Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Marc Almond Zeki Müren fanı ‘çıktı!’

Ne yalan söyleyeyim, birisi hamili çek yazsa, altına adımı yazasım bile yok. Olası en güneşli yere bir kilim sereyim, postu oraya sereyim, küçük bir köpek yavrusu gibi kıvrılıp uyuyayım istiyorum.

Gelin görün ki hayat insanı işe güce koşuyor, ekstra, kıldan tüyden, özelden tüzelden zaruretler de cabası...

Bugünlerde buruşuk pijama gibiyiz. Bünye iflas raddesine geldi dayandı ama çaresiziz.

İnsan denen mahlûkatın üzerinde el freni nev’i bir aksam olmaması fena bir durum.

Olsa, vallahi tüm iyiniyetimizle asılacağız ama yok yani maalesef öyle bir şey. (Trum trum trum, makineleşmek istiyorum!)

Amaaan ne yapalım, biz de koşarız, hayat emrediyor madem...

Hem zaten bu durulmak için kötü de bir dönem.

Gidilecek görülecek bir dolu şey var; yetişilecek bir dolu program...

Misál, yarın (15 Nisan Perşembe) Roxy’de dünya gözüyle Marc Almond’ı görmek gibi bir lüksümüz olacak muhtemelen.

Şimdi bu fırsat kaçar mı, sorarım?..

Marc Almond’ı zaten ezelden beri severdik. Bir röportaj okuduk, kendilerine olan sevgi ve saygımız katlandı, hatta hadi cılkını çıkartalım, kanatlandı.

Kanadımız kolumuz bir arkadaşımız gösterdiğinde uyandık Milliyet Sanat’ın son sayısında yer alan şahane Eralp Baydar röportajına.

Baydar, Marc Almond ile İngiltere’de konuşmuş. Hakikaten de şapşahane bir muhabbet olmuş...

Son kertede aydınlatıcı ve eğlenceli söyleşi sayesinde Marc Almond ile ilgili enteresan şeyler öğrenmek nasip oldu. Şöyle ki, son zamanların ‘çıktı’ haberi jargonuna uygun bir dille ifade ececek olursak: Marc Almond, Zeki Müren fanı çıktı!

Şimdi bu, Sibel Kekilli’nin ‘pornocu çıkması’ kadar enteresan değil midir, elinizi vicdanınıza koyunuz da söyleyiniz.

Bundan evvel bir kez, o da 15 yıl önce, tatil için İstanbul’a gelen Almond, başta, ‘Geceyarısı Ekspresi’ referanslı standart turist önyargısına sahip olduğunu, ancak gördükleri karşısında dehşete düştüğünü anlatıyor.

Akabinde bir fotoğraf çekimi sırasında Zeki Müren’i dinlediğini, sesine vurulduğunu ve ona ait ne kadar kayıt varsa edindiğini öğreniyoruz.

Ve buradan da esas ilginç kısma geliyoruz.

Almond, vakt-i zamanında ‘muhteşem bir ses’ olarak nitelendirdiği Müren ile düet yapmak istemiş. Gelin görün ki Müren’in vefat etmesi üzerine, sesini inceltip, Süreyya Ahmed kimliğiyle, bir ‘kadın vokal’ olarak, kendisiyle düet yapmış.

Zeki Müren için ‘Öldüğünde çok şaşırdım, hep ortalıkta olacakmış gibi bir intiba bırakıyordu’ diyor Marc Almond. Yani bu kadar da ‘içeriden’ konuşuyor.

Türk müziğinden bir tek Zeki Müren ve Bülent Ersoy’u tanıyormuş ve -yalanı yok- ‘gözünü korkuttuğu’ için Bülent Ersoy ile birlikte çalışmaktan hafif tertip tırsıyormuş!!!

Adam ‘olmuş’ yani bir nev’i... Cola Turca Man kıvamı; ‘bendensin’ modeli...

Almond, İstanbul’a geleceği için çok heyecanlıymış, vuslatı dört gözle bekliyormuş.

Vallahi ondaki heyecan, bize taşikardi hesabından yazılır.

Marc Almond bu; boru mu? Zannımızca sırf ‘Tainted Love’ şarkısı için bile bir ömürlük kredi anasının ak sütü gibi heláldir, hakkıdır...

Ah, şu gözünü sevdiğimin baharı. Aşkı meşki, depresyonu mepresyonu geçelim bir kalem de sanat ve şenlik sezonu kesinlikle ‘açılmıştır.’

Şu saat itibarıyla deliye her gün bayram, İstanbul’a her gün festival.

Gelsin sinema, gitsin konser... Nerede akşam, orada sabah; postu Roxy’den kaldır, Açıkhava’ya ser, oradan çık, sinemaya gir, oradan şavolle, direksiyonu Ziya’nın dükkana doğru kır...

Hadi bakalım; motoru yakmasak bari...

Asparagas

En kahraman Aydın

Sinan Engin’in düdüğüne methiyeler düzdüğü, Haluk Ulusoy’un ‘milli değer’ ilan ettiği, Özhan Canaydın’ın onurlu davrandığı için saygılarını sunduğu, Ergün Gürsoy’un ‘federayonu’ kurtadığını söylediği Ali Aydın’ın İnönü Stadı’nın ortasına heykelinin dikilmesine karar verildi. Başta Adsız Kahraman Hakem Anıtı şeklinde düşünülen heykelin, daha sonra adının sanının da konulması ve modelin elinde kırmızı kart, dudağında düdüklü bir Ali Aydın figürasyonu olması gerektiği düşünüldü. Sinan Engin, Ali Aydın’ın adını Namık Kemal olarak değiştirmesi adına bir öneri getirdi fakat camia bu öneriye sıcak bakmadı. Yapılan toplantı neticesinde, Namık Kemal’in adının Ali Aydın olarak değiştirmesinin daha uygun olacağına, tarih kitaplarını baştan yazmak üzere bir heyet oluşturulmasına karar verildi.
X