Matematik ateşkesi

Şu anda kendimi Sovyetler Birliği'nin çöküş yıllarındaki NATO gibi hissediyorum. Çünkü düşmanımla birlikte varlık nedenimi de yitirme tehlikesiyle karşı karşıyayım. Çok acil yeni bir düşman bulamadığım takdirde, kendimi feshetmek zorunda kalabilirim...Bu duruma düşmemin nedeni, Stanislas Dehaene adında bir matematikçinin ortaya attığı iddia. İnsanın hesaplama yeteneği üzerine çalışmalar yapan Dehaene geçenlerde yayınlanan ‘‘Sayı Duyusu’’ adlı kitabında, bütün insanların aslında birer matematik dehası olabileceğini ileri sürüyor. Kendimi aptal hissetmeme neden olduğu için şiddetle nefret ettiğim matematiği sevimli göstermeye çalışıyor.Fransız olduğu halde bu kitabı İngilizce yazan Dehaene'ye göre her insan matematik duyusuyla dünyaya geliyor. Üstelik de kadın-erkek ayırımı olmaksızın, her insan eşit düzeyde matematik zekasıyla doğuyor. Yani ‘‘matematik kafası’’ diye bir olgu bulunmuyor. Kitabın başlığını oluşturan sayı duyusu, insan beyninin hemen kulak arkalarına düşen iki yanında yer alıyor. Beynimizin bu bölgelerindeki küçük modüller, her türlü matematik işleminin sonucunu yaklaşık olarak bulmakla görevli. Örneğin yedi kere sekizin, 50 dolayında bir sonuç verdiğini doğuştan biliyoruz, ancak matematik eğitimi aldıktan sonra gerçek sonucun 56 olduğunu öğreniyoruz. Sayılarla uğraşmaktan sıkılanlar ise dört temel işlemi öğrenmekle birlikte, matematik yeteneğini daha ileriye götüremiyor. Yani dönüp dolaşıp, tembelliğe tosluyoruz. Zeka düzeyindeki düşüklüğe değil. Dehaene'ye göre insanoğlu yaşamını sürdürebilmek için sayılarla alışverişe mecbur olduğundan, evrim süreci içinde rakam bilgisi beyin mimarisine işleniyor. Örneğin ilk insanların kaç tane düşmandan sakınması gerektiğini anlaması için, sayıları bilmesi gerekiyor. Ya da ağaçları, taşları sayarak yön buluyor. İhtiyaçlardan kaynaklanan bu genetik miras, bütün insan nesli boyunca gelişerek bizlere ulaşıyor. Fransız matematikçi bu teorisinde, Arizona Üniversitesi'nden Dr.Karen Wynn'in bebekler üzerinde yaptığı matematik deneylerinden de yararlanıyor. Dr.Wynn'in bulgularına göre beş aylık bebekler, bir artı birin iki ettiğini farkediyor. Dehaene ayrıca fareler, şempanze ve güvercinlerin de rakam duyusuna sahip olduklarını belirtiyor.Dehaene, sayı duyusuyla ilgili teorisini, şiddetli bir çarpma sonucu beyninin yarısı işlevini yitirmiş bir hastaya dayandırıyor. Mr.N. adlı bu hasta her türlü sayısal değeri yaklaşık olarak bulabiliyor; bulduğu sonuca da kesinlikle inanıyor. Bir yılın 350 gün, bir saatin 50 dakika olduğuna, bir düzine yumurtanın 6-10 adet ettiğine, iki ile ikiyi toplayınca üç çıktığına iddiaya girebiliyor. Nörolojik bozukluk nedeniyle hesaplama yeteneğini kaybeden Mr.N., tamamen matematikten soyutlanmıyor. Doğuştan kazandığı sayı duyusu sayesinde, belirli bir matematik bilincini koruyor. Ama, hayatını yaklaşık hesaplarla sürdürmeye mahkum oluyor. O kadar da büyük bir yıkım değil. Bence havuz problemlerine mahkum olmak daha kötü.
Yazarın Tüm Yazıları