaşında olan gruptur.

Spor yapanlarda çeşitli nedenlerle verilen aralar, östrojen dengesinde bir aktivasyon sağlayıp jinekomasti oluşturabiliyor. Vücutta kas oluşumunu artırıcı vitamin takviyesi alanlarda da bu çeşit jinekomasti sorunu olabiliyor.

YATKIN BÜNYELERDE DAHA SIK GÖRÜLÜYOR

Jinekomasti sorunu tüm erkeklerde görülmüyor. Bazı erkeklerin vücutları meme bölgesinde oluşacak yağlanmaya daha müsait oluyor. Jinekomasti tesbit edildiğinde eğer hormonal bir problem varsa önce o tedavi ediliyor. Daha sonraki tedavi ise mutlaka cerrahi tedavi oluyor. Çünkü ameliyat dışında tedavi şansı olmuyor. Ameliyat genel veya lokal anestezi ile yapılabiliyor.

Meme ucunun hemen alt bölgesinden 1-2 santimetrelik bir kesi yapılarak giriliyor. Burada daha sonra ciddi bir ameliyat izi olmuyor. Önce bölgedeki artarak birikmiş olan yağ dokusu alınıyor sonra da eğer varsa süt bezleri alınıp azaltılıyor. Daha sonra alınmayan gizli dikişlerle burası kapatılıyor. Özel bir korse-bandaj uygulanıyor.

Ameliyat sonrası ciddi ağrılar olmuyor. Üçüncü haftadan itibaren denize girilebiliyor.

Ameliyattan sonra hastanın 2-3 hafta korse kullanıp güneşlenmemesi öneriliyor ve günlük yaşamıyla ilgili ciddi kısıtlamalar yapılmıyor. Cerrahi tedaviden sonra jinekomastinin tekrar oluşması sözkonusu değil.

HIZLI VE YAĞLI BESLENME TARZI VAKA SAYISINI ARTIRIYOR

Jinekomastinin özellikle gençlerde oluşmasının kilo ile bir ilgisi çoğu kez yoktur. Çok zayıf bir erkeğin jinekomastisinin olduğu seyrek görülen bir durum değildir. Daha ileri yaşta görülmesi çoğu kez kilo artışı ile birlikte olur. İleri yaşta görülmesi halinde de tedavi cerrahi olarak yapılmaktadır.

Türkiye’de diğer ülkelere göre daha fazla olduğuna dair bir gözlem veya döküman bulunmamakla birlikte hormonlu ve suni şartlarda yetiştirilen sebze ve meyve tüketimi, doğal şartların zorlanarak elde edilen gıda grubunun artması, aşırı yağlı fast food tüketimi ile jinekomasti sayısında artış gözlemlenmektedir.

Bacaklardaki örümcek damarlara ilaçlı tedavi

Kadınlar bacaklarında örümcek ağı, ağaç dalı ya da kedi tırmığına benzeyen damarlar oluştuğunda paniğe kapılıyor. Ciddi bir sağlık sorunu yaratmayan ancak estetik kaygıya yol açan bu damarlar, ince iğneler yardımıyla damar içine verilen özel ilaçlarla tedavi ediliyor. Bu ilaçlar damarın karşılıklı iki duvarını birleşmiş iki el gibi yapıştırarak yok ediyor. Örümcek ağı damarlar "Skleroterapi" olarak bilinen bu yöntemle yüzde 80’e varan başarı oranıyla azaltılıyor.

Kadınlar en çok tedaviden sonra yeniden damar oluşup oluşmayacağını merak ediyor. Skleroterapinin seçilmiş hastalarda uygun yöntem kullanılarak yapılması büyük önem taşıyor. Skleroterapinin uygulanması sırasında bir milimetreden ince damarlarda sorun yaşanabiliyor. Bu nedenle 3-15 milimetre çapındaki varislerde etkin bir şekilde uygulanabiliyor.

Skleroterapi uygulansa da tedavi sonrasında örümcek damarlar yeniden oluşabiliyor. Damarlara uygulanan ilaç tedavilerinin yanı sıra, laser, cerrahi ve radyofrekans yöntemleri sonrasında da nüks oluşabiliyor. Bu nedenle hastalığı iyi tanımlamak amacıyla venöz doppler (doppler ile damar incelemesi) istiyoruz.

Ana toplardamarda bir yetersizlik olduğu halde, sadece görünen bölge üzerinde işlem yapılırsa tekrarlama ihtimali yüksek olacaktır. Bu nedenle her olguda olduğu gibi yüzde 5-10 nüks oranı var. Yöntemin şişman kişilerde uygulanmasında sakıncalar bulunduğuna da değinmeden geçemeyeceğim. Şişmanlarda yağ dokusu fazladır. Ayrıca damar çapı o kadar ince oluyor ki, damar patlıyor, uyguladığımız ilaç cildin dışına çıkabiliyor. Deri altında reaksiyon oluyor, şişmanlarda yara iyileşmesi daha zor oluyor. Bu yöntemi lenf ödemli hastalarda da uygulamaktan kaçınıyoruz.

n International Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Ata Genç

Sünnet için ideal yaş kaçtır

Sünnet için en uygun yaşın hangisi olduğu, ailelerin en çok sorduğu soruların başında geliyor. Sünnette en doğru yaş 0-3 yaş arası bebekler ile, 5 yaş ve üzerindeki çocuklardır. Sünnet 3-5 yaş arası çocuklarda psikolojik travmaya yol açabiliyor, bu nedenle bu yaş grubuna önermiyoruz.

Son zamanlarda birçok aile yenidoğan döneminde sünnet yaptırmayı tercih ediyor. Bu durumun olumlu ve olumsuz yönleri var. Yeni doğan döneminde sünnet kolaydır, genel anestezi gerektirmez. Sünnetli bebeğin bakımı da rahattır. Ancak bu dönemde çocukta farkındalık olgusu henüz gelişmemiş olduğu için, çocuk sünnet şöleninin güzelliğini yaşayamaz. Bu bizim kültürümüzde sadece tıbbi bir işlem değil, tüm ailenin kenetlendiği, adeta bir bayram gibi kutlandığı özel bir durum. Yaş faktörünün göz ardı edildiği durumlar da var. Bazı özel durumlarda ise çocuğun yaşına bakmaksızın sünnet uygulanabiliyor: n Sünnet derisinin uç kısmının idrar akımına izin vermeyecek kadar dar olması

n Sünnet derisinin sıkça iltihaplanması

n Üç yaşına gelinmesine rağmen sünnet derisinin geri itilememesi

n Doğuştan böbrek ve idrar yolu anormalliklerinin olması

n Acıbadem Bursa Hastanesi Çocuk

Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Arif Gürpınar
X