Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Meclis ve yargı

<B>MECLİS </B>görüşmelerini <B>TRT-3'</B>ün canlı yayınlarından izliyorsunuz. En önemli yasalar görüşülüyor, <B>538 </B>milletvekilinden Genel Kurul salonunda <B>20-30 </B>kişi ya var, ya da yok!

Milletin vekillerinden bazısı hiç gelmiyor. Bir bölümü kulislerde oturup çay kahve içiyor, dedikodu yapıyor, muhabbet ediyor.

İçeride olanlar ise kendi dünyalarında.

Birbirleriyle muhabbet halindeler, kahkahalar savruluyor. Cep telefonuyla konuşuyorlar. Bunu yaparken bir de ağızlarını elleriyle kapıyorlar ki, ne konuştukları anlaşılmasın.

Kürsüde birileri sırayla konuşuyor, inanın ki dinleyen yok. Konuşmacı, sadece sözleri tutanağa geçsin diye konuşmuş oluyor. Kürsüde bazen doğrular söyleniyor, kimse takmıyor. Bazen zırvalanıyor, yine kimse takmıyor. Önergeler veriliyor, aldıran yok.

Ama bunlar ekrandan bütün Türkiye'ye yayılıyor. Herkes bu manzarayı izliyor.

Genel Kurul salonunu hiç dolu gördünüz mü? Böyle bir manzaraya, ne acıdır ki çok ender tanık oluyoruz. Nerede bunlar?

Bazen oylama yapılacağı zaman kulise haber veriliyor, rehavate kapılmış milletvekilleri koşarak içeri giriyor ve partilerinin tutumuna göre otomatik, ne olduğunu, ne yaptığını bilmeden el kaldırıyor... Ya da elektronik düğmeye basıp oyunu partisinin doğrultusunda kullanıyor.

Yasalar böyle kabul ediliyor!

***

En önemli yasaları çıkarıyoruz. Yine ne acıdır ki, bu yasaların pek çoğunu ya Avrupa Birliği, ya da IMF istediği için çıkarmak zorunda kalıyoruz.

Onlar bastırıyor, Meclis Anayasa değiştiriyor. Onlar bastırıyor, Meclis yasa çıkarıyor.

Adeta kapitülasyon dönemi yaşıyoruz. Yasama erkini yabancılara bırakmış gibiyiz.

Yabancıların istekleri haksız mı? Tümüne birden ‘‘haksız’’ demek yanlış olur. Bazen çok mantıklı istekleri de oluyor. Bizim yapamadığımızı onlar yaptırıyor. İyi oluyor ama ders almıyoruz.

***

Bazen birileri Meclis'in çalışmalarından ‘‘övgüyle’’ söz ediyor... ‘‘Efendim şu kadar ayda şu kadar yasa çıkardık. Bu bir rekordur’’.

Ama bilmiyorlar ki, önemli olan yasa çıkarmak değil, yasaları adam gibi çıkarmaktır. Yukarıda anlattığım tablo içerisinde yasa çıkarıyorlar, sonra ortaya bir sürü çelişki çıkıyor.

Anayasa ile yasalar çelişiyor. Yasalarda bir sürü boşluk kalıyor. Yasalar kendi içlerinde ayrıca çelişiyor.

Son Tayyip olayı, bunun somut örneği. Tayyip'in ne olacağını, hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından verilen son kararın hangi anlama geldiğini, şu anda Anayasa Mahkemesi dahil hiç kimse bilmiyor!

Bilmece bildirmece, dil üstünde kaydırmaca!

Bu bilmeceyi kim çözecek? Her kafadan bir ses çıkıyor. Anayasa hukukçuları bile farklı şeyler söylüyor.

Zaten öyle bir karar ki, 5'e 6 oyla çıkmış. Varın gerisini siz düşünün!

Yani yasalardaki kargaşa ve çelişkiler yargıya da yansıyor ve iş daha beter karışıyor.

***

Yargı derseniz, iyice tıkanmış durumda. Bunu Adalet Bakanı da kabul ediyor. Özellikle İstanbul'da adli ve idari yargı, tam anlamıyla felç! Raflar on binlerce dosyayla dolu. Dosyalar bulunamıyor, yazışmalar yerine ulaşmıyor.

Hákim ve savcılar, korkunç bir iş yükünün altında eziliyor.

Bu durumda dosyalar elbette ki yeterince okunamıyor ve sonuçta herkesi tedirgin eden adaletsiz ve yanlış kararlar çıkıyor.

Bürokrasi konularla ilgilenmediği, gerekeni yapmadığı için idari yargıda her olay dava konusu yapılıyor. On binlerce gereksiz dava açılıyor.

En basit davalar bile yıllarca sürüyor. Ya da yasal boşluklardan yararlanılıp avukatlar tarafından kasten uzatılıyor.

Sonuç: Yargıya güven giderek azalıyor.

Bu durumu yargı mensupları da biliyor.

Türkiye bir adli reform yapamıyor. Sevk edilen tasarılardan bazıları Meclis'te takılıp kalıyor.

Peki ama bu durumda ne yapmalı? Yargıyı düzenleme işini de Avrupa Birliği veya IMF mi üstlensin? Bu tasarıları da onlar mı düzenleyip Meclis'e göndersin?

YİNE TIK YOK!

Okuyucularım, Bay Kutan ve hacı İhsan Fincan'dan yanıt gelip gelmediğini soruyorlar. Hayır, gelmedi. Bay Kutan Fazilet Partisi Genel Başkanı sıfatıyla Suudi Arabistan büyükelçisine mektup yazıyor, ‘‘EGO Genel Müdürü İhsan Fincan partimizin üyesidir’’ deyip torpille hac vizesi istiyor.

Milli görüşçü Ankara Büyükşehir Belediyesi'nde kamu görevlisi olan İhsan'a parti üyesi olup olmadığını soruyorum, ses veremiyor! Bay Kutan'a yazdığının doğru olup olmadığını soruyorum, o da ses veremiyor!

Ortada büyük bir rezalet var ama sahibi yok! Sorularıma yanıt verecek yürekli, onurlu biri yok! Güçsüzlerin karşısında aslan kesilenler, şimdi süt dökmüş kedi gibi oldular.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI