Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Meğerse baldıza bir öptüren varmış!

Cüneyt ÜLSEVER

Dünkü yazıma ‘‘Bu kez baldız enişteyi öpüyor’’ diye bir başlık atmış ve bu ani ‘‘hayat öpücüğünün’’ gerekçelerini irdelemeye çalışmış idim. Meğerse benim sıraladığım gerekçelerin hiçbir geçerliliği yokmuş! Baldızın öpücüğü Deniz Baykal yüzünden kabul görmüş!

Yalım Erez'in son umudunu yitirip hükümeti kurma görevini iade etmeye karar verdiği saatlerde öğreniyoruz ki, baldıza enişte öptüren gerekçe, tabii ki bayram değil, Deniz Baykal, daha doğrusu onun dayatması imiş!

Sayın Mesut Yılmaz ve Sayın Bülent Ecevit, Sayın Tansu Çiller'e yaklaşmalarının nedeni olarak, -yaklaşma kelimesi Erez'i yarı yolda bırakmak olarak da okunabilir- Baykal'ın ortaya koyduğu şartları öne sürüyorlar. İki sayın lider, Sayın Erez'e ‘‘uzlaşma hükümeti’’ kurması için ‘‘koşulsuz destek’’ vermişler ama Deniz Baykal ‘‘koşullar’’ ileri sürmüş!

Hal böyle ise salt mantık açısından ‘‘koşulsuz desteğin’’ ne anlama geldiğini anlamak zorlaşıyor. Demek ki koşulsuz destek bir başka iradenin de koşul ileri sürmemesini talep etmesi açısından esasında ‘‘koşullu destek’’ imiş!

Üstelik iki sayın lider, Baykal'ın öne sürdüğünü iddia ettikleri koşulları açıklamadıkları için bu koşulların kabul edilebilir veya kabul edilemez koşullar olduğunu anlamakta zorlanıyoruz!

* * *

Yılmaz ve Ecevit'e bir konuda hak vermemek de elde değil. Baykal, 55. Hükümet'te bu liderlere o kadar çektirdi ki, şu anda yoğurdu bile üfleyerek yemeyi tercih ediyor olabilirler.

Ancak, kusura bakılmasın ama bu gerekçe beni çok eski günlere götürdü. Çocukluğumda, yeğenlerim ile Samsun'daki evde top oynarken, kazara bir vazo kırılsa, hemen kabahati birbirimiz üzerine atardık. Hatta vazoyu kırdıran son şutu vuran bizzat tespit edilse bile, ‘‘Ama topa vurmamı bana filanca söyledi’’ diyerek cürm-i meşhuttan kurtulmaya çalışırdı.

Trafik cinayetlerini bizlerin değil, trafik canavarının işlediği, Hakan'ın kendi isteği ile değil, yöneticileri yüzünden Juventus'a gittiği, ekrandaki kızın kendi arzusu ile değil, görümcesi yüzünden evden kaçtığı, maçı hakemlerin kaybettirdiği, karnedeki kırık notları hocaların verdiği, ‘‘makus talih kurbanı Türkiye'de’’ muhakkak ki siyasilere de ‘‘bir çektirenler var’’.

* * *

Ülkemizde siyasiler kendi eylemlerinden bir türlü sorumlu olamıyorlar. Ya ‘‘28 Şubat süreci’’, ya ‘‘adı onlarda gizli bir emekli paşa’’, ya o an için her kimse, ‘‘hasım partinin’’ tavrı siyasilerin iradesini şekillendiriyor! Liderler, Çiller'in son örneğinde olduğu gibi, daha önce reddettikleri bir eylemi sonradan icra etseler dahi, onları hoş görmemiz bekleniyor.

Peki şimdi ne olacak? Demirel, daha evvel görevi iade eden Ecevit'e, ‘‘siyasal mülahazalar’’ ile, 4'üncülüğüne bakmadan yeniden görev verecek!

Şimdi sağ gösterip sol vuran bir hükümetimiz olacak!

DSP, 61 üyesi ile, hem bir azınlık hükümeti kuracak, hem de komisyonlara üye yetiştirecek!

‘‘32 bölüm tekmili birden, yakında Türkiye'nin orta yerindeki sinemalarda!’’



X