Kitap Sanat Haberleri

KİTAP SANAT

    Mario Levi: Ben tesadüflere inanmam

    EFNAN ATMACA efnanatmaca@gmail.com
    05.10.2017 - 13:38 | Son Güncelleme:

    Bir mahallede bir araya gelen hepsi ‘yanlış tercihler’ yapan kahramanlar... Acaba orada buluşmaları bir tesadüf mü? Gerek kurgusu, gerek konusu ve gerek anlatımıyla çok keyifli bir kitap ‘Yanlış Tercihler Mahallesi’. Yazarı Mario Levi, tesadüflere inanmadığını söylüyor.

    İstanbul’un geçmiş zamanında, birbirinden farklı ama bir o kadar da hikâyeleri tanıdık insanlar bir mahallede bir araya geliyor. Hepsinin bir sırrı var. Onları tanıdıkça, sırlarını öğrendikçe yolculuk daha da derinleşiyor. Yeni sırlara, yeni hikâyelere gidiyorsunuz. Üstelik hikâyeyi tek bir ağızdan dinlemekle kalmıyorsunuz. Anlatılanların ardından bir de anlatılmayanları okuyorsunuz ama yine bilmedikleriniz olduğunu fark ediyorsunuz. Kurgusu, konusu ve anlatımıyla çok keyifli bir kitap ‘Yanlış Tercihler Mahallesi’. Yazarı Mario Levi. Ustanın rehberliğinde bu mahallede biraz dolaşmanızı ve keşfetmenizi tavsiye ederim.

    Romanın kurgusuyla başlamak istiyorum. Üç katmanlı bir anlatım tercih ediyorsunuz. Zor bir kurgu; önce anlatıcı bize duyduklarını anlatıyor, sonra kendine sakladıklarından bahsediyor. En son da hikâyenin başka bir yüzünü, başka bir ağızdan dinliyoruz. Neden böyle bir kurgu tercih ettiniz?
    Aslında o kadar zor değil. Hayat nasıl akıyorsa, bu hikâye de öyle akıyor diyelim. Çünkü yaşananların birçok yüzü var. Tek bir gerçek yok ayrıca. Öyle sanıyoruz bazen ama sadece biz yokuz, başkaları da var. Tabii bu kurguyu tercih etmem sadece bu sebebe bağlı değil. Kendime artık devamlı ve ısrarla bir hikâyeyi farklı şekillerde nasıl anlatabileceğimi soruyorum. Biraz da bugüne kadar yaptıklarımı aşma çabası... Bir dönemeçteyim... Edebiyat aramak demektir çünkü aynı zamanda, hep söylüyorum, bir keşif yolculuğudur. Bir yolda yürüyorum ve gördüklerimi paylaşmaya, dile getirmeye çalışıyorum. Neyi, ne kadar duyurabildiğimi zaman gösterecek.

    Tercih ettiğiniz bu kurguyla okuru şaşırtıyor ve hikâyeden hikâyeye yolluyorsunuz. Tam tarafımızı bulmuşken taraf bile değiştirebiliyoruz öğrendiklerimizle. Siz nasıl bir etki uyandırmasını istemiştiniz?
    Tam da böyle bir etki uyandırmak istedim! Hayat böyle, az önce anlatmaya çalıştığım gibi. İlişkileri de öyle yaşamıyor muyuz? Kararlar alıyoruz, farkına vararak veya varmayarak yargılıyoruz, ona göre yerimizi seçiyoruz. Tercihler yapıyoruz. Zamanın akışında da bazen yaşananların farklı gözlerle görülebileceğini anlıyoruz. Bazen çok geç oluyor. Pişmanlık dediğimiz tam da burada mı kendisini gösteriyor? Ben şimdi sormuş bulunayım sadece!

    Roman kahramanlarınız ‘yanlış’ tercih yapanlar ya da yaptıkları tercihler başkaları tarafından ‘yanlış’ gösterilenler. Onlara kaleminizle hayat verirken sizi de şaşırttılar mı?
    Beni şaşırtmadılar, şaşırtamadılar! Çünkü kalem elimdeydi! Esasında ben onları şaşırtmak istedim! Birçok sırlarını bilmediğimi sanıyorlardı ama biliyordum. Onları korumak için neyi, ne kadar bildiğimi söylemedim ama. Kaldıramayacakları gerçekler vardı, onları da söylemedim. Benim kaderim, talihim veya talihsizliğim, fazla bilmekti! Belki de görmem gerekenlerden fazlasını gördüm. Bunu bana kim yaptı? Söylemeyeceğim! Bırakın o da bende kalsın! Ama okur da az sırdaşım olmadı, şimdi gizlemenin ve görmezlikten gelmenin manası yok!

    AŞK BİLE SADECE İKİ KİŞİLİK OLAMAZ!
    İstanbul’un kalbinde dünde kalan bir mahallenin kahramanlarının hikâyesini anlatıyorsunuz. Onların ortak özelliği hüzünleri ve hikâyelerinin karanlık yüzü. Onları bir araya getiren mahalle mi yoksa o mahalle mi bu özelliklerdeki insanları çağırdı?
    Galiba ikisi de var! Ya da her iki çağrı birbirini besliyor. İbn-i Haldun’un o çok sevdiğim “Coğrafya kaderdir” sözüne yine geldik bakın. Ayrıca şunu romanımda da başka kitaplarımda da sık sık dile getirdim: Ben tesadüflere inanmam. O insanlar böyle bir hikâyede bir araya gelmeleri için geldiler, hepsi bu.

    Kitaptaki herkesin o bu dünyadan göçmeden birinin bilmesini istediği bir sırrı var. İnsanlar neden o en gizli yanlarını açmadan gitmemeyi tercih ediyor sizce?
    Çok basit! İnsanın ölümsüzlük arayışı, hatta biraz daha ileri gidelim, hayatının anlamını bulma çabası bu. Hepimiz elimizden geleni yapıyoruz. Çok temel bir varoluşsal mesele bu. Tevrat’ın ilk sayfalarında Tanrı, Âdem’e “Neredesin?” diye sorar. Esasında bildiği bir cevabı, sorduğu kişinin vermesini beklemektedir. Kendisi üzerine düşünmesini... Biz de hayatımızın belirli bir yerinde kendimize buna benzer soruları sormuyor muyuz? Şu da var... Ne yaşarsak yaşayalım, bir seyirciye de mutlaka ihtiyacımız vardı. Aşk dediğiniz bile sadece iki kişilik olamaz!

    Günümüzde sosyal medyayla yaşıyoruz. Artık neredeyse kimsenin sırrı ya da mahremi kalmadı. Canlı yayınlarla yaşıyorlar hayatlarını. İnsanların hikâyelerini zarifçe taşıdıkları günlerden bu günlere geldik. Nasıl yorumlarsınız bu yolculuğu?
    Uzun uzun konuşulması, tartışılması gereken bir mevzu bu... Hatta bana sorarsanız, bambaşka bir söyleşiyi gerektiriyor. Sosyal medyada yaşananlarda büyük bir uzaklık görüyorum ben öncelikle. Aynı zamanda da bir yalnızlık... Binlerce arkadaşınız var ama kendileriyle yazıştığınız, hatta duygularınızı paylaştığınız o anlarda, gecelerde yanınızda kimse yoktur. Yine de böyle beraberliklere ihtiyaç duyan o kadar çok insan var ki... Aslında hiç kimse gerektiğince anlamaya çalışmıyor. Anlatmaya bile çalışmıyor. Herkes seyrediyor, sadece seyrediyor. Özellikle de kendini... Çok acıklı bir hal bu...

    FARKLI OLANA TAHAMMÜLSÜZLÜK, ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ
    İnsanların farklılıklara, kimliklere, sıradışı hayatlara, özgürlüklere, esaretlere ve sırlara saygı duyduğu bir roman yazdığınız. Bugün insanların kendine benzemeyene düşman olduğu günlerdeyiz. Neden sizce?
    Soruyu kendime de soruyorum. Kurduğumuz ya da daha doğru bir deyişle önümüze konan, bize dayatılan medeniyetin ne kadar medeni olduğunu da... Şuna çok inanıyorum... Bir başkasının, kendinden farklı olanın varlığına tahammül edememenin, mutlaka bir özgüven eksikliği yaşayanlara has olduğunu düşünüyorum. Bu tavır bireysel ilişkilerde de gösterir kendini, toplumlararası ilişkilerde de... Birbirini çok yaralamış insanların tarihinden de geliyoruz ayrıca. Kendini öteki üzerinden tanımlamak başka bir şeydir, ötekini düşman bilerek kendini var etmeye çalışmak başka bir şey. Karışık mevzular bunlar...

    Her kahramanınız aslında edebiyatın tanınan başka kahramanlarına işaret ediyor, onları bize hatırlatıyor. Böyle oyuncaklı bir kurgunun nedeni nedir?
    Bunu, yani dediğiniz gibi her kahramanın edebiyatın bir başka kahramanını işaret ettiğinin farkında olmadığımı söylesem, inanır mısınız? En azından yola çıkarken böyle bir niyetim yoktu. Ama siz öyle gördüyseniz, bunun bir manası vardır. Kahramanlarımın birilerini hatırlatması hoşuma gider doğrusu. Ayrıca farkına varmadan etkilenmeler taşımış olmam da doğal, hatta kaçınılmaz. Eğer isterseniz, bunu günümüzün birçok yazarında da bulabilirsiniz. Şimdi yine çok sevdiğim bir cümlemi tekrarlayacağım. Edebiyat bir mirastır. Önemli olan bu mirası nasıl taşıdığınızdır, kendinizden geçirerek başkalarına aktardığınızdır. Oyuncaklı kurgu mu? Size hayatın koskoca bir oyun olduğunu söylemediler mi?

    Hikâyeleri okurken hep bir yarım bırakılmışlık kalıyor önce; sonra roman bittiğinde aslında sanki hepsi tamamlanmış hissi kalıyor geriye. Bunu nasıl başardınız?
    Meslek sırrı! Yok yok, o kadar da abartmayalım! Sadece işimi iyi yapmaya çalışıyorum. Yola çıkarken nereye varacağımı ve varmam gerektiğini biliyordum. Asıl sır burada galiba. Bir de kahramanlarımla yaşamayı başardım. En çok istediğim buydu. Hikâyelerinize başka türlü inanmanız mümkün değil. Aksi halde insan neden yazsın, böyle bir anlatım çilesini göze alsın ki...

    Mario Levi: Ben tesadüflere inanmam
    YANLIŞ TERCİHLER MAHALLESİ
    Mario Levi
    Everest Yayınları, 2017
    390 sayfa, 25 TL.

    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı