"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

’Mavi lambalı trafik teröristlerini’ protesto edelim

OTOYOLLARDA emniyet şeritlerini ihlal eden "mavi siren lambalı" sivil araçlar sorunu, üzerinde bunca yazılıp çizilmesine rağmen aynen devam ediyor.

Otomobil parçaları satan bir dükkándan kolayca satın alacağınız mavi bir lambayı, otomobilinizin üzerine, altındaki mıknatıs aracılığıyla yapıştırdığınızda emniyet şeritlerinden elinizi kolunuzu sallayarak gidip gelebiliyorsunuz.

Bugün Hürriyet’te yan sütunlarda yayınlanan haber, benzer bir soruna Moskova halkının bulduğu çözümü anlatıyor.

Zengin elit tabakanın ve mavi tepe lambası takmaması gereken resmi yetkililerin araçlarına bu tür lambalardan takıp trafiği altüst ettikleri bir kent Moskova. Bu yönüyle biraz İstanbul’a da benziyor.

Bu durum Moskovalıların canına tak deyince yüzlerce araçtan meydana gelen bir protesto konvoyu oluşturulmuş. Bu araçlar trafiği yavaşlatarak "migalka" (Rusça’da mavi tepe lambalarına böyle deniliyor) takmaya hakkı olmayanlara göz yumulmasını protesto etmiş.

Haber Hürriyet yazı işlerinde konuşulurken, otoyolların emniyet şeritlerini haksız yere işgal eden bu tür araçlara karşı bir kitlesel protesto yapılıp yapılamayacağını da tartıştık.

Moskovalılardan daha uzun süredir demokratik haklarımızı kullanabiliyoruz; ama Türkiye’de şikáyet ettiğimiz sorunları topluca protesto etme geleneğimiz gelişmiş sayılmaz.

Onun için böyle bir protestonun nasıl örgütlenebileceğini bilemiyorum.

Ama şöyle bir hayal kuruyorum: Bir gün hepimiz araçlarımıza böyle lambalar taksak ve bu tür araçların kendilerine haksız yere sağladıkları üstünlüğü engellesek ne kadar iyi olurdu.

Belki o zaman kentimizin trafiğini yönetenler sorunun büyüklüğünü daha iyi anlar, emirlerindeki memurlara bu tür araçlara müsamaha edilmemesi emrini de verirlerdi.

Ne dersiniz, benimkisi sadece boş bir hayal mi?

Başbakan ’ananı da al git’ dedi mi?

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın, Mersinli "protestocu vatandaş" ile arasındaki konuşmada "Hadi ananı da al git" dediği iddia ediliyor. Ben de bu sözler üzerine dün bir yorum yazmıştım.

Dün, Hürriyet yazı işleri toplantısında bu konuyu da tartıştık.

Hürriyet’in Başbakanlık muhabiri, konuşmanın şöyle geçtiğini anlatıyor: "Vatandaş ’Anamız ağlıyor’ dediğinde Başbakan ’Anan da ağlasın, baban da ağlasın’ dedi. ’Ananı da al git’ demedi."

Değişik kaynaklardan Hürriyet’e gelen haber farklı olunca haber merkezindeki arkadaşımız durumu cumartesi gecesi Başbakanlık Sözcüsü’ne sormuş. O bu konuda özel bir açıklama yapmamış. Benim yazımdan böyle bir anlam çıkıyor oysa. Çünkü yazı işlerinin olağan telaşı içinde Hürriyet gece servisindeki arkadaşlarımız bu ayrıntıyı belirtmeyi ihmal etmişler. Başbakanlık Sözcüsü de tartışmanın Hürriyet muhabirinin söylediği şekilde geliştiğini anlatmış.

Öte yandan televizyon haberlerinde bu tartışmayı izleyen arkadaşlarımız, Başbakan’ın bu sözü söylemiş olduğunda ısrarlılar.

En doğrusu Başbakan’ın bu tür ayaküstü tartışmalarda diline hákim olabilmesi ve hatta bu tür tartışmalar içine hiç girmemesidir diye düşünüyorum.

Erdoğan, galiba Sezer’e yaklaşıyor

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın "Danıştay’ın türban kararı" üzerine yaptığı yorumda ilginç bir nokta var. Başbakan şöyle diyor: "Özgürlüklerin egemen olduğu bir ülkede alınan bu kararı ben bu ülkenin bir başbakanı olarak, evladı olarak, doğrusu kınıyorum. Bunu hiçbir yere sığdıramıyorum. İnsanın bir özel alanı vardır, kamusal alanı vardır, bir de kamu alanı vardır. Bu alanlara hükmetmeye kimsenin hakkı yoktur."

Başbakan’ın bu sözlerini okuduğumda, türban konusuna yaklaşımında bir farklılık oluştu diye düşündüm. Türban konusunda "özel alan-kamusal alan-kamu alanı" kavramlarını yan yana kullanması, bazı durumlarda türban takmanın sınırlandırılabileceğini kabul ettiğini düşündürttü bana. Ki bu durum, daha önceki tutumundan farklı...

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in "kamusal alanda" türban kullanımına ilişkin görüşüne Başbakan da giderek yaklaşıyor sanki.

Eğer Başbakan başka birçok konuda olduğu gibi, ağzına ilk geleni söylemediyse ve bu cümleyi bilerek kurduysa türban sorununun çözümü konusunda önemli bir mesafe kazanabiliriz diye düşünüyorum.
X