Ege Haberleri

EGE

    Manisa Tarzanı’nın hatırına

    Hürriyet Haber
    30.05.2000 - 00:00 | Son Güncelleme:

    EVİMİN önünde bir erik ağacı var. Kaç yıldır bir tek meyve vermez, yeşil de olsa ufkumu kapatmaktan başka bir işe yaramaz. Kışın, ‘‘Bak erik ağacı’’ dedim, ‘‘Bu bu yıl da meyve vermezsen seni kesin keseceğim’’ Günler günleri kovaladı ve bahar geldi. Çevredeki tüm meyve ağaçları, kimi beyaz, kimi pembe gelinliğini giydi. Bizimkinde 2-3 çiçek bir dalda, 2-3 çiçek öbür dalda, başka ses seda yok. Zaten onlar da ilk rüzgarda yok olup gitti. Gerçi Hatice Uçtu, ağacın kesilmesine ‘‘Şekli çok güzel’’ diyerek karşı çıktı ama, kararım karardı.

    AMA içimde bir ağacı kesmenin acısıyla, aldığım kararın çatışması bitmiyordu bir türlü. ‘‘Ne olurdu erik ağacı’’ dedim. ‘‘Ne olurdu, bir tanecik olsun erik verseydin de, beni ağaç kesen biri durumuna düşürmeseydin. A. Kadir'in Bir Kayısı Ağacı'ndan da mı utanmadın’’

    Ben bir kayısı ağacıyım

    Kırşehir'in Dinekbağı'ndan.

    Küçücük bir ev önünde yaşarım yapayalnız.

    Yılda bir çiçek açar,

    yılda bir kayısı veririm,

    avuç içi kadar.

    Yaz olur,

    Bir kadın silkeler dallarımı,

    Bir çocuk yerde bağırır güler,

    bense hoşnut olurum.

    Hem zaten benim

    ne söğütler gibi nezaketim vardır,

    ne kavaklar gibi gururum.

    AHH erik ağacı, diyorum. Senin söğütler gibi nazik, kavaklar gibi gururlu olmanı beklemiyorum zaten. Sen de yılda bir erik verseydin, diyorum. Hem ben dallarını da silkelemem. Altında gülen bir çocuk da olmayacak. Hem avuç içi kadar da değil, vallahi nohut kadarına bile razıyım. Yeter ki, bir tek meyve verip, el aleme ‘‘Talat Kırcan evinin önündeki ağacı kesmiş’’ dedirtmeyecektin.

    Ben bir kayısı ağacıyım

    Kırşehir'in Dibekbağı'ndan.

    Dinekbağı'nda üç insan severim,

    bir çocuk,

    bir genç kadın,

    bir genç adam,

    benim kadar sessiz sedasız,

    benim kadar halim selim.

    En güzel ay nisan ayı,

    toprak yumuşak yumuşak,

    en güzel ay nisan ayı.

    Yağmur yağdı, çiçek açtı,

    bir hoş oldu içerim,

    en güzel ay nisan ayı.

    Kavaklar uzakta upuzun,

    bir sağa, bir sola

    başı döner kavakların.

    Ben bir kayısı ağacı

    başımda çiçeklerim.

    Ben bin kayısı ağacı,

    üç insan severim bir çocuk

    bir genç kadın

    bir genç adam.

    Çocuğun adı Ahmet

    kadının adı Fatma,

    Adamın adı İbrahim.

    Ahmet küçük ve sarı

    Fatma tombul ve beyaz,

    İbrahim uzun ve narin.

    Bir tek toprak odaları var üçünün,

    Toprak odanın bir tek penceresi.

    Ben bir kayısı ağacı,

    bazen eğilir bakarım odayı,

    yerde bir eski yatakla yorgan görürüm,

    duvarda bir eski kırık ayna,

    yerde bir eski kilim,

    bir eski hasır.

    Bir kayısı ağacı

    bazen eğilir bakar odaya

    çiçeklerinden utanır.

    Dün gece gaz yakmadılar

    ayışığında gördüm üçünü.

    üçünün suratı asık.

    Önce oturup

    zeytin ekmek, taze soğan yediler,

    sonra baktılar birbirinin gözüne

    sonra esnediler.

    Gökyüzü bembeyazdı

    gökyüzü çiçeklerimin renginde

    Gökyüzünde kavaklar.

    Fatma uzandı İbrahim'in yanına

    sağa döndü.

    Tombul beyaz yüzü pencerede

    gözleri açık durdu sabaha kadar.

    Çiçeği önce kayısı döker.

    Ben bir kayısı ağacıyım,

    döküyorum çiçeklerimi.

    Yer beyaz beyaz,

    başım yeşil yeşil,

    kayısılarım memede

    Haziran gelecek,

    güneş yakacaktır tepemi,

    kayısılarım balla, şekerle dolacaktır.

    Ben bir kayısı ağacıyım

    haziran gelecek,

    avuç içi kadar kayısılarım

    Ahmedin ekmeğine katık olacaktır.

    AHH erik ağacı diyorum, çiçeğini herkeslerden önce dökme, haziran gelende meyvelerin şekerle balla da dolmasın. Bir küçüğün ekmeğine katık olmanı da istemiyorum senden. Yılda bir erik ver, beni bu azaptan, kendini de yok olmaktan kurtar.

    Ben bir kayısı ağacıyım.

    Kötü bir düşüncedir almış beni.

    Geçti bağları budama zamanı, dedim,

    dedim, İbrahim gene boşta,

    kesildi, dedim, İbrahim'in yevmiye iki lirası

    dedim, çarşıda dört döner ibrahim, dedim, ekmek parası,

    zeytin parası, gaz parası.

    Dedim, insanlar

    neden yaşatılmıyor

    ağaçlar kadar olsun,.

    Ben bir kayısı ağacı.

    Fatma'nın, İbrahim'in, Ahmed'in

    yumurtası, şekeri, eti.

    Gittikçe artmakta kederim.

    Günlerden pazartesi

    Gene geldi, elinde çanta

    o şişman adam.

    Şişman adam bir düşman gibi beni seyreder,

    ben şişman adamı, bir düşman gibi seyrederim

    Durmuş İbrahim kapıda

    yüzü dalgın ve sinirli,

    bakıyor eli çantalı şişman adama.

    Şişman adam uzattı gövdeme elini,

    pencereden korkmuş kuzular gibi baktı Ahmet,

    Ben bir kayısı ağacı

    Gövdemde sarı kağıt.

    Yol parasını verememiş İbrahim,

    verilmiş haciz kararı.

    Yapmayın, dedim,

    yılda bir çiçek açarım, dedim.

    Etmeyin, dedim,

    ekmeğe katık oluyor kayısılarım, dedim.

    Bir öğle vakti baktım,

    kavaklar uzakta upuzun,

    bir sağa, bir sola.

    Ben kışlık odun

    altı lira.

    AHH diyorum, erik ağacı. Ünlü ozanımız A. Kadir'in 1946'da yazdığı bu şiire konu olan kayısı ağacı ne işlere yaramış. Ölürken bile, ölümsüz bir şiiri oluşturmuş. Ben senden bir işe yaramanı beklemiyorum. Şükür, yetecek kadar işimiz var, aşımız da. Ekmeğimize katık olma, yumurtamız, şekerimiz, etimiz olma. Gövdene haciz koydurup, sarı kağıt asacak da değilim. Zaten artık ne yol parası kaldı, ne de savaş yıllarının açlık günleri. Odun yakan da pek yok zaten. Ama n'olur çevrecilerin bir otun, bir yosunun hesabını sordukları bir çağda, beni ağaç katliamcısı yapma, dillere düşürme yeter.

    VERDİĞİM söz, aldığım karar arasında bocalarken, zaman zaman bize Manisa'dan güzel şiirler gönderen Mustafa Pala'nın son faksı geldi. En ünlü çevrecilerimizden Manisa Tarzanı için yazdığı şiiri okuyunca, erik ağacını kesme kararımdan utandım. Bir çevre savaşçısının öldükten yıllar sonra bile bizi nasıl etkilediğini bir kez daha gördüm.

    ERİK ağacı, erik ağacı! Meyve vermesen de, ufkumu kapatsan da, seni o ölümsüz çevrecinin sözünü dinleyerek bağışlıyorum. Sen her kışta, her baharda, yat kalk, Manisa Tarzanı'na ve bana yandaki şiiri gönderen Mustafa Pala'ya dua et. Ama yine de yılda bir tane de olsa meyve vermek için gayret et ne olur T.K.

    MANİSA TARZANININ MEKTUBU

    Ben Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi

    Siz benim 31 Mayıs 1963'te

    öldüğümü sanıyorsunuz

    Oysa ben

    Ağacın yeşilinde

    Kuşun kanadında

    Çocukların yüreğinde

    Sipil'in doruğunda yaşıyorum şimdi

    Ben Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi

    Aranızdayken

    Yeşil Manisa'ydı kentimizin adı

    Görüyorum ki

    Beton Manisa olmuş şimdi

    Görüyorum

    Ve hergün yeniden ölüyorum

    Ben Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi

    Bazıları unutsa da

    Ağaçlar unutmuyor beni

    Sipil'in doruğundan

    Ağaçları kestiğinizi

    Gediz'i kirlettiğinizi görüyorum

    Ve her gün yeniden ölüyorum

    Her dikilen ağaçla

    Toprağı çatlatan tohumla

    Yeşeren yaprakla yeniden diriliyorum

    Yeniden açıyorum gözlerimi güneşe

    Kesmeyin ağaçları

    Hergün yeniden öldürmeyin beni

    Ben Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi

    Anıtımı yapmışsınız Yeni Manisa'da

    Anıtımı yapmışsınız

    Barış Alanı'nda ağaçların arasına

    Anıtımı yapmışsınız

    Destimden su dökülür biçimde

    Destimden dökülen suyun

    Gözlerimden dökülmesini

    İstemiyorsanız eğer

    Ağaçları kesmeyin n'olur

    Ağaçsız, çiçeksiz bir dünyada

    Yaşamak ölümdür

    Ağaçları kesmeyin n'olur

    İşte o zaman ben gerçekten ölürüm

    İşte o zaman siz gerçekten ölürsünüz

    İşte o zaman Dünya yaşanmaz olur

    Ağaçları kesmeyin n'olur

    Ağaç dikin çiçek dikin çevrenize

    Beni 31 Mayıs'larda anmasanız da olur

    Ağaç dikin n'olur

    Beni merak etmeyin

    Ben Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi

    Ağacın yeşilinde

    Çocukların yüreğinde

    Kuşun kanadında

    Sipili'in doruğunda yaşıyorum şimdi

    Ben Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi

    Ağaç dikin çiçek dikin

    Yeşili sevin benim gibi

    <ı>Mustafa PALA

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNAN HABERLER

        Sayfa Başı