Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Meğer Hürriyet’te MESCİT varmış

Hatırlayanlar çıkacaktır, geçen hafta, Sabah’taki arkadaşların mescit açma teşebbüsünden övgüyle söz etmiş, benzer bir şeyin Hürriyet’te yapılması için Ertuğrul Özkök’e başvuracağımı yazmıştım...

Gerek içerideki dostlarım, gerekse yaptığım soruşturmacı-gazetecilik neticesinde edindiğim "manşetlik haber"i hemen sizinle paylaşıyorum:

Meğer Hürriyet’te bir mescit zaten varmışÉ

HÜRRİYET TARİHİ

Elbette, ramazanlarda iftar yemekleri verildiğini biliyordum ama bu mescit hikáyesini bilmiyordum doğrusu.

Öğrendiğim iyi oldu.

Efendim, mesele şu:

Hürriyet’in çoktan rahmet-i rahman’a kavuşan erkek kuaförlerinden Rıdvan Karaoğlu diye bir ağabeyimiz varmış.

Yaşını başını almış, muhterem bir ağabeymiş Rıdvan Bey.

Gazetenin zemin katındaki kuaförü sabah erkenden açar, öğle ve ikindi vakitleri ise şöyle yarım saatliğine ortadan kaybolurmuş.

Yine zemin katta bulunan spor salonunda masa tenisi oynayan arkadaşlar, Rıdvan Bey’in de spor salonuna gelip oradaki küçük bir odaya girdiğini görüyorlarmış sık sık.

Sorup öğrenmişler ki...

Rıdvan Ağabey, spor salonundaki o küçük odayı kendi halinde mütevazı bir mescide dönüştürmüş.

Öğle ve ikindi namazlarını orada edá edermiş.

Rıdvan Bey tek başına mıymış namaz kılarken, yoksa zamanla küçük bir cemaat de oluşmuş mu, bunu bir türlü öğrenemedim.

Artık kendisine de sorma imkánım yok ne yazık ki.

Ama Rıdvan Bey’in orada namaz kıldığına dair ismi bende saklı tanıklarım var.

O ODA NE OLDU?

Rıdvan Bey’in mescit olarak kullandığı odanın bugün ne olduğunu da bilmiyorum...

Bildiğim, Hürriyet’te bir mescidin en azından birkaç sene öncesine kadar hizmet verdiği.

Bu tabii ki Ertuğrul Özkök’ten talebimi geri çektiğim anlamına gelmiyor.

Hatta tersine...

Artık daha ısrarlıyım...

Ertuğrul Bey...

Eski bir hatırayı yeniden canlandırmak adına...

Kuaför Rıdvan Bey’in ruhu için...

Mescidin son hali nedir, kamuoyunu aydınlatır mısınız lütfenÉ

Zemzemle rakı içenler de kim?

"Çok şükür, çok şükür bu günleri de gördüm, ölsem gam yemem gayrı..."

Názım Hikmet’in bu güzelim mısraını bize hatırlatan, mahallenin sesi duyulur, sözü dinlenir isimlerinin AKP ile birlikte olup bitene yönelttikleri ve giderek keskinleştirdikleri eleştiriler elbette.

Ahmet Taşgetiren, Ali Bulaç, şu bizim Ahmet Hakan az şey söylemediler bu hususta.

Elif Çakır’ın Taraf’ta, cami tuvaletlerinin içler acısı durumunu dile getirmesi ve "temizlik imandandır" diyen bir dinin mensuplarının böyle konularda takındığı umursamazlığı eleştirmesi bu nedenle iyi geldi.

Hele Yeni Şafak’ta Dücane Cündioğlu’nun peş peşe yazdığı birbirinden kıymetli felsefi ve ahláki analizleri görünce, nasıl demeli, mahalleye karşı zaman zaman sarsılan güvenim de tazelendi.

Cündioğlu’nun yazısının başlığı bile tek başına yaşanan değişimi koyuyor ortaya: "Zemzemle rakı içilmez!"

Mevhumun muhalifini düşününce yani diyalektiği devreye sokunca akla gelen ilk soru şu kaçınılmaz bir biçimde şu oluyor:

"Zemzemle rakı içenler mi var?"

Bunu takip eden diğer soru da şu herhalde:

"Zemzemle rakı içenler kimler?"

Hiç şüphesiz, Dücane’nin yazısını böyle birebir ele almak gerekmiyor ama bu ve benzeri sorular da insanın aklına hücum ediveriyor işte!

"Şikáyete hakkımız yok" diyor Cündioğlu, "seçimlerimizin sonucuna mecburen razı olacağız".

Kendisi razı mı acaba?

Hayır

Yoksa "Ramazanlarda kurulan o şaşaalı, o debdebeli iftar sofralarını yerle bir edecek inançtaki yoksul çocukların asaletini" aramaya davranır mıydı hiç?

Bak şu çemkirene sen

Birkaç hafta önce, edebiyat-sanat dünyasında AKP döneminin rantını yiyenlerden, yerken de eline yüzüne bulaştıranlardan söz etmiştim ya...

Bu arkadaşlardan birisi fena halde alınmış anlaşılan.

Kendisinin program verdiği arkadaşlar tarafından yönetilen, program karşılığı da kendisine köşe ihsan edilen haftalık bir kitap dergisinde çemkiriyor yüzümüze karşı.

Çemkirmesi neyse ne de, bir de Robert Musil’in "Niteliksiz Adam"ını alet ediyor emellerine.

Hayır, "Ben böyle şeyler yapmam, yapmadım, bu dedikodudan ibaret" filan dediği yok.

Ya ne diyor?

Bir şey dediği yok, yaygın ifadeyle "edebiyat" yapıyor.

Birader, biz Ahmet Hakan’dan bile çekinmeden yazıyoruz bu satırları.

Senin şairliğini, yazarlığını tescil ettirmek için çevirdiğin dolaplar ise o yazdığın derginin koridorlarında konuşuluyor zaten.

Ömer’in adaleti ve erdemi bunun için yerlerde geziniyor nicedir.

Hem neden hemen öne atıldın ki?

Bak, diğerleri sesini çıkartıyor mu hiç...

İslamcılar neleri beceremez?

Matbuat ve medyada başarı sağlayamazlar...

Ellerine yüzlerine bulaştırmadan aldatamazlar...

Şiiri iyi kıvırırlar ama roman yazamazlar...

Cemaatleşirler ama bireyselleşemezler...

Kendi içlerinde dedikodu yaparlar ama kamu önünde özeleştiri yapamazlar...

Sürekli vozurdanırlar ama başkaldıramazlar...

Komplosuz yapamazlar...

Dekorasyonda sınıfta kalırlar...

Hangi kapitalizm, hangi müminin yitik malıdır

İsmail Kara, "bizim mahalle"nin hakiki manada ağır ağabeylerindendir.

Hayır, iki fakülte bitirmesi, iláhiyatta saygıdeğer bir profesör olması, Türkiye’de İslamcılık düşüncesi konusunda birbirinden kıymetli eserler yazması değildir sadece İsmail Kara’yı ağır ağabey yapan.

İsmail Kara’yı kelamı ve kalemi dinlenir yapan, hemen hiçbir hususta, "Ben de varım" diye bağırmayan terbiyesidir...

Ortalıkta, "Ben de varım" diye haykırarak gezinenleri gördükçe daha bir belirginleşen tevekkülüdür...

Ne mağduriyete prim verir, ne de mağruriyet iklimlerinde gezinir.

Rizeli Kutuz Hoca’nın oğlu olup da iktidarın ulufe niyetine dağıttığı nimetlere göz ucuyla bile dönüp bakmayan bir ahláktan söz ediyoruz.

Star’da Fadime Özkan kardeşimizin, İsmail Kara ile yaptığı söyleşiyi okuyunca, Dergáh Yayınları’nın koridorları ve koridorların mütemmim cüzü olan Mustafa Kutlu, İsmet Özel, Ezel Elverdi, Mustafa Ruhi Şirin geçiverdi gözlerimin önünden.

Sözünü ettiğim söyleşide İsmail Kara, "İslamcılık gelir geçer, önemli olan İslam’dır" diyerek AKP ile birlikte yaşanan kırılmalara da farklı bir derinlik getiriyor.

Fakat daha önemlisi, "Kapitalizm zalimlerin yitik malıdır" cümlesi.

Müteahhitliği meşrulaştırmaya çalışan eski "mücahit"lerin giderek köseleye dönüşen yüzüne indirilmiş anlamlı bir tokat bu.

İster tesadüf deyin, ister tevafuk...

Daha ilginç ve çarpıcı olan ise birkaç sayfa sonra yine aynı gazetede, yani Star gazetesinde yer alan bir köşe yazısının başlığıydı:

"Kapitalizm Müslüman’ın yitik malıdır..."

İslami kesimde Modalar demodeler

DEMODE Çorlulu Ali Paşa Medresesi...

MODA Tophane...

DEMODE Tuğba Topbaş... (Kadir Topbaş’ın bol makyajlı türbanlı gelini)

MODA Göksu Topbaş... (Kadir Topbaş’ın az makyajlı türbansız gelini)

DEMODEDemokrasi tartışmaları...

MODA Mehdi tartışmaları...

DEMODE Meksika Sınırı...

MODA Teke Tek...

DEMODE Salih Kapusuz... (AKP’nin kadim grup başkanvekili)

MODA Suat Kılıç... (AKP’nin çiçeği burnunda grup başkanvekili)

DEMODE Mehmet Şevket Eygi’nin teorileri.

MODA Adnan Hoca’nın teorileri...
X