Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Mart sendromu

Hadi ULUENGİN

Bugün, seçilmiş Süleymen Demirel Hükümeti'nin askeri bir muhtırayla devre dışı bırakılarak Ankara'ya ‘teknisyen kadro’nun dayatıldığı 12 Mart 1971 müdahalesinin yirmi yedinci yıldönümünü idrak ediyoruz.

Bu yüzden, yeni bir ‘ara rejim’ tehlikesine karşı demokrasiyi cesaretle sahiplenen CHP lideri Deniz Baykal ‘Mart sendromu’ndan söz ederek geçmişi çağrıştırırken, zaman ve öz açısından gayet isabetli bir teşhis yapıyor.

Çünkü günümüz koşulları da yirmi yedi yıl öncesini hatırlatıyor.

Bir yanda demokrasi cephesi, diğer yanda ise ‘zinde güçler’ yer alıyor.

Şu farkla ki, 12 Mart 1971 arifesinde iki başlı bir kutup oluşturan ‘zinde güçler’, en azından dışarıya karşı, bu defa böyle bir manzara yansıtmıyorlar.

‘9 Mart Cuntası’ olarak adlandırılmış grubun ‘sol’ Jakoben olduğu ve aynı grubu son anda tasfiye ederek kendi darbesini gerçekleştiren Sunay-Tağmaç kliğinin ise ‘sağ’ Jakoben eğilimler taşıdığı göz önüne alınırsa, şimdiki konjonktürün müdahaleci dinamikleri daha yekpare bir blok görünümü içinde sunduğu anlaşılıyor.

Buna karşılık, birinciler için bir ‘Yön-Devrim’ kümeleşmesi organik olarak, ikinciler için ise bir Turhan Feyzioğlu familyası parti olarak mevcut değilse bile, tıpkı dün olduğu gibi bugün de, her hangi bir ‘ara rejim’e derhal kadro tahsis edecek şeklen sivil unsurlar yine alesta bekliyorlar.

Nitekim, ‘teknisyenler hükümeti’ söylentileri şu sıralarda gırla gidiyor.

Baykal demokrasi uyarısı yapmak ihtiyacını boşuna hissetmiyor.

12 Mart 1971'den tam yirmi yedi yıl sonra, Türkiye 12 Mart 1998'de de fasit dairenin dışına çıkmak başarını hayata geçiremediğini ortaya koyuyor.

* * *

PEKİ 12 Mart 1971 ertesinde n'oldu?

İşte bir nebze direnç gösteremeyen Demirel ‘şapkasını aldığı gibi gitti’; işte Erim ve Melen hükümetlerinin ‘balyozu’ kafamıza tüm şiddetiyle indi; işte Deniz, Hüseyin, Yusuf şafak vakti daraağacı sehpasına asıldı; işte onumuz, yüzümüz, binimiz Erenköy'de veya başka yerde işkence tezgahına yatırıldı.

Peki sonra n'oldu?

Hiiiç!..

Türkiye darbeyi takip eden bütün yetmişli yıllarda, tarihinde hiç olmadığı derinlikteki bir girdaba ve kaosa sürüklendi. Üzerimize ‘kurşun yılları’ indi.

Üstelik, kapıdan kovulan Süleyman Demirel bacadan tekrar döndü; 12 Mart'ı Yunan Albayları cuntasıyla özdeşleştiren Bülent Ecevit başbakan oldu ve İsviçre sürgününe gitmiş Necmettin Erbakan da başbakan yardımcılığını aldı.

12 Mart 1971, müdaheleyi tezgahlayan ‘zinde güçlerin’ ve onlara kadro sunan ‘teknisyen sivillerin’ hedeflediğinin tam tersi bir sonuç verdi.

Tıpkı, bir on yıl sonraki 12 Eylül 1980 darbesinde tekrarlanacağı gibi...

* * *

AH ‘Mart sendorumu’...

Ah kapıdan baktıran ve kazma kürek yaktıran, sağı solu belli olmaz ay...

Ah toprak cemrelerinin, ah kocakarı soğuklarının, ah hamsin rüzgarlarının, ah koz kavuran fırtınalarının şevvali ve zilkadesi...

Hayırlısıyla bu yıl da seni bir atlatsak gelecek seneye kadar Allah kerim.

Ah ‘Mart sendromu’!

12 Mart 1971'in yirmi yedinci yıldönümünde ‘zinde güçlerin’, ‘teknisyen sivillerin’, ‘ara rejimlerin’, ‘şapka kapıp giden’ politikacıların, idam sehpaların, volta mahpusların ve işkence tezgahların artık bize uzak dursun!

Ah ‘Mart sendromu’, lütfen bırak Nisan baharı bize salimen gelsin!

Amin... Demokrasi güçlerinin cümlesi için amin...













X