Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Masa yumruklamayan siyasetçi

    Hürriyet Haber
    01.07.2001 - 00:00 | Son Güncelleme: 01.07.2001 - 00:01



    <ı>Nur BATUR

    Uzun süredir Türkiye ve Yunanistan semalarında barış güvercinleri uçurulmasını sağlayan Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu, son olarak Türk Dışişleri Bakanı İsmail Cem huzurunda oynadığı zeybetiko ile gündeme geldi. 1967'de babasını arayan askerlerin komutanının kafasına silah dayadığı genç Yorgo'nun uzun yılları yurtdışında geçti. Zaten Yunanlı bir baba ve Amerikalı bir annenin çocuğu olarak Amerika'da doğmuştu. Yedi yaşında geldiği Yunanistan'ı, 15 yaşında babasının politik durumu nedeniyle terketmek zorunda kalmıştı. Okurken temizcilikten bulaşıkçılığa her işi yaptı. Yunanistan'a döndükten sonra babasının yolundan gitti, politikacı oldu. Ancak, onun gibi masaya yumruk vurmadığı için uzunca bir süre onun gölgesinde kaldı, ‘‘Yorgaki’’ yani ‘‘Küçük Yorgo’’ olarak anıldı. Babasından çok farklı, soğukkanlı, inatçı, kararlı, güven veren ve aynı zamanda da centilmen bir politikacı olan Papandreu'nun yıldızı, ancak Öcalan fiyaskosundan sonra Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturunca parladı.

    21 Nisan 1967 yılı sabaha karşı Atina'nın kuzeyinde, ağaçlar içindeki pembe köşkü saran askerler ciplerden fırlayıp köşkün kapısını yumruklamaya başladılar. Kapının açılmasıyla köşke daldılar. Merdivenlerden inip çıkıyor, odaları didik didik ediyor ama bir türlü aradıklarını bulamıyorlardı. Sonunda komutan öyle sinirlendi ki, merdivenlerin başında olayı sessizce izleyen 15 yaşındaki genci yakaladı, silahını kafasına dayadı ve ‘‘Babanın yerini söylemezsen seni öldürürüm’’ dedi. Genç hiç kıpırdamadı. Herkes korkudan titriyordu. Tam o sırada merdivenlerin üstünde Andreas Papandreu göründü, çatıda saklandığı yerden çıkmış, ‘‘Bırakın oğlumu’’ diye bağırıyordu. Askerler, karısı Margaret ve dört çocuğunun korkulu bakışları altında Papandreu'yu alıp gecenin karanlığında kayboldular. İşte, tarihe Albaylar Cuntası diye geçen askeri darbe gecesi, kafasına silah dayanan genç bugünün Yunan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu'ydu. Bu korkunç olay çocukluğundan beri yaşadığı olaylar zincirinde yeni bir halkaydı ama en derin izi bıraktı.

    AMERİKALI GİBİ BÜYÜDÜ

    Yorgo 16 Haziran 1952'de Amerika'da Minnesota'da doğdu. Babası Yunanlı, annesi Amerikalı'ydı. Babası, Yunanistan‘da komünist avından kaçıp 19 yaşında geldiği Amerika’da Amerikan vatandaşı olmuş, Amerikan ordusunda askerliğini bile yapmıştı. Berkeley Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışıyordu. Annesi Margaret ise barış hareketleri eylemcesiydi. Yorgo, çoçukluğunun ilk yıllarında tam bir Amerikalı gibi büyüdü, Yunanistan onun için adeta yabancı bir ülkeydi. Nitekim 7 yaşına kadar da Yunanistan'ı görmedi. Dedesi George Papandreu Yunanistan'da Başbakanlık koltuğuna kadar tırmanmış güçlü bir siyasetçiydi, ama o dedesini tanımıyordu. Sonunda babası, dedesinin ısrarına dayanamayıp 1959'da Yunanistan'a dönmeye karar verdi. Böylece Yorgo için de yeni bir dünyanın kapıları açıldı.

    Yorgo Yunanistan'a gittiği günü şöyle anlatıyor: ‘‘Dedemi ilk kez limanda gördüm. Uzun siyah bir otomobille geldi. içinden uzun boylu şapkalı bir adam çıktı. ilk yaptığı yanaklarımızı çimdiklemesi, tokatlar gibi okşamasıydı. Amerika'da kimse beni böyle sevmemişti. Eli büyük ve ağırdı, şaşırmıştım. Ama sonra dedemi çok sevdik.’’ Küçük Yorgo'yu Yunanistan'da ilk şok eden olay arkadaşlarının öğretmenlerden yediği dayaktı. Uslu ve çalışkan bir öğrenci olduğu için önce dayak yemedi ama sonra o da öğretmenin tokatından nasibi aldı. Bunu hiç unutmadı.

    Babası döndüğü andan itibaren Yunan siyasi hayatına damgasını vurmaya başladı. Yıllarca siyaset sahnesinde fırtınalar koparttı. Yaşadığı aşklarla da her gün gündemdeydi. Evde ise çok sert, klasik bir Yunan babasıydı. Yorgo çocukluk yıllarında babasından çok dayak yedi. Annesi ise ne sert ne de yumuşak, dengeli ve tipik bir Amerikalı'ydı. Daha fazla annesine yakın büyüdü. Gece yarısı askerlerin götürdüğü babası Averof hapishanesinde yatarken, 8 ay boyunca annesiyle birlikte ziyarete gittiler. Onu göremedikleri zaman yaşayıp yaşamadığını anlamak için geceyi beklerler, hava kararınca babasının kaldığı hücrenin dışında bir yerde annesi sigara yakardı. Pencerelerden birinde de sigara yanarsa babasının yaşadığını anlayıp, eve dönerlerdi. 1967 yılında Papandreu serbest bırakıldığında köşkte bayram havası esmişti. ‘‘Strangers in the Night plağını koyduk. Annemle babam hep bu parçayla dans ederlerdi. O gece babam Yunanistan'dan kaçmaya karar verdi.’’

    ASFALT BİLE DÖKTÜ

    Yorgo, 7 yaşında geldiği Yunanistan'dan 15 yaşında ayrıldı. Müthiş kaçışı, İsveç, Kanada ve Amerika'da geçen uzun sürgün yılları izledi. Kanada'da liseyi, ABD'de üniversiteyi bitirdi. 1970'li yıllar Yorgo Papandreu'nun hayatında damgasını vuran bir dönemdi. ABD, Vietnam batağına batıyor, sosyoloji okuyan genç Yorgo da Vietnam'a karşı gösterilerde başı çekiyordu. O da babası gibi sosyalistti. 1972'de master'ını yapmak için İsveç'e geri döndüğü zaman onu en fazla etkileyen politikacı Olof Palme oldu. Palme'nin sokak ortasında öldürüldüğünü duyduğu zaman ise şok geçirdi, uzun süre buna inanamadı .

    Okul yıllarında ailesine fazla yük olmamak için hep çalıştı. Kanada ve Amerika'da bulaşık yıkadı, benzin istasyonunda part-time çalışıp cep harçlığını çıkardı. Tenis sahalarında ve yol kenarlarındaki özel park yerlerinde asfalt bile döktü. En ağır işi, 1970'li yılların başında Kanada'da tuğla fabrikasındaydı. İsveç'te okulları, fabrikaları temizledi, hatta gemi temizliğinde bile çalıştı. Yunanistan'a döndüğü zaman artık babası Başbakanlığa koşuyordu. Siyaseti sevmese de başbakanlar yetiştiren bir aileden gelmenin sorumluluğu da omuzlarındaydı .

    ÇAPKIN BABA SARSTI

    1980'li yılların sonunda Papandreu ailesi büyük bir depremle sarsıldı. Çapkın bir adam olan babası, sonunda kendisinden 20 yaş küçük olan bir hostese, Liani'ye aşık olmuştu. Andreas, genç ve güzel Liani için her şeyi terk etti. Margaret'ten boşanıp Liani'yle evlendi ama patlak veren aşk ve siyaset skandalı ölümüne kadar Yunanistan‘da büyük çalkantılara yol açtı. Bütün bu skandalın odağındaki Margaret’le Yorgo ise hiç konuşmadılar, ölüm sessizliğine gömüldüler.

    Yorgo Papandreu'yu bir Yunanlı'dan daha fazla bir Amerikalı'ya benzetenler çok. Yorgo da ‘‘Kendinizi ne kadar Yunanlı hissediyorsunuz?’’ diye soranlara son derece içten, şu cevabı veriyor: ‘‘Bazen kendimi Amerikalı bazen de Yunanlı hissettim. Ama sonra çeşitli kültürlerin karışımı olduğumu idrak ettim ve bundan da mutlu olmam gerektiğini düşündüm. Ayrıca ben Yunanlı olmayı da seçtim. Yunanistan'a dönüp toplumun bir parçası olarak yaşamayı tercih ettim. Kendimi çeşitli kültürlerin bir sentezi olarak görüyorum. Sadece Amerikalı değil, aynı zamanda Kanada ve Isveç kültürünün de bir sentezi. Bu beni zenginleştiriyor.’’

    Yorgo Papandreu, 29 yaşında Yunan parlamentosuna girdiği zaman, Amerikan pasaportunu Amerikan Büyükelçiliğine iade etti. Yıllarca öylesine babasının gölgesinde kaldı ki, herkes onu hafife alan bir üslupla ‘‘Yorgaki’’ yani ‘‘Küçük Yorgo’’ diye andı. Babasının sert karakteri altında ezildiğini düşündüler. ‘‘İyi çoçuk ama etkili olamaz, masaya yumruğunu vuracak bir siyasetçi değil, babasının yerini alamaz’’ dediler. Yorgaki olmaktan bir türlü kurtulamadı Papandreu. Taa ki Öcalan fiyaskosundan sonra Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturuncaya kadar. O andan itibaren ise bir anda başrole fırladı. Kuşkusuz bunda, çoçukluğundan beri aldığı siyasi birikimin yanı sıra 40 yıllık bir siyaset hanedanından gelişi de rol oynadı. ‘‘Türkiye'yle barış’’ bayrağını eline alıp öylesine cesaretle yürümeye başladı ki herkes şaşırdı. Artık Yorgaki değil, kendisiydi.

    Yorgo Papandreu, Yunan siyaset dünyasına yeni bir üslup getirdi. Artık kimse ona Yorgaki demiyor, diyemiyor. Küçük Yorgo büyüdü, şimdi herkes onu geleceğin Başbakanı olarak görüyor.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı