Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Meclis’te hesaplaşma

LİDERLERİN bütçe konuşmaları hep siyasi hesaplaşmalara sahne olur.

Bu nedenle zaman zaman da sinirler gerilir.


Sert tartışmalar, suçlamalar yapılır.


Bunları doğal karşılamak gerekir.


Bu kez de öyle oldu.


Muhalefet liderleri iktidarı yerden yere vurdu.


Başbakan da onlardan aşağı kalmadı. O da sert yanıtlar verdi.


Ancak burada benim yadırgadığım bazı yaklaşımlar oldu.


Bildiğimiz gibi, kötü yönetilen, malum açılımdan sonra Türkiye ciddi bir kaosa sürüklendi.


DTP’nin kapatılması ile bu kaos daha da keskinleşti.


Ülkenin birçok ili, ilçesi PKK yandaşlarının gösterilerine sahne oluyor, sokaklar cehenneme dönüyor.


Caddeler alevli barikatlarla kesiliyor, güvenlik güçlerine, taş ve molotofkokteyli ile saldırılar yapılıyor.


Olaylarla ilgili olmayan insanların evleri, dükkânları, otomobilleri kundaklanıyor, camları çerçeveleri indiriliyor.


Saldırılar o kadar çığrından çıkıyor ki, canlarını ve mallarını korumak isteyen insanlar da göstericilere saldırıyorlar.


Muş’ta dükkanı taşlanan, otomobili yakılan bir esnaf 2 göstericiyi ateş edip öldürüyor.


Tırmanan gerginlik nedeniyle kardeş kardeşi boğazlama noktasına geliyor.

* * * 

Bu tablodan sorumlu olması gereken Başbakan bütçe konuşmasında medyayı ve muhalefeti suçluyor.


Başbakan muhalefetin ortamı gerdiğini, açılımı engellediğini, insanları tahrik ettiğini iddia ediyor.


Medyanın da olayları abarttığını, özellikle televizyonların görüntüleri çevirip çevirip yayınladığını söylüyor.


Başbakan’ın bu ve benzeri suçlamaları muhalefet milletvekillerinin tepkisine neden oluyor.


Kendisine laf atılmaya başlanıyor. Başbakan sinirleniyor ve birden Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin’e dönerek öfkeyle şöyle diyor:


“Sayın Başkan siz mi susturacaksınız, ben mi susturayım?”


Bu sözleri çok yadırgadım. Başbakan’ın böyle bir hakkı, yetkisi var mı?


Meclis Başkanı Şahin’in Başbakan’a şöyle demesi gerekirdi:


“Sayın Başbakan, bu arkadaşlarımız milletvekilleri. Onları ne sizin, ne de benim susturma hakkımız yok. Yapabileceğim tek şey, onları sizin konuşmanıza müdahale etmemeleri için uyarmaktır.”


Meclis Başkanı bunu söyleyemedi.


* * * 

Bu sözler Başbakan Erdoğan’ın demokratlığının nerede bittiğini gösteriyor.


Bunu içerde ve dışarda artık herkes biliyor.


Kızdığı herkesi, her kurumu susturmak, yok etmek.


Başbakan’ın demokrasi anlayışı bu.


Zaten Başbakan demokratik paylaşımı benimseyebilseydi malum açılım fiyaskoyla sonuçlanmazdı.


Kimseye danışmadan, içeriğini açıklamadan, ortak aklı reddederek bu süreci başlatmasının başarı getirmeyeceği de belliydi.


Ama Başbakan bir özeleştiri yapacağına karşısındakileri suçlu ilan ediyor.


Kendisinden önceki iktidarların hiçbiri, demokratik reformları yaparken böyle açılım şovlarına kalkışmadı.


Meclis’te sürekli suçladığı son koalisyon hükümetinin demokratik reformlarla ilgili çıkardığı yasaları bir gözden geçirebilse gerçeği görecek Başbakan.


Muhalefet olsun, medya olsun, sivil toplum örgütleri olsun, toplumda saygınlığı olan akil adamlar olsun az mı uyardılar Başbakan’ı.


“PKK silah bırakmadan demokratik açılım başarılı olamaz”
demediler mi?


Bugün meydana gelen toplumsal tahribat çok büyük ve ürkücü boyutlara ulaştı.


Türkiye’nin bu tehlikeli kaostan çıkması için herkesin büyük bir sağduyu ve özveriyle hareket etmesi bir vatandaşlık borcudur.

X