Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Mehmet Akif’i yeniden tartışmak için yedi neden

    Sefa KAPLAN
    30 Aralık 2009 - 00:00Son Güncelleme : 30 Aralık 2009 - 01:07

    27 Aralık Mehmet Âkif’in 73. ölüm yıldönümüydü.

    Âkif üzerinde birkaç istisna dışında ciddi çalışmalar yapıldığını iddia etmek güç. Oysa, İslamcılığından modernistliğine, İttihatçılığından Teşkilât-ı Mahsusa üyeliğine kadar İstiklâl Marşı şairimiz hakkında söylenecek hayli söz var. İslamcı düşüncenin en etkili dergisi Sebilürreşâd üzerine yapılan bir çalışma vesilesi ile yedi başlık altında Âkif’i tartışıyoruz.

    Türk Edebiyatı Dergisi’nde, Dr. Nuri Sağlam’ın, II. Abdülhamid ve dönemi üzerine yaptığı bir çalışmadan bazı bölümler yayımlandı. Dr. Sağlam’ın, “II. Abdülhamid’i tahttan indiren o meşhur fetva metninin yazarı Mehmed Âkif’tir” sözleri, Âkif’e neredeyse dokunulmazlık atfeden çevrelerde rahatsızlık yarattı. Birtakım arkadaşlar, Mehmet Âkif’in II. Abdülhamid’le ilgili duygu ve düşüncelerini bilmezmiş gibi, Âkif’in bu işte rolünün olamayacağını kanıtlamaya kalkıştılar.
    Oysa, Mehmet Âkif’in İttihat ve Terakki Cemiyeti ile son derece yakın bir ilişki içinde olduğu, İkinci Meşrutiyet’in ilânını tıpkı Tevfik Fikret gibi büyük bir coşkunlukla karşıladığı ve yine Fikret gibi, bir süre sonra hiçbir şeyin değişmediğini görerek üzüldüğü bilinen bir gerçektir ve Safahat’ta bunu dile getiren bölümler vardır. Dolayısıyla, II. Abdülhamid’i tahttan indiren fetvanın Âkif tarafından yazılması niye şaşırtıcı olsun ki?
     Mehmet Âkif sadece İttihatçı da değildir. Sağlam ahlâkından neredeyse kimsenin kuşku duymadığı Âkif, 1914 ile 1916 arasında Teşkilât-ı Mahsusa için de çalışmıştır. Âkif üzerine yapılan çalışmalarda üstü örtülü olarak geçen bu yıllar, bilindiği gibi, Anadolu’da Ermeni trajedisinin yaşandığı yıllardır. Koca Safahat’ta, bu büyük trajedi ile ilgili iki mısranın bile bulunmaması, Âkif’in hassasiyeti ile nasıl bağdaştırılabilir?
    Teşkilat-ı Mahsusa tarafından gönderildiği Berlin’de yazdığı ‘Berlin Hatıraları,’ Mehmet Âkif’in ‘naif Batıcılığının somut izleriyle doludur. 1921’de yazacağı İstiklâl Marşı’nda yer alan, ‘Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar’ mısraında şekillenen Batı algısından da bir hayli uzaktadır. Berlin’de kaldığı otelin ‘teknik imkânları’nı anlatırken sergilediği tavır bunun somut göstergesi.
    Muhtemelen üçüncü sınıf bir oteli, ‘saray kadar mamur’ diye tasvir etmesinin gerisinde, odaların kaloriferli olmasının ve çarşafların her gün değiştirilmesinin dışında pek bir şey yoktur herhalde.
    Burada belki de Mehmet Âkif’in hangi ölçüde pozitivist olup olmadığını sorgulamak gerekiyor. Her ne kadar Âkif ile pozitivizm kelimeleri yan yana durduğunda alışılmadık bir görüntü teşkil ediyorsa da, bir önceki yüzyılın başında çok da şaşırtıcı değildir. Batı’yı Batı yapan değerlerin esasen İslâm’da bulunduğu, Avrupa Ortaçağ karanlığı içerisinde boğulurken, İslâm’ın Avrupa’yı ‘aydınlattığı’ tezleri hatırlardadır. Bir adım daha öteye gidenler ise Kur’an ayetlerini modern bilimin ışığında yeniden yorumlayacaklar, modern dünyadaki hemen her şeyin Kuran’da öngörüldüğünü söyleyeceklerdir.
    İşte Esther Debus’un, “Sebilürreşâd, Kemalizm Öncesi ve Sonrası Dönemdeki İslamcı Muhalefete Dair Karşılaştırmalı Bir Araştırma” başlıklı çalışmasına bu bilgilerin ışığında bakmakta yarar var. Atilla Dirim tarafından Türkçe’ye çevrilen ve Libra Kitapçılık tarafından yayımlanan eser, bilmediğimiz pek çok şeyi de öğrenmemizi sağlıyor. Mesela, Âkif’ten Sebilürreşâd’ı Anadolu’da yayımlamasını isteyen Mustafa Kemal’den başkası değildir (s. 38). Ayrıca, Debus’un ifadesiyle, “Dinin, bireyler için daha anlaşılır ve gerçekçi kılınması için Kur’an’ın Türkçe’ye aktarılmasına ilkesel olarak karşı çıkılmamaktadır. Tam aksine Musa Kazım, Bereketzâde İsmail Hakkı, Ahmed Hamdi Akseki, İsmail Hakkı İzmirli, Ömer Nasuhi Bilmen, Elmalılı M. Hamdi Yazır, Mehmet Akif Ersoy, Hasan Basri Çantay ve Ömer Rıza Doğrul gibi Sebilürreşâd yazarları Kur’an’ı ya da en azından bazı sureleri Türkçe’ye tercüme etmişlerdir (s. 122-123).”
     Bütün bu bilgilerin ışığında, Mehmet Âkif yeniden tartışılmayı hak etmiyor mu acaba?

    GÜNÜN AJANDASI

    Dünyanın en büyük arması

    DÜNYADAKİ en büyük arma özelliğini taşıyan, Orhaniye Firkateyni’ne ait 24 ayar altın varaklı ahşap kabartma baş arması, bir asır sonra “Osmanlı Bahriyesinde Ahşap Sanatı’’ sergisinde gün yüzüne çıktı. İstanbul Deniz Müzesi Komutanı Kurmay Kıdemli Albay Ali Rıza İşipek, sergide, 14.5 metre boyundaki, Orhaniye Firkateyni’ne ait baş armanın yanı sıra, Aziziye Fırkateyni’ne ait sekiz metrelik baş armanın yer aldığını da söyledi. Osmanlı Devleti’ndeki ahşap sanatına ışık tutan Deniz Müzesi’ndeki sergide, gemi armaları, gemi baş figürleri, gemilerde ve karargâhlarda kullanılan tuğralar ile gemilerin isim plaketlerinin yer aldığı 150 parça eser sergileniyor.

    Avatar’ın albümü çıktı

    “Titanic”, “Aliens” ve “Terminator” filmlerinden tanıdığımız James Cameron’ın yönettiği, daha vizyona girmeden ses getiren, dünyanın en pahalı filmi Avatar’ın soundtrack albümü çıktı. Warner etiketiyle piyasaya sürülen albümdeki parçalar, Golden Globe ve Grammy dahil olmak üzere çok sayıda ödül sahibi Amerikalı besteci James Horner’a ait. Leona Lewis tarafından seslendirilen tema parçası “I See You” ise 2010’da gerçekleşecek 67. Golden Globe Ödülleri’nde “En Orijinal Şarkı” kategorisine aday gösterildi.

    Barok müzik günleri

    ‘Akbank Sanat Barok Müzik Günleri’ kapsamında 7-21 Ocak arasında dört konser düzenlenecek. Barok dönemi eserlerini yorumlayan Avrupa’daki önemli keman sanatçılarından Helene Schmitt’in vereceği konserle başlayacak Barok Müzik Günleri, 14 Ocak’ta keman sanatçısı Jesenka Balic Zunic ve klavsen sanatçısı Manami Haraguchi’nin, 19 Ocak’ta lavta çalan bas şarkıcısı Joel Frederiksen’in, 21 Ocak’ta arp sanatçısı Şirin Pancaroğlu’nun vereceği konserlerle son bulacak. Sanatçılar, Bach, Scarlatti, Handel, Corelli gibi bestecilerin eserlerini yorumlayacak.

    Kapadokya fotoğrafları

    TÜRKİYE Fotoğraf Sanatı Federasyonu’nun (TFSF) desteğiyle Nevşehir Belediyesi’nin organizasyonu ve Erkayalar firmasının ana sponsorluğunda düzenlenen “Kapadokya’da Doğa ve İnsan” konulu yarışma sonuçlandı. 90 fotoğraf sanatçısının 690 eserle katıldığı yarışmada Mehmet Çakır, “Kapadokya’da Kışa Hazırlık” fotoğrafıyla birinci seçildi. Cafer Gezer “Nevşehir Meskendir’de Sonbahar” çalışmasıyla ikinci, Mehmet Çakır “Balon ve Işık” fotoğrafıyla üçüncü oldu. İlk üçe girenler,dijital fotoğraf makinesiyle ödüllendirilecek.

    Yazılıkaya yok oluyor

    ESKİŞEHİR’de MÖ 7-8. yüzyılda yapılan ve dünyanın en önemli anıtlarından biri olarak kabul edilen Yazılıkaya, binlerce yılın yıpratmasına ek olarak yıkılma tehlikesi de taşıyor. Anıtın üzerindeki yazılar, Frig dili tam olarak çözülemediği için henüz tam olarak okunabilmiş değil. Dolayısıyla, Frig uygarlığının en önemli anıtı olan Yazılıkaya üzerindeki metin okunabildiğinde, insanlık tarihinde yeni bir sayfanın açılacağı öngörülüyor.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı