"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Meçhul erkek abidesi diksem

BİLİYORUM bu pazar günü bazılarınıza çok ağır gelecek. Hazmı güç, cevabı ondan da güç bir soru. <br><br>Hayatınızın hiçbir döneminde, bir anında kendi kendinize şöyle bir soru sordunuz mu?

Biri gelip size; eşiniz, kızınız, sevgiliniz veya bir yakınınızla ilgili dedikoduyu aktarıyor.

En masum, en yardımsever maskesiyle, "Şu kişiyle ilişkisi varmış" diyor.

Yanlış anlamayın, bu soruyu sadece erkeklere sormuyorum.

Genç kızlara, genç kadınlara, yaşını başını almış, eleğini duvara asmış kadınlara da soruyorum.

* * *

Biri gelip size böyle bir şey söylese...

Hatta söylediği şey, sadece dedikodu olmayıp gerçeği ifade etse...

Size bunu söyleyene ne cevap verirdiniz?

Şıkları ne mi?

Mesela, merakla sonuna kadar dinler miydiniz?

Yoksa, cümlenin sonunu bile beklemeden, "Sana ne" deyip kestirip atar mıydınız?

Bir soru daha.

Sizce bunların hangisi "erkektir"?

Hangisi "kadındır"?

Soruyu çok ağır, yenilir yutulur cinsten bulmadıysanız, hemen cevap vermeyin.

Biraz düşünün, üzerine yatın, tartın, hesaplayın öyle cevap verin.

Belki de bu, kadınlar ve erkekler için bir "turnusol káğıdıdır".

* * *

Ben, ikincilerden, yani "Sana ne" diyeceklerdenim.

Bana bunu söyleyecek insanlardan "siz" deme nezaketini bile esirgeyecek kadar kararlıyım.

Üç günden beri, eşine sahip çıkan, "Lütfen kararıma saygı duyun" diye çırpınan Tuncay Engin’e verilen tepkilere bakıyorum.

Demek ki cüsse, insan karakterinin hiçbir şeyiymiş.

Kimine göre, o cüsseden beklenmeyecek kadar ince ruhlu.

Kimine göre, cüssesine yakışmayacak kadar...

Benim elim gitmiyor, nokta noktaları size bırakıyorum.

İsterseniz o iğrenç aşağılama ifadesini ekleyin, isterseniz es geçin.

Ben es geçenlerdenim.

İnsan, hayatının bir döneminde yanlışlık yapan karısına bu zarafetle ve cesaretle sahip çıkıyorsa, ne elim ne de vicdanım o kelimeyi telaffuz etmeye gider.

Hele hele bu adamın karısı türbanlı ise ve ona sahip çıkıyorsa, ben de o adama sahip çıkarım.

* * *

Zaman zaman düşünürüm.

Heykeltıraş olsaydım, kendimce bir "meçhul erkek abidesi" dikmek isteseydim...

Acaba nasıl bir heykel yapardım?

Eski Yunan’ın ideal erkek gövdesi...

Yoksa, atölyemin ortasına model olarak, daha insani, daha gerçeğe yakın, daha ortalama, vasat bir erkeği mi oturturdum?

Ben bu soruları kendi kendime çok sordum.

Hayatımın çeşitli dönemlerinde sordum.

Gençliğimde, 40’lı yaşlarımda...

Şimdi.

Son yıllarda modelimi buldum.

Ben meçhul erkek abidesini dikecek olsam, rahmetli Adnan Kahveci’nin heykelini dikerdim.

Sevgilisi ortaya çıktığında, kıvırmayan, ona sahip çıkan.

Eşiyle ilgili dedikodular ayyuka çıktığı zaman da, aynı dimdik haliyle onun arkasında duran, onu leş kargalarının, ahlak yamyamlarının pençesinden alan, köpekbalıklarının arasına onu değil, kendi ruhunu ve gövdesini bırakan erkek.

Veya rahmetli Yavuz Gökmen’in...

Tarikat kisvesi altında genç kadınlara alçaklığın en büyüğünü yapan insanların karşısına dikilebilen son şövalye.

Gerektiğinde bunu yapan, gerektiğinde, sadece iki takım elbisesini, üç CD’sini ve dış fırçasını alıp her şeyi kadına bırakabilen bir erkek heykeli.

Var mıdır böyle biri?

Emin olun vardır...
X