Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Medya ile oyun olmaz, Bush örneği

MALATYA çocuk yuvasındaki skandalı ortaya çıkartan başarılı gazetecilik olayını tam övecekken, Başbakan Erdoğan’ın bu yüzden medyayı fırçaladığını öğrenince aklıma Amerika’daki skandal geldi.

Cheney’in sağ kolu Lewis Libby’i adaleti yanıltmak ve büyük jüriye yalan söylemekle suçlayan kararın açıklanmasından sonra sadece Bush Yönetimi değil, Amerikan medyası da ağır darbe yedi.

Libby, Başkan Yardımcısı Cheney’in sağ kolu ama aynı zamanda 2002’de Beyaz Saray’da kurulan Irak grubunun da üyesi. Başkanlığını Bush’un en etkili adamlarından Rove’un yaptığı bu grup, Amerikan kamuoyuna Irak Savaşı’nı ‘satmak’la sorumlu.

Paul Wolfowitz ile birlikte on yıl önce kaleme aldıkları bir makalede ABD’nin dünya gücü olmak için ‘önleyici savaş stratejisini benimsemesi gerektiğini’ yazan Lewis Libby, Başkan Bush’un 11 Eylül saldırılarından sonra dünyaya açıkladığı yeni Amerikan stratejisi ‘önleyici vuruş’ (preemptive strike)’ın teorisyenlerinden.

Fitzgerald’ın raporunun en ilginç noktalarından biri de Büyükelçi Wilson’un Beyaz Saray’ın senaryolarını yalanlayan açıklamasının yayınlandığı gün, Cheney’in uçağında bir grup yetkilinin bu açıklamaya karşı ne yapılacağını tartışmış olmaları.

Bu toplantının hemen arkasından çeşitli kişiler gazetecilere Wilson’un eşinin CIA ajanı olduğunu sızdırıyorlar. Bu haberin medyada tesadüfen yer almadığı böylece ortaya çıkıyor. Medya bu intikam atışının aracı oluyor. Soruşturma sırasında, New York Times muhabiri Miller hariç diğer gazeteciler kaynaklarını açıkladılar. Miller, Wilson’un eşi Plame’in adını yazısında geçirmemesine rağmen 85 gün hapis yattı ama sonra Libby’nin onayı ile onun ismini verdi.

***

GAZETECİ
ile siyasetçi arasındaki ilişki, onun Miller’e eylülde gönderdiği mektupta ortaya çıkıyor.

‘Sen yazın hapse girdin. Şimdi sonbahar. Senin yapacağın haberler var’ diyor Libby ‘Dışarıda Batıda, sen yokken akkavaklar değişime uğruyor. Hevenklere dönüşüyor, ama kökleri toprakta. İşe geri dön ve hayata.’

Beyaz Saray’da savaşı kamuoyuna ‘satmak’ için oluşturulan grubun medya ile ilişkilerine bakın.

Savaş sırasında habercilik değerini tartıştığımız ‘iliştirilmiş’ (embedded) gazetecilik bunun yanında masum kalıyor.

Orada, haberlerin hangi koşullarda yapıldığını yapan da biliyor, okuyan, izleyen de.

Burada öyle mi? Hayır. Medya-siyaset ilişkisinin en cıvık örneği. Ama sonuç Yönetimin beklediği gibi olmuyor. Silah ters tepiyor ve siyasetçi de zarar görüyor medya da.

Eleştirilerin sivri oklarına dayanıksız siyasetçiler, kendilerini kamuoyuna medya ile ‘satmak’ isteyebilirler. Ama unutmasınlar ki, kamuoyunun sağduyusu o ilişkiyi hemen fark eder.

Olmaması olmasından daha iyi bir durum bu.

***

SKANDALIN nerelere uzanacağı henüz bilinmiyor. Ancak önümüzdeki günlerde daha başka önemli gelişmelere de tanık olacağımız kesin. Saddam’ın Nijer’den uranyum satın almak için temasa geçtiğini CIA’ye İtalyan istihbarat servisi SISMI’nin bildirdiği ortaya çıkmıştı. İtalyan basını şimdi olayın bu yönünün peşinde. Ve tam da bu sırada İtalyan Başbakanı Berlusconi şaşırtıcı bir açıklama yaptı. ‘Savaşa karşı olduğunu, Bush’u ikna etmek için son ana kadar uğraştığını. Saddam’ın başka yöntemlerle de görevden alınabileceğine inandığını’ söyledi. Hem de bugün Beyaz Saray’a yapacağı ziyaretten iki gün önce.

İngiliz basını da, Blair’in kamuoyunu nasıl yanılttığını konuşuyor. İlk aşama halka yalan söylendiğinin ortaya çıkması, ikinci aşama ise ‘neden?’ sorusuna yanıt aranacak. Öğreneceğiz. İşini doğru düzgün yapan medya sayesinde.
X