Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Medyanın değişimi, muhalefet ve iktidar...

Türkiye bir yapısal dönüşümden geçerken, medya da toplumsal dönüşümü, değişimi anlamak ve aktarmakla yükümlü. Medya, toplumun tercihlerine ve dünyanın gerçeklerine göre, yeniden yapılanmak zorunda.

Sabah, gündemimize çok sayıda gazeteci ile ilgili istifalar, yeni görevlendirmeler, görevden almalar üzerine haberler düştü. Bir süredir meydada bu altüst oluş sürüyor. Bu gelişmeler, muhalefete göre; hükümetin medya üzerinde uyguladığı ağır baskının ürünü. Batı dünyasında da kısmen yaygın olan bir düşünceye göre, Türkiye, düşünce özgürlüğü açısından, tarihinin en kötü dönemlerinden birisinden geçiyor.

Türkiye, düşünce özgürlüğü bakımından, hep sorunu bir ülke oldu. Özellikle, "yakın dönem" diyebileceğimiz 1990'lı yıllarda; basın, ağır baskılardan geçti. Çok sayıda gazeteci, yaşamını yitirdi. Çok sayıda gazeteci, ölüm tehditleri altında yaşadı. Özellikle de, Kürt meselesini dile getiren gazeteciler, büyük zorluklar altında görevlerine devam etti.

12 Eylül askeri darbesini izleyen yıllarda; basın üzerindeki baskının, kabul edilemez bir düzeye yükseldiğini, hepimiz çok iyi biliyoruz.

Tabii, o dönemlerde, medyanın, iktidar odaklarıyla iyi uyum sağlayan bütün önemli aktörleri, hayatlarından memnunlardı. Devlet adına asıp kesiyorlardı. Repertuarları genişti: "Sivil iktidarı askerle tehdit etmek" dahil olmak üzere, her yöntemden yararlanılıyordu.

Şimdi dönem değişti, Türkiye'deki "iktidar etme biçimi" değişti. Bütün bunlar, oldukça zorlu bir siyasi süreçten geçerek elde edildi. Askeri vesayet geriletilirken, "bürokratik iktidar merkezleri" dönüşüm geçirdi.

Medya hep aynı mı kalacak?

Türkiye bir yapısal dönüşümden geçerken, medya da toplumsal dönüşümü, değişimi anlamak ve aktarmakla yükümlü. Medya, toplumun tercihlerine ve dünyanın gerçeklerine göre, yeniden yapılanmak zorunda.

Tabii iktidarın da, muhalefetin de "değişimden kaçmak" gibi bir lüksleri yok. "Değişim"i anlamadıkları noktalarda, onların da başlarının derde gireceği açık.

Peki medyadaki değişimi nasıl tanımlayabiliriz? Öncelikle şunu görmek gerekiyor: Eskiden iktidara yakın küçük ve marjinal bir medya varken, şimdi iktidarın medya üzerindeki etkileri epeyce yaygınlaşmış durumda. Tabii, "değişim"; iktidardan ya da muhalefetten yana olmakla sınırlı, sadece bu parametreler üzerinden tanımlanabilecek bir kavram değil.

Değişimi anlamak; halkın yeni tercihlerini, hayat tarzını, tepkilerini, yargılarını, taleplerini anlamakla mümkün. Ekonomideki dönüşümü, yeni imkan ve yeni zorlukları gerçekten anlamakla mümkün. İki yıldır çatışmanın olmadığı bir ülkede yaşadığımızın farkına varmakla mümkün. İç gerilimin ve iç çatışmanın en sert dinamiklerinin yumuşadığını, ama onlar yumuşarken yeni "sosyal gerilim" alanlarının da oluştuğunu görmekle mümkün.

Kaybedenler toplumu geriyorsa

Toplumun bir kesimi, büyük bir karamsarlık içinde. Bu karamsarlık, ne yazık ki, medyadaki "yerlerimizden oluyoruz" hissindeki çevreler ve muhalefet partileri tarafından da körükleniyor.

Muhalefet yeni bir dil oluşturmakta zorlanıyor. Tabii, özellikle CHP üzerinden bakarsak, bir çabanın gösterildiği gerçeğini gözardı edemeyiz. Ancak atılan adımlar son derece çekingen ve ürkek. Benzer bir "ürkek arayış", "merkez medya"da da göze çarpıyor.

Kırıcı ve inkar edici dili terk edip; çözüm üreten, proje üreten, gerçek hayatı kucaklayabilen yeni bir dil oluşturmak gerekiyor. Tüm farklı siyasi eğilimlerdeki medyacıların, bütün bunları iyi düşünmesinde fayda var. 1930'ların veya 1980'lerin fabrika ayarlarıyla hareket etmenin mümkün olmadığı kabullenilmeli, 2015'lerin, 2020'lerin toplumsal ihtiyaçları algılanabilmeli. Yeni bir medya da,yeni bir muhalefet de; ancak böyle bir düzlemde, mümkün olabilir.

Toplumun ikiye bölünmesine ve birbirinden kopuk dünyalar oluşmasına fırsat vermeyen bir dil ve yaklaşım gelişebilmeli. Bu,hem iktidarın,hem muhalefetin,hem de medyanın sorumluluğu.

İktidar da değişim rüzgarını değişim rüzgarını arkasına alabildiği ve anlayabildiği sürece başarılı olacağını görmeli.

Sürekli seçim kazanmak, iktidar partisi ve çevresinde, “yenilmezlik” sendromu yaratıyor. "Ülkeyi sonsuza kadar kendi anlayışımıza göre yönetebiliriz. Herhangi bir alanda değişime ihtiyacımız yok" şeklinde özetleyebileceğimiz bir sendrom ortaya çıkıyor. Toplumdaki farklı düşünen, farklı yaşam tarzlarına sahip olan insanların, bir "huzursuzluk" içine girmesi; muhalefetin propagandasıyla açıklanabilecek bir durum değil.

Şunu unutmayalım: Yeni Türkiye, "özgürlüklerin Türkiye'si" olduğu zaman, "yeni" kavramının içeriği dolabilir. Herkesin, her kesimin, her toplumsal grubun kendini "daha özgür" hissedebileceği bir Türkiye'den söz ediyoruz... Kolay değil elbette.

X