Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Mali Kriz: Savaş ve Totalitarizm tehlikesi

Senato, Temsilciler Meclisi’nin reddettiği 700 milyar dolarlık “kurtarma paketi”nin “rektifiye edilmiş” halini dün sabaha karşı kabul etti de, tüm dünyayı saracak “mali kriz”den kurtulma umutları yeniden canlandı. Temsilciler Meclisi, rektifikasyondan geçmiş paketi bugün oylayacak. Kabul ederse, ne ala.

Etmezse?

“Kıyamet günü” mü yaklaşacak?

Kimbilir...

Temsilciler Meclisi’nin bu yola gideceğini, yani “rektifiye edilmiş paket”i yine reddedeceğini neredeyse –ve nedense- hiç kimse düşünmediği ya da düşünmek istemediği için, Senato’nun ardından Temsilciler Meclisi oylamasının da “kabul” şeklinde çıkacağını tahmin etmeliyiz. “Kıyamet günü” gecikebilir...

Senato oylaması dörtte üç çoğunlukla, 24 “hayır”a karşı 75 “evet’ oyuyla çıktı. Evetlerin 40’ı Demokratların, 35’i Cumhuriyetçilerin. Hayırların ise 10’u Demokratların 14’ü Cumhuriyetçilerin.

Başkan adayları Illinois Senatörü Barack Obama ile Arizona Senatörü John McCain göstere göstere “evet” oyu verdiler.

Bu durumda, topu topu 10 oy farklı Pazartesi günü “hayır” demiş olan Temsilciler Meclisi’nin de oyunu “rektifiye etmesi” bekleniyor.

Hepimizin, her ülkenin, her bireyinin hayatını Washington’daki Kongre binası ile Wall Street’deki borsa ve büyük bankalar arasındaki “interaksiyon”dan daha fazla etkileyecek hiçbir şey yok. Bu konu, üzerinde, dönerek, sürekli durmamızın sebebi de bu.

***            ***             ***

Konu, herşeyin, hepimizin bekasını ilgilendirdiği için, içeriği itibarıyla hayli karmaşık ve teknik olmasına rağmen hemen herkes üzerinde kalem oynatıyor.

Futbol gibi birşey bu da. Anlamamak ve hüküm sahibi olmamak gibi bir seçeneği sanki kimsenin yok. Herkesin ifade edeceği bir fikri var; doğru-yanlış...

Nitekim, Amerikan basınına bakıyorum, ekonomik-mali konular hakkında fikir serdettiklerini hiç görmediğim önemli siyasi kalemler bundan başka konuyla uğraşmaz haldeler. New York Times’da Paul Krugman gibi bir “ekonomi ve maliye otoritesi” bir köşe yazarı bulunmasına rağmen, Thomas Friedman’ın da bu konuda yazmasını önlemek mümkün değil.

Washington Post’ta ise, bakıyorum David Ignatius ile Jim Hoagland da en iddialı yazılarını bugüne dek hiç yazdıklarını görmediğim bu konuya ayırmışlar. Aslında iflah olmaz bir “ekonomi cahili” olan benim de, bu konuda yazma cesaretim böyle örneklerden kaynaklanıyor.

Örneğin David Ignatius, “Acı verici olsa da (krizin) ilacı biraz fazla tasarruf etmek ve daha az tüketmek. Potansiyel olarak işleri çıkmaza sokan sorun, mali kurumların krizden çıkmak için nakit sınırlamalarına gittiği kısa-vadeli kredi piyasalarında. Onlar borçluların kredileri geri ödeyeceğine güvenmiyorlar” diye kestirmiş atmış.

Oysa, aynı gazetede Richard Cohen’i okuduğunuz vakit, bambaşka bir gözlemle karşılaşıyor, kafanız karışıyor ve tüyleriniz ürperebiliyor.

Richard Cohen, “Merkez Bankası Başkanı Ben Bernanke’nin Temsilciler Meclisi’nin reddettiği kurtarma planının mimarı ve aynı zamanda bir Büyük Depresyon uzmanı olduğunu bilmek beni rahatlatıyor” diye başladığı yazısına şöyle devam ediyor:

“Bu (Büyük Depresyon) Amerika’nın başına 1929’dan 1942’ye dek çöken ekonomik felaket idi ve ancak Amerika’nın savaşa girmesiyle sona erdi. Depresyonu durduran dünya çapındaki kan banyosuydu.”

Bu “sentez”in de devamı var:

“... Netice itibarıyla Depresyon, basit bir ekonomik kriz değldi. Aynı zamanda, bir siyasi ve kültürel krizdi. Hem Avrupa’da hem Japonya’da totaliter hareketlerin –Amerika’da ise oldukça çirkin siyasi hareketlerin- yükselmesine katkıda bulundu...

Washington retoriği tarihi unutmuş görünüyor. Sadece mali meselelerden söz ediyor ve her beyinsiz politikacının yapacağı gibi sorumlu arıyor. Yeni bir şeymiş veya sanki kontrol edilebilirmiş gibi aç gözlülük kınanıyor ve tüm sorun, krizi çözme başarısızlığının bazı zengin kurumlar ve zengin yöneticileri tehdit etmekten öte bir sonucu olmayacakmış gibi tartışılıyor. (Oysa) Büyük Depresyon bunun tam tersini öğretiyor...”

***           ***          ***

Bizde konuya “bayram rehaveti” ile yaklaşılması, bu satırları okuduğum vakit daha da tüyler ürpertici.

“Solcular” rahat. Sanki bundan 20 yıl önce sosyalizm dünya çapında çökmemiş ve bir siyasi sistem olarak silinmemiş gibi, Wall Street’te olan-bitene “kapitalizmin krizi” diye bakıp umursamaz bir haldeler.

“Merkez-sağ” ise geleneksel “Bize bir şey olmaz” tavrında. Yönetici çevrelerdeyse, Türk bankacılık sistemine 2001 Krizi’ni atlatmış olmanın ve bağışıklık kazanıldığı zannının rahatlığı göze çarpıyor.

“Küresel” dünyada Türkiye gibi “küresel sisteme hayli entegre” bir ülkenin, Wall Street’te infilak edip tüm yerküreye yayılacak “mali kriz”e böylesine duyarsız olabileceğini benim gibi bir “ekonomi cahili”nin havsalası almıyor.

O nedenle, bugün tüm dikkatlerimiz bir kez daha Washington’da, Temsilciler Meclisi’ndeki oylamada... 

NOT: Bir önceki yazıda, yazının sonunda böyle italik harflerle yayımlanan bölüm bir internet kazası. Bana ait değil. Benim yazının içine internetten kopyala-yapıştır yöntemiyle girmiş ve silinmeden kalmış. Arşiv amaçlı olarak düzeltir, özür dileriz.

X