Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Manili adam

Jilet gibi ütülenmiş gömleklerimin gardıropta katlanmış olarak durması yetmez. Aynı zamanda, mevsimlere ve kumaşlara göre ayrıştıktan sonra, beyazdan daha koyu tonlara çıkan bir skalada, renklere göre de ayrışmaları gerekir. Çünkü bunlar söz konusu "düzenlilik ve titizlik manisi"nde apayrı bir konu oluşturuyorlar.

Övünmek mi yoksa yakınmak mı gerektiğini bilemiyorum, fakat ben hem çok titiz, hem de çok düzenli bir adamımdır.

Ancak, "evvel emirden beri öyleydim" diye iddia edemeyeceğim.

Çünkü anneme sorarsanız çocukluğumda ve ergenliğimde öyle değilmişim.

Hatta gayet derbedermişim ki, mümkündür.

Ama hanidir ve hanidir yukarıdaki "tertiplilik erdemi"yle donandığımı, buna ayak uyduramayan ve bir daha gelmemek üzere kapıyı çarpıp giderken de "manyaaak" diye bağırarak histeri krizleri geçiren, gitti gider dahi gider, hayatımdan çıkan kadınların sayısından biliyorum.

Eh, uğurlar ola !

Tabii yukarıdaki tanımlama onların öznel yorumunu oluşturuyor.

Fakat yine de Sezar’ın hakkını Sezar’a veriyor ve bir olguyu kabulleniyorum.

Doğru, diş macunu tüpünü lak diye ortasından sıkmam. Sıkana da çok kızarım.

O tüpü gayet usturuplu biçimde ve tükenmesine paralel olarak, azar azar kıvırırım.

Benim haneme girip çıktıkları müddetçe de, başkalarının bu kurala riayet etmesini isterim.

Hayır efendim, ne münasebet, cimriliğimden, hasisliğimden, pintiliğimden falan değil!

Benim o taraklarda bezim yoktur.

Nitekim, bu defa annemin de kabullendiği gibi, ezelden beri cebi delik birisi oldum.

Geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri, zaten cüzdan doldurmayan kefen paramı herhalde mezara istiflemeyeceğim.

Dolayısıyla, isterse daha tek bir defa ama öyle lak diye ve biçimsiz şekilde sıkılmış olsun, aynı tüp artık kurtarılamayacak duruma düştüğünden onu derhal çöpe atıp yerine yenisini almaktan çekinmem.

GÖZ ADABIMA TECAVÜZ

Çekinmem, çünkü bütün meselemi, bakış estetiğimin ve göz adabımın banyo lavabosunun üstünde de bozulmaması oluşturur.

Buradaki hacim uyumu benim için sonsuz önemlidir ve tersi durumdan, yine sonsuz ölçüde rahatsız olurum.

Rahatsız olmayan kadın ise zaten beni ilgilendirmiyor.

Dolayısıyla, değil "manyaak", isterse "delirium tremens raddesinde oynak" diye bağırsın ve kapıyı dış taraftan çekerken de kirişleri kırsın, cehenneme kadar yolu var!

Yukarıdaki "titizlik ve düzenlilik manyaklığım" (!) diğer objeler için de geçerlidir.

Meselá, zaten jilet gibi ütülenmiş gömleklerimin gardıropta katlanmış olarak durması yetmez.

Aynı zamanda, mevsimlere ve kumaşlara göre ayrıştıktan sonra, beyazdan daha koyu tonlara çıkan bir skalada, renklere göre de ayrışmaları gerekir.

Söz konusu renk ayırımı, artık hemen hemen hiç takmıyor olsam dahi, kravatlarımı da kapsar.

Ceketlerimi, pantalonlarımı, pardösüleri ise haydi haydi kapsar.

Yahut, salon veya odalardaki tabloların mutlaka simetrik ve mutlaka duvar çizgisine paralel biçimde asılmış olması benim için hayati bir zorunluluktur.

Velev ki belli belirsiz olsun, Hopper’in "Gece Kuşları" sağa, Schiele’nin "Mor Kadın"ı da sola baktı mıydı, benim cinlerim başıma toplanır.

Göz adábımı tecavüze uğramış addederim ve mideme sancılar girer.

MANYAKLIK DEĞİLSE BİLE MANİ

Nitekim, haftada topu topu üç saat gelen gündelikçi kadın bütün "Elini ayağını öpeyim, aman bunlara dokunma! Bırak, tozunu ben alırım" tembihlerime rağmen işgüzarlığa kalkışıp her birini yamuk yamuk bıraktığında, çileden çıktığımın resmidir.

Yüzüm tutmadığından ertesi hafta kadına bir şey söyleyemem ama, gerektiğinde çekül ve açı kullanarak, onları tekrar yerli yerine oturturum.

Veya, elektrik buton ve prizleri gibisinden ev edavatı yukarıdaki paralelizm ve simetrizm unsurlarından mahrumsa yahut sonradan mahrum duruma düşmüşse, derhal tornavida; gerektiğinde yenisi, anında onları da geometrik çizgilerle donatırım.

N’apim, şimdi derin bilinçaltımı psikanaliz kanepesine yatıracak değilim ama, herhalde ya geçmişteki baba korkusundan ya da papaz mektebindeki zapturapttan dolayı işte böyleyim ve belki gerçekten de, tam "manyaklık" değilse bile "mani" sınırında geziniyorum.

Dikkat ettiyseniz, yukarıdaki örneklerde, aslında hayatımdaki en önemli yeri tutan ve dünyadaki yegáne mülkümü oluşturan binlerce kitabımdan hiç söz etmedim.

Çünkü bunlar söz konusu "düzenlilik ve titizlik manisi"nde apayrı bir konu oluşturuyorlar.

Ve şimdi siz varın, böyle bir adamın o kitaplarla birlikte taşınması durumunda nasıl bir kaosa bürüneceğini ve ne tür bir kábus yaşayacağını siz düşünün.

Bu kaosu ve bu kábusu gelecek pazara bırakıyorum.
X