Dünya Haberleri

    Masada hiçbir şey kalmadı

    Hürriyet Haber
    16.09.2005 - 22:17 | Son Güncelleme:

    Clinton Küresel Girişimi panelinde konuşan Başbakan Erdoğan, bütün medya önünde 'Türkiye gereğini yapmıştır, masanın üzerinde artık hiçbir şey kalmamıştır' dedi.

    BM Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ne katılmak amacıyla New York'ta bulunan Başbakan Erdoğan, ABD'nin eski Başkanı Bill Clinton'ın liderliğinde düzenlenen “Clinton Küresel Girişimi” panelinin ”Uygarlıklar Birbirleriyle Nasıl Konuşmalıdır?” başlıklı oturumuna katıldı.

    “BİZ DİN ÜZERİNDEN SİYASET YAPMADIK”

    Modern İslami bir parti olarak AK Parti hükümetinin Avrupa Birliği'ne girme konusundaki çabaları hatırlatılarak, bu konudaki görüşleri sorulan Başbakan Erdoğan, “Öncelikle şu noktaya bir açıklık getirmeliyim; biz din üzerinden siyaset yapmadık. Yani dini istismar etmeyi kabul etmedik ve bunun prensip olarak da kararını aldık ve çalışmalarımıza başladık. Uygulamalarımızı da böyle başlattık” diye konuştu.

    Başbakan Erdoğan, şöyle dedi:

    “Türkiye gerçekten adeta medeniyetlerin bir buluşma ülkesi. Burada doğup büyümek, buraya hizmet etmek bizler için ayrı bir iftihar konusu. AB süreci ise aslında 1959 yılından itibaren Türkiye'nin başlatmış olduğu bir süreç. 1963'ten itibaren yasal süreç Ankara Anlaşması ile başladı. Tabii bizim üzüldüğümüz şey şudur, Türkiye AB'ye yeni müracaat etmiş bir ülke değildir. Öyleki 1963'te başlayan bu süreç 1996 yılında Gümrük Birliği ile bir mesafe kat etti. Türkiye üye olmadan Gümrük Birliği'ne kabul edilen tek ülke olarak bir farklılığı taşıyor. Örneğin son üye olan ülkelerin hiçbirisi üye değildi. Onlar, üye olduktan sonra bizim de verdiğimiz onayla Gümrük Birliği'ne kabul edildiler. 1999'da Helsinki Zirvesi'nde Türkiye aday ülke olarak kabul edildi. Bunların hepsi birer mesafe.”

    “TÜRKİYE 3 EKİM KONUSUNDA HAZIRLIKLARINI YAPMIŞTIR”

    Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

    “Ardından 2002 yılında 'Türkiye Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirmesi halinde gecikmeksizin müzakerelere başlar' kararı verildi. 2004 yılı 6 Ekim'de AB Komisyonu Kopenhag kriterlerine dair siyasi raporunu hazırladı. 'Türkiye gereğini yerine getirmiştir' dedi ve komiser bütün medya önünde aynen şu ifadeyi kullanarak, 'masanın üzerinde artık hiçbir şey kalmamıştır' dedi. 17 Aralık'ta verilen kararla da Türkiye'nin müzakerelere başlaması karar altına alındı. Şimdi artık 3 Ekim'e geliyor. Türkiye bu konuda hazırlıklarını yapmıştır.”

    “AB üyesi ülkelerin bazılarında oluşturulan, bana göre, sanal hava aslında tribünlere verilmek istenen birer mesajdan öte bir şey değildir” diyen Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

    “Bu şu an konuşmakta olduğumuz medeniyetler ittifakına gölge düşüren çıkışlardır. Bizim medeniyetler ittifakına gölge düşürmemiz gerekir. Eğer böyle yaklaşırsak, o zaman AB bir Hıristiyan kulübü olmaktan öteye geçemez. Eğer AB 'biz Hıristiyan kulübü değiliz' diyorsa, ki öyle diyorlar, o zaman Türkiye'nin burada yerini alması şart. Eğer Türkiye yerini almayacaksa ya da Türkiye'yi almayı düşünmüyorsanız, 'Peki niye yıllar yılı Türkiye'yi böyle oyaladınız?” sorusunu sorma hakkımız doğar.

    Tabii biz 3 Ekim için şimdi hazırlıklarımızı yapıyoruz. Müzakere çerçeve belgesi aslında birçok zorluklarla dolu, bunu da görüyoruz. Bütün bunlara rağmen biz bu süreci de aşacağımıza inanıyoruz. Bunun gayreti içindeyiz, çünkü bir medeniyetler ittifakı için adım attık. Nitekim şu anda değerli dostum İspanya Başbakanı Zapatero ile birlikte bildiğiniz gibi Medeniyetler İttifakı'nın eş-destekçileri olarak ikimiz, BM Genel Sekreteri Annan'ın da himayesiyle bu adımı attık. Şimdi ülkeler olarak bir araya geleceğiz ve böylece medeniyetler ittifakı noktasında neler yapabileceğimizi konuşacağız. Yani evrensel değerler, medeniyetler ittifakı... Bu işi başarmamız şart. Eğer bunu başarırsak, küresel barışın oluşmasına yönelik çok ciddi adımlar atılmış olur.”

    AB ülkelerindeki muhalefetin üstesinden gelmek için Türkiye'nin ne yapacağı konusundaki bir soru üzerine ise Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

    “Bakın AB üyesi ülkelerin nüfusundaki olumsuzlukların tek sebebi oradaki iktidarlardır. Örneğin, Fransa'da AB anayasası oylandı. Bunun Türkiye ile ilgisi yok, anayasa oylandı ve bu anayasa oylanırken Fransa'daki mevcut iktidar güçlü olsaydı, bu oylama 'hayır' değil 'evet' çıkardı. Aynı şekilde Hollanda'da yönetim halk nezdinde başarılı olmuş olsaydı inanıyorum ki Hollanda'da yapılan referandumda aynen yönetimin istediği netice ortaya çıkardı. Çünkü kamuoyu özellikle iktidarın başarısı oranında referandumlarda oyunu ortaya koyar. Bugüne kadar olan uygulamalar hep bunu göstermiştir. Biz de zaman zaman yaptığımız kamuoyu araştırmalarında bunu görüyoruz. Adeta böyle istatistik eğrileri gibi, sizin durumunuz iyiyse halkın da eğilimi o istikamette gelişir.”

    Başbakan Erdoğan, “Halk, iktidar hangi istikamette değerlendirmesini yapıyor, Türkiye'nin AB'ye girmesi istikametinde. Eğer iktidar da o anda ülkede başarılıysa, halk nezdinde kabul görüyorsa aynen iktidarın istediği istikamette halkın da kamuoyu araştırmalarındaki oyu gerçekleşecektir. Onun için bizim bu konuda endişemiz yok. Kaldı ki, Avrupalı dostlarımız Türkiye'ye gelip de Türkiye'yi yakından tanıdığı zaman, bakıyorsunuz kanaatleri değişiyor” dedi.

    “Bizim yönetimlerle ciddi manada bir sıkıntımız da yok” diyen Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

    “İlginç olan şey şudur, şu anda iki üç tane ülkenin yönetiminin nedense Türkiye'ye karşı olumsuz bir tavrı var. Mesela Almanya'da bayan Merkel, Hıristiyan Demokrat. Ama yine birlik içerisinde Hıristiyan Demokrat başka siyasi partiler var, onlar Türkiye'yi destekliyor. O zaman adama sorarlar “Hayırdır, hangi gerekçeyle sen Türkiye'nin girmesini istemiyorsun?'. 'Müslüman olduğunuz için' diyemiyor. Dediği şey şu, 'Efendim nüfusu fazla', nüfusu olan başka ülkeler var, kriterler içerisinde öyle bir şey yok. 'Yüzölçümü büyük', kriterler arasında yüzölçümü büyük olanlar veya şu kadar olanlar girer, olmayanlar girmez diye de bir şey yok.”

    KIBRIS KONUSU

    Başbakan Erdoğan, Kıbrıs ile ilgili olarak da şöyle konuştu:

    “Efendim Kıbrıs konusu var. Kıbrıs konusunda Türkiye'den ne istediniz de yapılmadı. Dediniz ki Annan Planı 24 Nisan'da oylanacak, Türkiye gelsin burada destek versin. Türkiye 24 Nisan referandumunda bütün gayretini ortaya koydu ve Kuzey Kıbrıs'tan evet oyu çıkması için elinden gelen gayreti gösterdi ve yüzde 65 eveti çıkardı. Peki Güney Kıbrıs ne dedi, yüzde 75 hayır. Kıbrıs'ta barışa hayır diyenler 1 Mayıs'ta AB'ye üye oldu, ama barışa evet diyen maalesef tekrar izolasyona tabi tutuldu. İşte bunun adı uluslararası diplomaside ciddiyetten uzak bir tavırdır. Çünkü Avrupalı dostlarımız bize o zaman şunu dedi, yeterki bu referandum olumlu çıksın, biz elimizden gelen bütün desteği Kuzey Kıbrıs'a vereceğiz. Vermediler.

    Burada Güney Kıbrıs'ın AB'ye alınması hatadır, çünkü Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs arasındaki hat halen mevcuttur. Bu süreçte AB ile ilgili ABD'li dostlarımızın desteği devam etmektedir ve başından beri de vardır. Bundan sonraki süreçte, inanıyorum ki, bu izolasyon kararları gözden geçirilerek, bunların kaldırılması halinde, 1 Mayıs'tan sonra Güney Kıbrıs'ın şımarıklığı ortadan kalkacaktır.”

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı