Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Melekler Şehri

Serdar TURGUT

Hayatta hiçbir şeyi garanti diye görmeyeceksin.

Örneğin, benim çok sevdiğim bir arkadaşım var. Onun zevkine çok güvenirim.

Bir gün bana durup dururken dedi ki, ‘‘Haydi ‘Melekler Şehri' filmini seyredelim, duydum ki çok güzelmiş’’.

Evet aynen böyle dedi.

Yaklaşık iki saat sonra film bittiğinde aynı arkadaşım ‘‘Eh ne yapalım, filmin müziği güzeldi hiç olmazsa’’ diye söylendi.

Özür dilerim ama sadece benim suratımın gösterildiği üç saatlik bir filme bile U2, Peter Gabriel, Paula Cole ve Alanis Morisette’nin parçalarını koyarsanız, o filmden sonra da insanlar ‘‘Eh ne yapalım, filmin müziği güzeldi’’ diye söylenir, buna eminim.

Hayattaki her olayda güzel bir yanı bulup çıkarmaya çalışan ve bu nedenle de tedavisi mümkün olmayan optimist arkadaşım bile bu filmde beğenilecek bir yan bulamadı.

***

Anladığım kadarıyla Nicholas Cage ‘‘Leaving Las Vegas’’ filmindeki rolünü aynen burada da sürdürmeye karar vermiş.

O filmde Cage, etrafa aptal bakışlarla bakıyordu.

Sağılma anındaki inekler gibi gözleri ıslak ve buğuluydu.

Aslında bir anlamda mutluydu, ancak bu mutluluğunu bize göstermek için gülümsediğinde de diş etleri ortaya çıkıp son derece rahatsız edici bir manzara oluşturuyordu.

O film için mazereti vardı bu durumda olmasının. Çünkü ‘‘Las Vegas'tan Ayrılmak’’ filminde bir alkoliği canlandırıyordu.

Yeni filmde ise neden aynı şekilde etrafa baktığını açıklayabilmemiz için elimizde bir ipucu bulunmamakta.

Belki gerçek yaşamda alkoliktir kendisi ve rol yapma yeteneğini tamamen kaybetmiştir, bunu bilemem.

Ancak bu filmde de gözleri patlak patlak bakıyor ve zekâsı hayli düşük bir insan gibi komünikasyon kurmaya çalışıyor.

Ve siz filmin yaklaşık 20'nci dakikasında filan Nicholas Cage'i bir köşede kıstırıp, sıkı bir şekilde pataklamak ihtiyacıyla yanıp tutuşmaya başlıyorsunuz.

***

Amerika'nın post-modern New Age abuklukları evresinin klasik bir filmi bu.

‘‘İyilik yapanlar kazanıyor’’ teması var.

Şehirde melekler dolaşıyor.

Uzaktan gördüğüm kadarıyla diğer bütün melekler Nicholas Cage karakterinden çok daha akıllılar.

En azından bir kadına âşık olup da hayatlarını zehir etmemeyi bilecek kadar akıllılar.

Nicholas Cage ise Meg Ryan'a âşık oluyor.

Ah Tanrım, âşık olduktan sonra suratının aldığı şekli keşke bu sayfada size çizebilsem.

Hayatında kadın olmadan önce mel mel bakıyordu.

Kadın işin içine girince suratı öyle bir hal aldı ki, en mutlu anında bile onu sokakta görmüş olsaydınız mutlaka acıyıp biraz para tutuştururdunuz eline.

Kadın öncesinde tek elle sağılan inek suratına sahipti.

Kadından sonra otomatik süt sağma makinesine bağlanmış inek suratına sahip oldu.

***

Allah'tan Meg Ryan, Nicholas Cage'in suratını göremiyordu.

Güya kendisi melek ya, insanlar onu göremiyor.

Ryan'ın adamın suratını görememesi iyi oldu, çünkü eğer suratındaki ifadeyi görseydi adamın yanından hemen kaçar ve filmin henüz daha giriş aşamasında sona ermesi gerekirdi.

Senaryoyu yazanlar başlarda Cage'i görünmez adam yaparak Hollywood'un ‘‘Her film ortalama 90 dakika sürmelidir’’ kuralına uymuş oldular.

***

Cage iyi insan rolünü oynuyor.

Bence de iyi insan ama aynı zamanda da bir seks sapığı.

Filmin bence en komik bölümünde Cage, görünmez haliyle Meg Ryan'ın evine giriyor.

Kadını resmen dikizlemeye başlıyor.

Dahası Ryan banyo yaparken de banyonun tam yanına, bütün manzaraların tam olarak görülebileceği bir açıyla oturuyor.

Yalnız olduğunu sanan Meg Ryan da bacaklarını aça aça bir güzel yıkanıyor.

Cage bu olaydan sonra kadına âşık olduğunu sanıyor, ama bence sadece tahrik olmuştur.

Aslında bu sahneyi filmin hemen başına, örneğin ilk beş dakika içine koymuş olsalardı, o zaman Cage'in surat ifadesinin neden böyle mel mel olduğunu da açıklamak kolay olabilirdi.

Çünkü gördüğüm kadarıyla Meg Ryan'ı banyo yaparken dikizleme şansına sahip olabilen bir erkeğin bakışlarının yaklaşık 24 saat kadar düzgün olabilmesine katiyen imkân yok.

Uzun lafın kısası, Nicholas Cage bu filmde aslında romantik ve aynı zamanda dikizci bir seks manyağını canlandırıyor.

Bazı film eleştirmenleri bu filmin ‘‘dokunmak’’ temasını işlediğini yazdılar.

Onlar ‘‘dokunmak’’ kelimesiyle ne anlıyorlar bilemiyorum, ama Cage'in dokunmak kavramıyla tacizi birbirine karıştırdığına eminim.

***

Filmde öyle bir senaryo vardı ki anladığım kadarıyla senaristler bunu yazarken filmin Amerika'da, en büyük eğlenceleri tarladaki otların büyümesini izlemek olan insanlar tarafından izleneceğini düşünmüşler.

Meg Ryan, bir doktoru canlandırıyor.

Ameliyat yaparken bir hastasını kaybediyor,

Ve neredeyse intihar edecek derecede bir depresyona giriyor.

Yahu bu dünyada her doktor hasta kaybedince onun gibi yapsa tüm hastaneler sadece psikiyatri bölümünden oluşurdu.

Diğer bütün bölümlerde ve hatta ürolojide bile normal doktor kalmayacağından pratikte önemli problemler yaşanırdı.

***

Bu film ile vakit kaybetmeyin.

Spielberg'in ‘‘Er Ryan'ı Kurtarmak’’ filmine gidin. Filmin ilk 20 dakikası bir sanat şaheseri. Bundan hoşlanmıyorsanız eğer o zaman da Nicholas Cage'i seyredin, ne yapayım yani?



X