Gündem Haberleri

GÜNDEM

    MEDYADAN – Muhtelif alıntılar

    Hürriyet Haber
    18.09.2005 - 20:19 | Son Güncelleme: 18.09.2005 - 20:19

    <ı>


    (YANDA)
    “Almanya'daki seçimlerde Türkler etkili oldu... Türk göçmenler İngiltere'de olduğu gibi Almanya'da da çift pasaport hakkıyla seçme ve seçilme hakkını da kazanabilseydi, seçimlerdeki oranı yüzde 1.2 yerine yüzde 2'yi aşabilecekti... Genel oyların yüzde 50'sinin peşinde koşan partilere Türk oylarının yansıması ise iki katı yani yüzde 2.4 yerine 4 olabilecekti.”
    www.acikgazete.com adresindeki AÇIK GAZETE'dendi.

    *

    SEN BİR DİKTATÖRSÜN!

    Doğan Hızlan yazdı. 12 Eylül komutanları darbenin ertesi günü TBMM’de ant içerken, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası fonda Beethoven’in Eroica’sını çalıyormuş.

    Hikayesini biliyorsunuzdur. Beethoven bu senfoniyi ‘özgürlüklerin ve halkın kahramanı’ olarak gördüğü Napolyon’a ithaf etmek üzere bestelemiş, ama Fransız general kendini ‘imparator’ ilan edince kızmış, ‘sen artık bir diktatör oldun’ diyerek senfoninin ithaf sayfasını yırtıp atmış.

    Darbeci askerlerin içinde sadece MGK Genel Sekreteri Haydar Saltık senfoninin taşıdığı bu siyasal anlamı biliyormuş, hemen orkestra şefi Gürer Aykal’a mesaj göndermiş: ‘Bilinen eserleri çalmasın!’

    <ı>

    Hürriyet, 12 Eylül

    *

    ADİL CELLATLAR

    (İdam dosyaları önümüze gelmeye başlayınca...) “Dedik ki sağcı solcu yok.. Mümkünse bir sağcı bir solcu, iki sağcı iki solcu neyse kaç tane çıkmışsa, ikisini beraber yapalım. Sonra demesinler ki bize yeni gelen yönetim sağı tutuyor solu tutuyor gibi töhmet altında kalmayalım. Onun için bir ondan bir ondan yapmak suretiyle infazını hemen onaylıyorduk.”

    <ı>

    Darbecibaşı Kenan Evren

    Yani adil ve tarafsız olmak için bir sağdan, bir soldan asıyorlarmış!

    <ı>

    Vatan, 13 eylül

    *

    BİR KÜÇÜK ANONS:

    1.Levent’de anacaddede bahçeli, otoparklı, SHOWROOMLUK, mağazaya, şirketlere KUPON villa...

    Allah sizi kahretsin inşallah!

    <ı>

    Hürriyet, 13 ağustos

    *

    AAH REKLAM GÜCÜ, AH!

    Koç Grubu, TÜPRAŞ’ı satın aldı ya...

    Sadece bir iki gazeteden örnek vereceğim, yoksa gazetelerin çoğu aynı şeyi yaptı...

    Hürriyet manşet: TÜPRAŞ’a Koç gibi fiyat

    Hürriyet, ekonomi sayfası: Koç’luğunu gösterdi, TÜRPAŞ’a 4 milyar 140 milyon dolar verdi (Hürriyet, 13 eylül)

    Tüpraş’a Koç gibi fiyat: 8.1 milyar dolar (Sabah, 13 eylül)

    Posta, birinci sayfa: Koç koptu gidiyor, tutabilene aşk olsun (16 eylül)

    Star, manşet üstelik: KOÇ GİBİ KONUŞTU (16 eylül)

    Hey gidi REKLAM potansiyeli hey, nelere!

    <ı>

    Gazeteler, 13-16 eylül

    *

    ŞİMDİ BAĞIMSIZ OLMAK VARDI

    ANAP (ki adı artık ANAVATAN) 19 oldu, diyordu haber.

    Anavatan Partisi bir milletvekili daha katılırsa, TBMM’de grup kurabilecekmiş.

    Şimdi Meclis’te bağımsız milletvekili olmak vardı anasını satayım!

    <ı>

    Star, 14 eylül

    *

    EN ÇOK GUINESS REKORTMENİ MARİZLEME REKORU

    Amerikalı bir dıt, Guiness Rekorlar Kitabı’na girmek için 439 yumurtayı dik olarak tutmayı başarmış. Eski rekor 420 yumurtaymış. Brian Spotts, 6 saat uğraşmış ve (Kristof Kolomb’un taktiğine gerek duymadan) 439 yumurtayı dik vaziyette dizerken, ayrıca 4 saat 2 saniyeyle de ‘bir düzine yumurtayı en hızlı dengeleme’ rekorunun da sahibi olmuş, ne demekse, haberden bir halt anlaşılmıyor.

    Ne işsiz güçsüz, ne lüzumsuz insanlar var hayatta...

    Eğer bir gün yazarınız, ‘Bir seferde en çok Guiness rekortmenini marizleme rekortmeni’ olarak Guiness’e girerse, hiç şaşmayın.

    <ı>

    Hürriyet, 15 eylül

    *

    NEREDE ÇOKLUK ORADA...

    Haber çok matraktı.

    1969’dan beri ilk kez sandığa gidecek olan Afganistan’da, adaylar seçim pusulasında kendilerine amblem olarak çiçek demeti, kapı kolu, cep telefonu, nacak (küçük balta), yatak, halter, ekmek, saat, balık, pense, hatta beton mikseri seçmiş...

    Niyesini de söyleleyim hemen. Seçimde parti yok, her aday kendi adına yarışıyor, öyle olanca 6 bin küsur adaya birer amblem bulabilmek için epey zorlanmışlar haliyle...

    Eskiden, Türkiye bugün olduğundan daha cahil ve daha az okuryazar bir toplum iken, bizim partilerimiz de kendilerine, en büyük seçmen kitlesi olan köylülerin anlayabileceği, kolayca tanıyıp ayırt edeceği amblemler seçerlerdi: İşte, at, koç, horoz (?), başak, arı gibi. Seçim kampanyasında, aday kürsüden oy isterken ‘Oyunu bize ver vatandaş, mührü koçun altına bas!’ diye ikaz ederdi ki, okuması yazması olmayan köylü bilebilsin...

    Afganistan’daki demokrasiyi de Serdar abisi yesin!..

    <ı>Hürriyet, 15 eylül

    *

    KÖTÜ İYİYİ KOVAR!

    Polonyalı Papa’ya, 1978’de haber yapanların cahilliği yüzünden, Fransızca bir isim uygun görmüşüz. Adam Polonyalı (Karol Wojtyla) , Papalık makamının resmi dili ve papaların resmi adı Latince (Iohannes-Paulus II) ve biz ... Fransızca olarak 2.Jean-Paul demişiz, ne hikmetse! Muhtemelen, o tarihte dış haberleri yapanlar Paris-Match’tan araklıyormuş bu haberleri.

    Yeni papa seçilince, aciz ve naçiz Serdar bile buradan yırtındı: Bari bu sefer doğrusunu söyleyelim! Yani, Türkçe dilbilgisi kuralına uyalım: Eğer Latin alfabesini kullanan bir ülke söz konusuysa, ülke dilinde adı neyse, o... Demek ki yeni papanın adı Benedictus XVI

    Ama biz ne diyoruz? 16.Benedikt

    İsme saygısı olmayanların, dilbilgisi kuralına saygısı olmayanların, doğruya saygısı olmayanların, habere, okura saygısı olur mu?

    Benzer bir nafile mücadeleyi de Mel Gibson’un <ı>The Passion filminin Türkçe afişi için yürütmüştüm. Filmin Türkçe adı TUTKU idi. Yani passion’un birinci anlamı. Oysa İsa söz konusu olduğunda passion ‘çile’ anlamına gelir, The Passion ‘İsa’nın Çilesi’dir. Tutkuyla filan ilgisi yoktur. Ama film Tutku olarak kaldı, her boku bilen köşe yazarları da hiç gocunmadan <ı>Tutku diye yazdılar güzel güzel.

    Bu kerre, Hakkı Devrim’in bir okuru, bir diğer filmin adına itiraz ediyor:

    Türkçe dostlarından (Bahar Mucuk) : Skeleton Key adlı filmin adı Türkçe'ye, «İskelet Anahtar» değil, «Maymuncuk» olarak çevrilmeliydi. Kırk yıllık maymuncuk, günümüzde İngilizce'den birebir çeviriyle «iskelet anahtar»a dönüşmediyse şayet. <ı>(Radikal, 16 eylül)

    Hakkı Bey yorum yapmamış. Bahar Hanım’a ben cevap vereyim:

    Cehalet daima bilgiden, yanlış da doğrudan üstün ve yaygındır, boşuna üzülmeyin!

    *

    BUYRUN, BİR TANE DAHA...

    Bu haberler de üst üste geldi.

    Mortgage’a (MORGIÇ okuyunuz!) Türkçe isim aranıyor, diyor Akşam.

    ATO’nun her işe maydanoz başkanı ‘mortgage’ kelimesine ‘İngilizce olduğu ve yazılışıyla okunuşunun birbirini tutmadığı ve zor telaffuz edildiği için’ değil, morg’u hatırlattığı için karşı çıkmış (zorgage olsa ses etmeyecekmiş, yok belki buna da ‘zort’u hatırlatıyor derdi) ve bu kredilere ‘SEVİMLİ’ bir isim bulunmasını istemiş. Bakan Abdüllatif Şener de Türk Dil Kurumu’nun önerdiği ‘tutulu para’ saçmalığını haklı olarak beğenmediğini söyleyerek ‘zamanla adını vatandaş koyar’ buyurmuş. Peki kardeşim çıkaracağınız kanunda, kararnamede ne diye yazacaksınız? Onu da mı vatandaş belirleyecek?

    Bizde bu dil soysuzluğu varken, bu kredinin adı MORTGAGE kalır, kimi mortgage diye Türkçe okur, kimi ‘morgıç’ der, bu saçmalık da böyle sürer gider.

    <ı>

    Akşam, 16 eylül

    *

    YİNE AĞZIM DOLUYDU, BOŞ BİR YERİMLE GÜLDÜM...

    Açlıktan nefesi konan her öğretmene bir dizüstü bilgisayar kakalayan Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, “Okul kayıtları bundan sonra internetten yapılacak” demiş. <ı>(Akşam, 16 eylül) Her okulda, her evde bilgisayar ve internet var, defter-kalem yapmayı beceremedikleri öğrenci kayıtlarını İNTERNETTEN yapacaklar!

    Bakan Bey’in göle maya çaldığı gün, bir başka gazetenin manşeti:

    <ı>KONTEYNIR OKUL - “Öğrenciler yeni eğitim-öğretim yılına bahçedeki konteynır sıfınlarda merhaba dedi” (Vatan-34, 16 eylül)

    Öğrencilerin 1999’dan beri 6 tane konteynırda ders yaptığı okul nerede dersiniz?

    Hakkari, Tunceli, Bingöl? Hayır. İSTANBUL SULTANBEYLİ!

    İnternetten kayıt yapacakmış!

    *

    <ı>

    SEN NEREDEN ÇIKTIN?

    Livtanya’nın Ankara’daki Büyükelçisi Naudunaz ‘Türkiye kuralları kabulz etmezse AB’ye üye olamaz’ demiş.

    Sen ne ara AB’ye üye oldun da dağdan gelmiş bağdakini kovuyorsun Allah’ın Litvanyalısı?

    <ı>

    Akşam, 16 eylül

    *

    ARMUT

    Melih Gökçek’in iki oğlu trafikte yasak olmasına rağmen tepe lambasıyla ve siren çalarak geziyormuş. Bu yüzden başka bir araçla kapışmışlar, araçtakiler Gökçek biraderlerin arkasından gidip, kanunsuzluklarını belgelemek için fotoğraf çekmiş, Gökçek’ler telefonla arkadaşlarını çağırmış, kavga çıkmış. Gökçek’in oğullarından dayak yediklerini iddia eden 4 kişi hastanelik olmuş. Gökçek ve arkadaşlarının üstünde 1 tabanca ve 1 bıçak bulunmuş.

    Gökçek oğullarını savunuyor: Takip ve fotoğraf çekme olunca terörist sanmışlar...

    İnsan kendisini izleyip fotoğraf çekenleri terörist sanınca, arkadaşlarını çağırıp tabancayla, bıçakla mı saldırır yoksa polise mi haber verir?

    <ı>

    Posta, 16 eylül

    <ı>

    (Not: Gökçekler tarafından dövülen iki avukatın beyin travması geçirdiği, yoğun bakımda olduğu ve şuurlarının kapalı olduğu için ifade veremedikleri öğrenildi. Vatan, 17 eylül)

    *

    HAFTANIN EN TRAJİK ALINTISI, EN ACI CÜMLESİ BUYDU

    Jandarma Er Kadir Kasa, PKK köpeklerinin saldırısında ölmüş, Hakkari Şemdinli’de. Mayına çarpmış. Acı haberi vermek üzere Gebze Kaymakamı ve Garnizon Komutanı babası Engin Kasa’nın evine gitmiş. <ı>(Gazeteler, 16 eylül)

    Babacığının ölüm haberi üzerine şu söyledikleri beni mahvetti:

    GEREKİRSE BİZ DE GİDELİM, ARTIK BU İŞİ BİTİRELİM!”

    Canım benim, kahraman insanlarım!

    *

    MEMNUNİYETİNİZİ BANA, ŞİKAYETLERİNİZİ OKUR TEMSİLCİSİNE LÜTFEN...

    Melike Hanım, Lale Hanım ve adını yazmayan bir okur bana e-posta atmışlar, ‘Bir daha Hürriyet gazetesini okumayacağım’ diyorlar. Bu sonuncu e-mail genel tepkiyi özetliyor:

    “Ertuğrul Özkök, yazarlara ‘köşeler babanızın malı değildir’ diyor. Hürriyet de sizlerin babanızın malı değil. Hürriyet BİZİM gazetemiz. Bir pazar sabahı, Türkiye gibi binlerce hayati sorunla mücadele eden, insanları her gün altından kalkamayacakları dertlerle boğuşan bir ülkede GAMZE ÖZÇELİK’İ KİM SEVDİ’ konusunu manşet yapmaya, GÜNDEM başlığı altında koskoca 2 sayfayı bu rezilliğe, bu iğrençliğe ayırmaya HAKKINIZ YOK! Böyle bir manşet, böyle iki sayfalık bir porno-thriller okumak isteseydik, ne bileyim ben Posta yahut Takvim alırdık!”

    Bu arada, Melike Hanım ‘İzmirli Z.U. Hanım, Jacqueline Bisset’nin eski sevgilisiyle yattı mı, yatmadı mı?’ konulu ikinci bir seks skandalının aynı gazetenin sürmanşetinde ve ikinci sayfanın manşetinde olmasını da yadırgıyor.

    Lale Hanım da ‘Sporunuz bile cıvık cıvık magazin! Beşiktaş-Fenerbahçe maçını kim kazanır diye ‘ÜNLÜLERE’ sormanın ne alemi var? Seçtiğiniz ÜNLÜLER’e de bakın: İzel Çeliköz, Mustafa Sandal, Seray Sever, İbrahim Tatlıses... Tuğba Özay ile Banu Alkan’ın görüşlerini niye almadınız?’ diye spora da giydiriyor.

    Bu sözlerin muhatabının ben değil, Hürriyet’i hazırlayanlar olduğunu biliyorsunuz da, beni kendinize yakın bulduğunuz için bana yazıyorsunuz... diye umuyorum.

    Sizden iki ricam var: (1) Asla ‘Hürriyet’i bir daha okumayacağım’ demeyin! (2) Bu tür şikayetlerinizi memnuniyetle dinlerim ama, Hürriyet’te bu işe tahsis edilmiş bir köşe ve bu göreve getirilmiş bir yazı işleri müdürü var: OKUR TEMSİLCİSİ! Pliz...

    <ı>

    Hürriyet, 18 eylül

    *

    LAPSUS MÜ İTİRAF MI?

    Bizim gazeteler çok sevindi, Avrupa Parlamentosu Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk ‘Artık yeni bir dönem başladı. Öcalan geçmişte kaldı. Bu dönemde PKK’ya ihtiyacımız yok’ demiş, bizimkiler ‘PKK’ya darbe’ diye naralar atıyordu.

    Ama adamın söylediği lafa dikkat etmediler: Bu dönemde PKK’ya ihtiyacımız yok

    Demek ki ‘bir önceki’ dönemde PKK’ye ihtiyaçları varmış ve terör örgütünü beslemişler!

    <ı>

    Hürriyet, 17 eylül

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı