Matruşka gibi kadınım

Güncelleme Tarihi:

Matruşka gibi kadınım
Oluşturulma Tarihi: Ağustos 23, 2006 00:00

Nar-ı Aşk adlı dördüncü albümünü çıkaran Nilgül, yeni albümü için "Bağıra bağıra şarkı söylemekten hoşlanmadığımı keşfettim" diyor. Kendisini "matruşka gibi kadın" olarak tanımlayan Nilgül, müzik çalışmalarını, aşka, ölüme ve aileye bakış açısını anlattı.

Nar-ı Aşk kaçıncı albümünüz?

- Üçüncü albümüm. Aslında ’Ömürsüz Sevdalar, ’Arabesk Günler’, ’Pervane’nin ardından dördüncü albüm ama Ömürsüz Sevdalar için pek bir şey yapılmamıştı, o yüzden üçüncü albüm diyebiliriz. ’Nar-ı Aşk’ yeni çıktı.

n Biraz kendinizi tanıtır mısınız?

- İzmirli’yim. İlkokuldan beri müzikle haşır neşirim. Annem yollarda şarkı söylediğim için sürekli bana ’sus kızım’ derdi. Şimdi de tam tersi ’söyle’ diyor. Ben de artık profesyonel olduğum için söylemiyorum, ’albümlerden dinleyin’ diyorum. Ama gaza geldiğimde söylüyorum, ailemde kız kardeşim dışında hepimizin sesi güzeldir. Masalar kurulur İzmir’de ve o zaman söylerim. İzmir Radyosu’na 20 yaşında girdim. Uzun süre burda çalıştıktan sonra 1995 yılında İstanbul’a geldim. O tarihten bu yana buradayım. Çeşitli mekanlarda çalıştım. Hayko Ağabey ile uzun yıllar çalıştım. 2000 yılı Ömürsüz Sevdalar, ardından Kıraç’la çalıştığım ’Arabesk Günler’, sonra ’Pervane’ şimdi de ’Nar-ı Aşk’ albümünü çıkardım.

n Erkek kardeşiniz var mı?

- Üç kız kardeşiz. Erkek kardeşim yok. Çok mutluyuz. Yaşlarımız birbirine yakın. Büyürken kıyafet, saç tokası, ayakkabı, takı gibi bir sürü şey için kavga ediyorsunuz ama büyüdükten sonra ayrı hayatlar kurduktan sonra gerçekten kız kardeşin önemini iyi anlıyorsunuz. Çünkü her şeyi anne, babanıza anlatamıyorsunuz. Biz rahat büyütüldük, çok şükür konuşulması ayıp olan hiçbir kavram yoktu evde. Dayak, tersleme, azarlama hiç olmadı. Annemle babam bizi çok iyi büyüttüler. Ama şu an bir rahatsızlığım olduğunda ablamı arıyorum.

n Evlilik ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

- Hepimiz evlenip gelin olmak üzere büyütülüyoruz. Erkek çocukları büyük ihtimal asker, polis olurlar, kız çocukları ya gelin ya da öğretmen olurlar. Ama şimdi jenerasyon değişti. Artık önce kariyer diyor herkes. Ben de bunu düşünüyorum. Eskiden ortalama yaş ömrü 55-60’tı. O yaşa amca, dede diyorduk. Şimdi insan ömrü uzadığı için düşünsenize 20 yaşında evlendiğinizi. 50 sene bir birlikteliği yürütmek çok zor! Onun için olabildiğince geç evlenip seçimi doğru yapmaktan yanayım. Türk toplumunda evlenmemeyi seçmenin bir alternatif olduğunu hálá kabul edilmiyor. Çok iğrenç bir tabir, ’evde kalmış’ durumu, bir talihsizlik, bir kadermiş gibi yansıtılıyor. Artık özellikle büyük şehirlerde evlenmeme seçeneği var. Bunun aşılması gerek. Biriyle birlikte oluyorsunuz, ’ne zaman evleniyorsunuz’ sorusu, evleniyorsunuz, daha birinci ayında ’bebek var mı’ sorusu... Olabildiğince geç evlenmekte fayda var bence.

n Ölüme bakışınız nasıldır?

- Ölümle arkadaş gibiyim. Her an hazırım. Bunu söylerken insanlar ’Allah korusun’ diyorlar. Ama ben sürekli ölümü hatırlarım. Yaşam kadar yanımızda ölüm. Bu kadar unutmanın ya da ölümden bu kadar korkmanın manasız olduğunu düşünüyorum. Allah hayırlı ölümler versin. Her ölüm erkendir. Bunu anlatmak o kadar zordur ki. İçimizdeki boşluğu kendimize bile anlatamazken eşimize, ailemize nasıl anlatabiliriz ki. Ölüm duygusu da böyle bir şey.

YENİLENMEK VE YEŞERMEKTEN YANAYIM

n Nar-ı Aşk ismi tasavvufi bir isim gibi geldi bana... İlgileniyor musunuz tasavvufla?

- Nar-ı Aşk, aşk ateşi... Mecazi anlatım var, doğru. Tasavvufi bir anlatım yok ama öyle izlenim veriyor. Tasavvuf, mistizm ile ilgili çok kitap okurum. Okuma oburuyumdur. Her şeyi çok merak ediyorum ve araştırma yapıyorum. Okumadan yattığım bir günüm yok. Annem bu kadar çok okumanın beni asosyal yapacağından korkuyordu ama hiç öyle olmadı. Aksine beni törpüledi. Hálá biz de olan egonun, kibirin törpülenmesi için elimden geleni yapıyorum. Aslında hayatta konuşulduğu kadar kolay değil insanın kendini eğitmesi. Bu kadar eğitiyorsun kendini bir an geliyor ki o güne kadar tuttuğun sinirli yapın, bir olayla su yüzüne çıkıyor. Böyle böyle eksiklerimi düzeltmeye çalışıyorum. Matruşka gibi kadınım. Her şeyimle, yenilik ve içimdeki duygularla... Beni yeşertmekten yanayım. Bütün kapılar açıktır ve son kapının kapanması işte ölümdür. Yeter ki o kapıları kendimize olduğu kadar başkalarına da açalım. İçsel huzur böyle bulunuyor. Kavga, küslük, huzursuzluk karşıdakinden çok kendine zarar verir.

n Albümünüzle ilgili neler söyleyeceksiniz?

- Albümde 14 şarkının altına gönül rahatlığıyla imza atabilirim ve gerçekten benim müzikal hayatımın en güzel albümü diyebilirim. Kız kardeşimin iki şarkısı var. O aslında tiyatro okuyor ama müzikle de ilgili. Sesi de çok güzel, müzikal yıldızı da olabilir. İleride albüm bile yapabilir. Ben hiçbir albümde bu kadar çabuk geri dönüşüm almamıştım. Biraz daha algılanması için zaman var diye düşünüyorum. Bu albümde benim yorumcu kimliğim çok daha ön planda. Ayrıca bu albümde çok bağıra bağıra şarkı söylemekten hoşlanmadığımı keşfettim.

n Bağıra bağıra mı şarkı söylüyordunuz?

- Zaman zaman şarkıların aralıkları, bestenin yapısı itibariyle öyle olduğunu düşündüğüm şarkılar var. Çevremde de bir takım sanatçı arkadaşlarım bunu yapıyor. Çok bağırılarak şarkı söylenilince dinleyemiyorum artık. Daha öze hitap eden, paylaşmaya yönelik söylemek gerek. Ben çok iyi şarkıcıyım, böyle söyleyebiliyorsanız siz de söyleyin iddiasından çok, ben böyle bir şarkıcıyım siz de eşlik edin gibi daha birlikte yapılabilecek yorumculuktan yanayım. Tabii insanların eşlik etmekte zorlanacağı parçalar da var belki ama o kadar da fark olsun...

Bu albümü dinliyorum

Daha önceki albümlerimi hiç böyle bir dinleyici gibi oturup dinlememiştim. Ama bu albüm çok hoşuma gidiyor ve oturup dinliyorum. Ben söylemiyormuş gibi dinliyorum. Ama bu durum ego olarak algılanmasın, sabahtan akşama kendimi dinlemiyorum. Zaten evde hiçbir albümüm yok ki! Gerçekten yok!
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!