Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Medyadan – MUHTELİF ALINTI

    Hürriyet Haber
    04.09.2005 - 19:44 | Son Güncelleme:

    <ı>(YANDA) <ı>“AB toplantısında tehditler uçuştu... Galler'de yapılan AB dışişleri bakanları toplantısı sahne arkasında Türk siyasetçilerle Fransa, Almanya ve Kıbrıslı siyasetçiler arasında karşılıklı tehditlerin uçuştuğu öne sürüldü." www.acikgazete.com ’dan yayın yapan AÇIK GAZETE'dendi...

    *

     

    ELHAMDÜLİLLAH

     

    Turgut Özal’ın Türkiye’ye hediye edip gittiği Semra – Ahmet – Zeynep – Efe takımından Zeynep Özal’ın torunu olmuş.

     

    Kan bağı yokmuş, evlat edindiği kızı Ayşe’nin bir oğlu olmuş ama, yine de sevindim. Bu kıymetli familyanın nesli tükeniverecek diye içimde hep bir korku vardır...

     

    <ı>Hürriyet, 30 ağustos

     

    *

     

    SAHTE-BAŞBAKANZEDELERE HAZIR OLUN!

     

    Abdullah Karakuş’un haberiydi. Başbakan, halkla ilişkiler çalışması olarak, her gün 3 vatandaşa telefon edip, sorunlarını hallediyor, yapılanlar hakkında bilgi veriyormuş. Tabii ki aradığı vatandaşlar ‘işletildiklerini’ zannederek arayanın başbakan olduğuna bir türlü inanmıyorlarmış. Mesela, Erdoğan’la bir vatandaş arasında şöyle bir konuşma geçmiş:


    <ı>Erdoğan: Ben Recep Tayyip Erdoğan.

    <ı>Vatandaş: Başbakan Erdoğan mı?

    <ı>Erdoğan: Evet, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan.

    <ı>Vatandaş: İnanmıyoruz size, olamaz ya! Nasıl olur?

    <ı>Erdoğan: Sorununuzu inceledim, çözülmesi için gerekli talimatı vereceğim.

    <ı>Vatandaş: Yok canım! Başbakan bizi aramaz, böyle bir şey beklemiyordum, işletmiyorsunuz değil mi bizi?

    <ı>Erdoğan: İşletmiyorum, ben Başbakan'ım. İlgili bakana sizinle ilgili gerekli talimatı vereceğim. Başka sorununuz var mı? Hizmetlerimizden memnun musunuz?

    <ı>Vatandaş: Çok teşekkür ediyoruz.

     

    Artık adına ‘sahte-erdoğanzedeler’ mi deriz, ‘alo-ben-başbakanzedeler’ mi bilmem, ama yakında ‘Alo Ben Recep Tayyip Erdoğan’ diye arayıp vatandaşı dolandıranların haberini yaparız! J

     

    <ı>Milliyet, 30 ağustos

     

    *

     

    VATANDAŞA DA GINA GELDİ

     

    Televizyonda görmüşsünüzdür, adamın biri Taksim’de bir direğe tırmanmış, ‘Atarım kendimi ha’ diye tehdit ediyor; aşağıya toplanmış vatandaş ‘Atla, atla!’ diye, hızını alamayan biri ‘Erkeksen atla lan!’ diye bağırıyor.

     

    Habere göre, polisi bir saat işgal ettikten sonra inmeyi kabul eden zavallıyı, kalabalık tartaklamış, ‘Polisin başka işi mi yok!’ diye...

     

    Allah’ın bir garibi, oraya tırmandıysa psikolojik durumu bozuk demektir de... vatandaşı da anlamıyor değilim. ‘İntihar şov’ çok moda oldu, televizyonlara bulaşan ‘rehamuhtarizasyon’ etkisindeki uyduruk haber bültenleri bu haberleri ballandıra ballandıra vermeye bayılıyor, verdikçe de ruh hastalarıyla histerikler dama çıkıyor, köprüye tırmanıyor... Kısır döngü yani.

     

    Tek çaresi bu haberleri (en azından ölümle sonuçlanmayanları) yayımlamamak!

     

    <ı>Birgün, 30 ağustos

     

    *

     

    BENCE 7 KİŞİ DE FENA SAYILMAZ

     

    Türkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) bir konferans düzenlemiş, konuşmacı olarak Tanzanya Çalışma, Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Juma Kapuya’yı davet etmiş.

     

    Organizatörler ‘iki medya dışında kimse izlemedi’ diye şikayet ediyor, misafir bakan konferansını sadece 7 kişi dinledi diye sitem ediyor.

     

    Bence, “Geleceğin dünyasında Afrika’nın önemi ve Türkiye ile ilişkiler’ konulu bir konferansa 7 dinleyici çekebilmişlerse, sevinmeleri gerekir! J

     

    <ı>Akşam, 30 ağustos

     

    *

     

    BİZİM HALK HER ZAMAN ÜÇKAĞIDI SEVER

     

    İşte halkın hali, diye manşet atmış Posta.

     

    Spot: Isparta’da belediye toplu nikahla dar gelirlileri evlendirecek, hediye olarak da her çifte 5 milyarlık çeyiz verecek. Toplu nikah törenine katılıp tekrar evlenmek ve 5’er milyar almak için 6 karı-kocanın boşandığı ortaya çıktı.

     

    Posta ‘vatandaş parasızlıktan bak ne hallere düştü’ demek istiyor ama, bizim millet her zaman böyle değil miydi?

     

    Kendini ‘uyanık’ herkesi ‘salak’ zannetmenin parayla pulla ilgisi yok...

     

    <ı>Posta, 31 ağustos

     

    *

     

    AVRUPA’DA SİMİT Mİ VARMIŞ Kİ?

     

    En pahalı simit, diye yazdı Melih Aşık.

     

    Kısa yazısı şöyleydi:

     

    <ı>Antalya Dış Hatlar Terminali'nde uçağının kalkış saatini bekleyen Tansel Kılıç, bistrodan simit alıyor... Kendisinden 5 YTL isteniyor... Okurumuz meraklanıyor:

    <ı>- Dışarıda 50 kuruş olan simit burada neden 5 YTL?

    <ı>- Beyefendi fiyatlarımız Avrupa ülkelerinin havaalanlarındaki bistrolara göre ayarlanmaktadır.

    <ı>Okurumuz Avrupa'nın hiçbir havaalanında simit satılmadığını yazıyor bize gönderdiği notta. Tabii bir merak daha:

    <ı>- Havalimanlarında satılan yiyecekler Avrupa'dan ithal edilmediği halde fiyatlar neden Avrupa'ya göre ayarlanıyor?

     

    Ben olsam, “Avrupa’da simit mi varmış ki, fiyatlar Avrupa havalimanlarına göre ayarlanıyor?” diye sorardım...

     

    <ı>Milliyet, 31 ağustos

     

    *

     

    ADI HALA PTT İMİŞ DEMEK Kİ...

     

    Hürriyet’in küçük haberi “Fener PTT’sini silahlı üç kişi soydu” diyordu.

     

    Artık kimsenin mektup attığı, telgraf çektiği yok; telefonu da maşallah özel sektöre ve Lübnanlı işadamlarına sattık... buna rağmen idarenin adı hâlâ PTT demek ki, Posta-Telgraf-Telefon!

     

    <ı>Hürriyet, 1 eylül

     

    *

     

    YOK YA!

     

    Eski DEP milletvekilleri Leyla Zana ve şürekasının kurduğu Demokratik Toplum Hareketi ‘operasyonlar durdurulmalı’ diye çağrı yapmış.

     

    Ne kadar uyanıklar di’mi, canım beniiiiim!

     

    Ödleri kopuyor, asker PKK’lı köpeklerin canını yakıverecek diye!

     

    <ı>Hürriyet, 1 eylül

     

    *

     

    BU DA İMAMIN UYANIĞI

     

    Üç sayfa ötedeki bir diğer haber:

     

    İmam hatip mezunları fark dersleri alarak hem kendi okullarından hem de düz liseden diploma alabilecek. Milli Eğitim’in son formülü, İHL mezunlarına bütün fakülteleri açacak...

     

    Bunlar da ‘imamın uyanığı’ !

     

    <ı>Hürriyet, 1 eylül

     

    *

    ÇOCUKLARINIZA ÖRNEK DİYE ERMAN TOROĞLU’NU GÖSTERİN

     

    Üç dört sene eşek gibi çalışıp iyi bir lise, adam gibi bir üniversite kazanamadım diye gözyaşı döken gençler...

     

    Kızını, oğlunu – imkanı olmadığı için – adam gibi okutamadım diye kahreden fedakâr analar, babalar...

     

    Vatan’ın şu küçük resimaltını okuyun da gözünüzün yaşı dinsin:

     

    “Şansal Büyüka ve Erman Toroğlu birkaç gün önce atv’nin 4,5 milyon dolarlık teklifini reddetmişti.”

     

    Okuyup doktor, mühendis, gazeteci olacaklarına Erman Toroğlu olsunlar. Türkiye’de makbul olan budur!

     

    <ı>Vatan, 1 eylül

     

    *

     

    İŞTE İNSANA VERİLEN DEĞER... KLASİK BİR RENKLİ BASIN BAŞLIĞIDIR

     

    İki anlamda kullanılır:

    (1) Türkiye’de insana hiç değer verilmiyor, anlamına (Mesela, ne bileyim ben, hasta Acil’e gelmiş de kimse yüzüne bakmamışsa)

    (2) Yahut da ‘Elin gavuru bakın insana nasıl değer veriyor, anlamında.

    Bu kez, Şok, bu ikinci anlamda kullanmış. Bir gurbetçi kadın, Türkiye’deyken trafik kazasında yaralanmış, Belçika’da bağlı olduğu sigorta şirketinin gönderdiği ambülans uçakla Eskişehir’den Brüksel’e tedaviye götürülmüş...

    Şok işin aslını çözememiş: O, insanın değerinden değil, sigorta poliçesinin değerinden! Sen de yaptır adam gibi bir özel sigorta, seni de ambülans uçakla götürürler!

     

    <ı>Şok, 1 eylül

     

    *

     

    TERÖRE DOLAYLI DESTEK

     

    1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle, DEHAP’lı bir çok belediye gazetelere boy bol kutlama ilanları verdi. “Gazetelere” demek yanlış, “bir gazeteye” : PKK’nın yayın organı gibi çalışan Ülkede Özgür Gündem adlı gazeteye.

     

    4 sayfa ilan veren Diyarbakır, Şırnak, Kızıltepe, Silopi gibi DEHAP’lı belediyeler, böylece halktan topladıkları (10 milyar deniyor haberde) kaynağı PKK yandaşlarına aktarmış oldular.

     

    Bravo size, bu kafayla gidin, duvar uzak değil!

     

    <ı>Milliyet, 1 eylül

     

    *

     

    OTO-TAKDİR

     

    Devlet Tiyatroları’nın (DT) genel müdürü görevden alındı. Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, yerine Mine Acar’ı tayin etti.

     

    Bilin bakalım Bakan Koç’u, bu kararından dolayı “DT'nin başına Atatürkçü, laik, çağdaş, demokrat ve ilerici bir cumhuriyet kadınının getirilmesini büyük bir taktir ve hayranlıkla karşıladım” sözleriyle takdir eden kim?

     

    Mine Acar’ın kendisi!

     

    <ı>Gazeteler, 4 eylül

     

    *

    LAİK HÜRRİYET GAZETESİNİN BİR YAZARINDAN :

     

    Fethullah Gülen, İslami cemaat önderleri arasında en gerçekçi değerlendirmeleri yapan isimdir. Dünyada olup bitenlerin farkındadır. Barışçıdır. Felsefeyi bilir, mantık okumuştur. Hitabeti etkileyicidir. Uluslararası ilişkileri iyi bilir. Tevazusu herkesçe malumdur<ı>.

    <ı> 

    <ı>Ahmet Hakan – Hürriyet, 2 eylül

     

    *

     

    LÖSEMİNİN FAYDASI NEDİR?

     

    Diyanet İşleri’nin yayınladığı bir fetvada, Kuranı Kerim’de bitkilerin (hastalıkların tedavisindeki) faydalarından bahsedildiği söylenirken “Allah’ın yarattığı her şeyin faydası vardır” deniyormuş.

     

    Allah’ın yarattığı her şeyin bir hikmeti olduğu muhakkak da, faydasından emin değilim.

     

    Mikropların, virüslerin, koleranın, HIV’nin, üç yaşındaki bebekleri öldüren löseminin faydası ne ola ki?

     

    <ı>Akşam, 2 eylül

     

    *

     

    FETULLAH REKLAMI -2

     

    Akşam gazetesi – Fetullah hocanın müridi olduğunu gizlemeyen – İhsan Kalkavan adlı işadamıyla röportaj yapıyor, ‘FETULLAH HOCA’nın bilinmeyen yönleri’ diye. Kalkavan da tabii bol bol Fetullah Gülen propagandası...

     

    Acaba, Akşam gazetesi bu reklamı günde kaç nüsha ‘satış’ karşılığında yapıyor?

     

    <ı>Akşam, günlerdir...

     

    *

    ÖDÜLE GEL ÖDÜLE...

     

    Star yılın gazetesi seçilmiş.

     

    Radikal’ın bir muhabiri de en iyi muhabir mi, haberi ‘yılın haberi’ mi ne, unuttum...

     

    Kimmiş bu payeyi veren?

     

    İstanbul Kartal Ahmet Şimşek Koleji öğrencileri...

     

    <ı>Star / Radikal, 2 eylül

     

     

    *

     

    FATİH ÖYLE ŞEY YAPMAZ !

     

    Yukarıdaki röportajda Kalkavan, Fatih Altaylı ile ilgili şöyle diyor:

     

    <ı>Altaylı kapıda günlerce bekledi

    <ı> 

    <ı>Fethullah Gülen ismini nakite çevirebilmek için insanlar birbirini parçalıyor. Gazeteciler, ondan randevu alayım diye beni uyutmadı, kapımı aşındırdı. Çok insanın etrafımda pervane olduğu günleri görmüşümdür. Bir gün buraya Fatih Altaylı’nın menajerliğini yapan bir kız geldi. Teke Tek programının da yapımcılarından. Fatih Altaylı’nın Hocaefendi ile görüşmek istediğini, bunu sağlamam için benden hassasiyetle ricada bulundu defalarca. Hocaefendi görüşmek istemediği halde bunu kendisine defalarca söyledim. Israr ederek kabul ettirdim. Geldi orada böyle efendi gibi oturdu görüştü. Günlerden bir gün yazarken, ‘Benim elimde Fethullah Gülen ile ilgili belgeler olduğundan şüphelendiklerinden İhsan Kalkavan ne yaptı etti beni onunla tanıştırmak için bir şeyler yaptı’ dedi. Ondan sonra bütün gazetecilerin bu teklifine ret cevabı verdim.

    <ı> 

    <ı>O kızı bana niye yolladın o zaman, kız başımın etini yedi. Çok büyük bir saygıyla oturdu, Van mütevellisinin başındaki adam Fatih Altaylı’nın amcasıymış. ‘Ben şunun da yeğeniyim’ dedi. Hocaefendi ondan ötürü de çok memnun oldu. Altaylı sonra ‘Benim elimde onunla ilgili belgeler var zannettiklerinden onunla tanıştırdılar’ dedi. ‘Belki biz elleri süklüm püklüm oturdu deriz de bu da duyulur medyada diye evirdi çevirdi kendine göre bir formülle onu duyurdu.

    <ı> 

    <ı>Fatih Altaylı röportaj yapmak için gelmedi. O gün öğle yemeği yedi. Tanışmak istiyordu geldi tanıştı. Kamera ve fotoğraf makinesi de yoktu. Neden tanışmak istedi bilemem.

    <ı> 

    <ı>Akşam, 2 eylül

    <ı> 

     

    *

     

    BU DA DARBECİNİN UYANIĞI

     

    12 Eylül’ün darbecisi tonton ‘Darbe Dedemiz’ Kenan Evren ‘Artık 12 Eylül’ü unutmalıyız!’ demiş.

     

    Hani polisiye romanlarda, dedektiflerin katili yakalamak için cevaplandırmaları gereken bir klasik sorusu vardır ‘A qui profite le crime?’ (Cinayet kimin işine yarıyor?)

     

    Ben de Kenan Evren olsam, 12 Eylül’ü unutturmaya çalışırdım...

     

    <ı>Gazeteler, 2 eylül

     

    *

     

    BÖYLE SAÇA BÖYLE TRAŞ

     

    CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman serseri kurşunların daha fazla can almaması için başlatılan bireysel silahlanmaya son kampanyasına karşı çıkmış. Arıtman, devletin önce hırsızın, magandanın ve teröristin elindeki silahı almasını istemiş ve “Halkın sesini yüreklice duyurabilmek için kendimi savunabilmeliyim. Silah milletvekillerine ihtiyaç” demiş.

     

    Annem kızıyor “Bir kadın bunu yaparsa...” diye. Yanlış! “Normal bir kadın” olsa, Canan Hanım zaten o kadar magandanın, üçkağıtçının, rezilin arasından sıyrılıp da milletvekili olamaz, Ankara’da politika yapamaz...

     

    <ı>Hürriyet, 3 eylül

     

    *

     

    HALDUN SİMAVİ KANUNU-2

     

    Ertuğrul Özkök “Bir Haldun Simavi kanunu yıkılıyor” başlıklı yazısında (1 eylül), eskiten Hürriyet’in birinci sayfadan çirkin insan, türbanlı, çarşaflı kadın fotoğrafı kullanmadığını, artık bu tabunun yıkıldığını söylüyordu.

     

    Özkök ‘türbanın tabiileşmesi’ yani normalleşmesini savunur. Bu son yazısından da anlıyoruz ki, Hürriyet’e türbanlı, kara çarşaflı kadın fotoğrafının girmesinin önündeki tek engelin ‘güzellik – estetik endişe’ olduğunu düşünüyormuş. <ı>(Bize sıkmabaşı ve haşemayı ‘tamamen normal fakat estetik değil’ diye yedirmeye çalışan Ahmet Hakan’ın sırtını kime dayadığı belli oldu.)

     

    Ertuğrul bey, aynı konudaki bir başka Haldun Simavi Kanunu’nden bahsetmiyor oysa. Babıâli’de yaygın olan bir diğer rivayete göre Haldun Simavi yayın yönetmenlerine, yazı işleri müdürlerine (mealen) “Bizim millet abazandır, bol bol çıplak karı resmi basın. Bizim millet açgötendir, bol bol güzel yemek fotoğrafları kullanın...’ diye de talimat verirmiş, derler.

     

    Haldun Bey’den 15 sene sonra, hâlâ, katil veya maktul, zanlı veya kurban, güzel hele hele biraz da açık saçık ve cilveli bir kadınsa... Hürriyet dahil gazetelerimize haber olması, haberinin büyük kullanılması şansı yüksektir. Hâlâ ‘aman çirkin bir karı, içeride kullanın’ geçerli bir talimattır.

     

    Size Hürriyet’ten değil, Akşam’dan bir örnek vereyim.

     

    Antalya’da müzik şöleni, diyor sürmanşet. Antalya’da kültür turizmi atağı. Phasalis Sanat Etkinlikleri Antik Tiyatro’da başladı... filan diye bir ‘kültür-sanat’ haberi. Zannediyor musunuz ki bu haber Akşam’ın sürmanşetine ‘klasik müziğe verilen değer’ sayesinde tırmanmıştır? Hayır. Haberin sürmanşet olma sebebi, kullanılan 3 sütuna 19 santimlik koca fotoğraftır:

     

    Resimaltı şöyle: “9 Eylül Üniversitesi Orkestrası Kontrbas öğrencisi Melda Umar” ... fotojenik, sarısın, güzel bir genç kızdır da, ondan. Melda kargacık burgacık olsaydı, bu ‘kültür-sanat haberi’ tek sütun bile zor girerdi, o da ancak 20.sayfaya filan...

     

    <ı>Akşam, 3 eylül

     

    *

     

    KÖŞE YAZARI GENEL YAYIN YÖNETMENLERİNE

     

    Kürşat Başar, köşe yazarı da olan genel yayın yönetmenlerine iyice giydirdiği yazısını şöyle bitiriyordu:

     

    Ama tabii benim sözüm gerçekten yazar yeteneğiyle doğmuş olan yayın yönetmenlerine değil, bilmem anlatabildim mi?”

     

    Serdar Turgut bunu bir iltifat olarak mı, yoksa bir haşırt olarak mı algıladı acaba?

     

    <ı>Akşam, 3 eylül

     

    *

     

    TAMAMEN TESADÜFTÜR

     

    Kadir Topbaş’ın oğlu Hüseyin Ersan’ın fakülte arkadaşı, kankası Çağatay Kalkancı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı şirketlerden İSFALT’ın başına getirilmiş. Yine İTÜ’den 3 hocası da belediyede görevli olarak çalışıyormuş.

     

    Bence tamamen tesadüftür, ne dersiniz?

     

    <ı>Sabah, 3 eylül

     

    *

     

    21.YÜZYILDA İMAMDAN MEDET UMARSAN OLACAĞI BUDUR

     

    Silahlı magandalara karşı sert tedbirler alınmasına aslında Başbakan’ın içi pek sinmedi, hâlâ düğünde havaya ateş eden milletvekillerini savunuyordu, ‘eskiden medya neredeydi’ diye.

     

    Zaten ne tedbir alacaklarını da bilemediler.

     

    2005 yılında, AB ile adaylık görüşmeleri yapmaya hazırlanan laik ve medeni Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin (laik ve medeni sıfatı Cumhuriyet’e bağlıdır, Hükümet’e değil) aklına gelen tek tedbir:

     

    Müftüler ve cami hocaları vaaz versin!

     

    <ı>DB Tercüman, 3 eylül<ı>

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı