Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Matematik ne işimize yarar ki?

ÇOĞUNUZ okulda matematik dersleri dört işlemin ötesine geçmeye başlayınca, hele hele teoremler ve ispatlar işin içine girmeye başlayınca bu cümleyi duydunuz, hatta bizzat söylediniz: Bu matematik dersinde gördüklerimiz, öğrendiklerimiz hayatta ne işimize yarayacak ki?

Bu dünyada yalnız değilsiniz. Aynı soruyu, matematiğin gündelik basit hayatımızdaki yerini küçümsemeye çalışan herkes soruyor dünyada. Amerika’da da soruyorlar, Çin’de de,
Brezilya’da da, Kanada’da da, Mozambik’te de...
Peki sanki kendi kendini kanıtlayan bir önermeymiş gibi duran bu soru cümlesi doğru mu?
Soruyu soranlar kendilerinden çok eminler, onlara tersini kanıtlamaya çalıştığınızda hemen cevapları hazır: Bu derste öğrendiklerimi gerçek hayatta nerede kullanacağım ki?
Amerika’da bir üniversite bu konuyu, yani ‘Matematik derslerinde öğrendiklerimi gerçek hayatta nerede kullanacağım’ sorusunu araştırmış. Çeşitli meslek dallarına bakılmış ve hangi meslek için hangi seviyede matematik bilgisine/dersine ihtiyaç olduğu bulunmaya çalışılmış.
Tarım işçisinden berbere, polis dedektifinden avukata, sporcu ve antrenörden itfaiyeciye, grafik tasarımcıdan aşçıya, veterinerden psikologa kadar pek çok meslek.
Grafikte de görüyorsunuz, bu mesleklerin isimlerini izleyen renkli çizgilerdeki renkler matematiğin bir dalını ve dalda ki derinleşme miktarını gösteriyor.
Mesela mavi çizgilerin anlamı, temel matematik ve cebirsel olmayan matematik bilgisi.
Kırmızı çizgiler cebir bilgisi.
Yeşil çizgiler geometri.
Ve son olarak koyu mavi çizgiler ileri cebir ve trigonometri bilgisi.
Grafiğe ve grafiğe temel oluşturan araştırmaya göre, matematik bilgisi gerektirmeyen herhangi bir meslek dalı yok. O yüzden, ortaokulda ve lisede matematik derslerini dikkatle dinlemenizi, katılımcı olmanızı, problem çözümlerinde istekli olmanızı tavsiye ederim.
Çocukken anneannem beni, ‘Okumazsan çöpçü olursun’ diye korkuturdu. Herhalde o zamanlar meslekler piramidinin en alt seviyesinde bu iş vardı.
Ama işte görüyorsunuz, eğer okumazsanız ve okulda matematiğe sırtınızı dönerseniz, aslında o piramidin en altındaki meslekleri bile yapamayabilirsiniz.
Her zaman söylerim, bir kez daha tekrar edeceğim: Matematik bilmeyen, başka hiçbir şeyi bihakkın bilemez. Matematiğe sırtını dönen diğer her şeye de sırtını döner aslında.

Matematik ne işimize yarar ki

Can sıkıntısı 2010

BUGÜN hem pazar hem de yılın sadece ikinci günü. O yüzden siyasetten uzak durmaya ve kendimce sizin ilginizi çekip eğlendirmeye çalışıyorum. Aradığım yardımı The Wall Street Journal’ın 29 Aralık tarihli sayısında buldum.
Gazetenin acar muhabirlerinden biri olduğunu tahmin ettiğim Gautam Naik üşenmemiş, Londra’da bir konferansı izlemiş, tam yedi saat boyunca. Konferansın konusu çok ilginç: Sıkıcılık.
Bazı konuşmacıların konuşma başlıklarını vereyim, içiniz açılsın: ‘Duvar Boyasının Kurumasını Dinlemek’, ‘Otopark Çatılarının Dayanılmaz Güzelliği’, ‘İngiliz Usulü Kahvaltının Kişiliğime Etkileri’, ‘Otobüs Rotalarıyla Özel İlişkim.’
Sıkıcı değil mi? Hem de nasıl. Ama zaten amaç da bu. Konferans sıkıcılık üzerine ve inanır mısınız bilmem, sıkıcılıktan, can sıkıntısından, hiç mi hiç ilginç olmayan şeylerden hoşlanan insanlar da var aramızda.
Bu konferansın mucidi, James Ward diye birisi. 29 yaşında ve sıkıcı şeylerden hoşlanıyor. Daha beteri, kendisi gibi sıkıcı şeylerden hoşlanan insanlardan para kazanıyor, çünkü konferansa katılmak için 15 İngiliz sterlini ödemiş salonda az önce başlıklarını verdiğim konuşmaları 7 saat boyunca dinleyen 200 kişi.
James Ward’un kendisi de az sıkıcı değil. Mesela geçen yıl Londra’daki 160 tane bakkalda Twirl marka çikolatalı yiyeceğin fiyatlarını, sergilenme biçimlerini vs. incelemiş kimse ondan böyle bir şey istememişken ve ulaştığı sonuçları da internette yayımlamış.
Esasen İngilizler böyle sıkıcı şeylerin pek bir meraklısı vardır. Mesela ‘Tren gözleyenler’ vardır. (‘Trainspotting’ romanı ve filmi adını bu insanlardan alır.)
James Ward, bu sıkıcılık konferansını düzenleme fikrini, ‘İlginçlik Konferansı’ adlı başka bir konferansın izleyecek kimse gelmedi diye iptal edildiğine dair bir haberi gazetede okuyunca bulmuş. Haberi okuyunca twitter’dan bir mesaj atmış, ‘İlginçlik konferansına kimse gitmedi ama sıkıcılık konferansına gelen olur’ demiş. Bir bakmış onlarca insan hevesle ona cevap veriyor, böyle bir konferansı talep ediyor.
Mesela Londra’daki konferansın katılımcılarından biri, Jo Lee isimli biri, taa Brighton’dan onca saat otobüs yolculuğu yapıp da gelmiş, üstelik 15 pound ödemiş. ‘Bizler fazlasıyla çalışıyoruz’ demiş The Wall Street Journal muhabirine, ‘Bir an durmak, saatlerce can sıkıcı bir şeye maruz kalmak bence önemli.’
2011’de konferans yeniden yapılacak, bu müjdeli haberi de vereyim. Konferansta yapılacak konuşmalardan birinin başlığı aynen şöyle: “Elektrik Dağıtımının Kolaylaştırıcılığı ve Ötesi: Bir Karşılaştırma.”
Evet, elektrik prizleri üzerine bir konuşma.
Neşeli pazarlar.

X