Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Mali kriz kapımızı çalarken: İyimserlik ve Kötümserlik...

Piyasalar bir türlü durulmuyor. Sürekli çalkalanıyor. Gün, dünyanın birçok köşesinde –bu arada Türkiye’de de- berbat başlıyor. Sonra bir nebze duruluyor. Durulma, ertesi güne garanti değil.

“Bize bir şey olmaz” nakaratı Türkiye’de de yerini gerçekçi değerlendirmelere bırakmaya başladı. Ülkenin ekonomi yönetiminden sorumlu bakanlar, geç de olsa, “küresel mali kriz”in Türkiye’nin kapısını çalabileceğini, bunu en az zararla atlatmak gerektiğini doğru biçimde itiraf eder oldular.

Günler öncesinden, “bize bir şey olmaz” denildiği vakit, küresel ekonomiye hayli entegre bir Türkiye’nin bu küresel boyutlar taşıması kaçınılmaz mali krizden etkilenmemesinin mümkün olacağını söylemeye çalışıyorduk. Hem de, itiraf ettiğimiz üzere bir “ekonomi cahili” olarak.

Sağdan-soldan alışılmadık biçimde “ekonomi yazmaya başlamış” olduğumuza takılanlar var. Ekonomiden anlamadan ekonomi nasıl yazılabilir?

Oysa, ben, ekonomi yazmıyorum. “Ekonomi-politik” yazıyorum. Bunu dikkatli gözler fark edebilir.Zaten, dünyaca içine girdiğimiz “mali kriz” sadece ekonomi araçlarıyla anlaşılması mümkün olamayacak çapta ve en çarpıcı boyutları “siyasi” olan bir kriz.

Söz konusu kriz, ekonomicilere bırakılacak olsa çoktan çözüm rotasına girerdi. Hele geçtiğimiz Cuma günü Amerikan Temsilciler Meclisi, 700 milyar dolarlık “kurtarma paketi”ni Senato’nun ardından kabul edip, George W.Bush 90 dakika içinde imzalayarak bunu yasalaştırdıktan sonra.

Ne var ki, Dow Jones bile oralı olmadı ve “kurtarma paketi” Temsilciler Meclisi’nden geçtikten sonra günü düşüşle kapattı.

Amerika, o gün bugündür belini doğrultamadıktan gayrı, kriz önce Avrupa’da kendini göstermeye başladı, ardından Asya’da. Moskova Borsası’ndan Paris’e, oradan Endonezya’ya her yer sallanıyor.

“Uzmanlar” konunun bir “güven krizi”nden kaynaklandığını söylüyorlar. Ekonomi ve mali işlemler ne denli karmaşık teknikler içerse de, işin kaynağında “güven” yani “psikolojik unsur” varsa, bu, “siyasi karar alıcılar”a duyulan “güvensizlik”le ilgili yönünden ötürü, piyasaların dikişi tutmuyor.

 

***            ***         ***

 

Önemli Amerikalı ekonomi uzmanı, New York Times köşe yazarı Paul Krugman, geçen Cuma günkü oylamadan önce yazdığı yazıda, “kurtarma paketi”ni kabul edilemez ölçüde “zayıf” bulmuştu ve alelacele ve salapati biçimde hazırlandığına dikkat çekerek, “hazırlayanlanların ne yaptıklarını bilmez halde bulunduklarını” ileri sürmüştü.

Bu durumda, “kurtarma paketi”nden asıl umulan krize gerçek bir çözüm bulmak için zaman kazandırmak olabilirdi.

Ortaya çıkan soru, dolayısıyla, şu oluyordu:

Zamanımız var mı?

Paul Krugman, bu soruyu düşündürttükten sonra şöyle devam ediyordu:

“Ekonomik belalarımıza çözüm mali sisteme ilişkin çözüm, çok daha iyi düşünülmüş bir kurtarma planı ile başlamak zorundadır ve bu, İsveç hükümetinin 1990’ların başlarında yaptığı gibi Amerikan hükümetinin sistemin kısmi, geçici sahipliğini üstlenmesini içerir. Ancak Bush yönetiminin bu adımı atmasını tahayyül etmek zor.”

Krugman, harcamalar ve istihdamda resesyonu önlemek amacıyla “vergi indirimi” gibi “büyülü” formüller yerine nakite sıkışmış kurumlara para akıtmaya ama daha da önemlisi gerekli olan yerlerde harcamaya gidilmesini öngören daha ciddi bir plan düşüncesini savunuyor. Bunu ise, Bush yönetiminin yapamayacağından hareket ederek şöyle yazıyor:

Dolayısıyla doğru şeyi yapmaya daha eğilimli olan yeni yönetimi beklemeliyiz... Seçim 32 gün ötede ama yeni yönetimin yerine yerleşmesi dört ayı bulacak. Çok şey o dört ay zarfında ters gidebilir –ve muhtemelen gidecek.

Tek bir şey kesin: Yeni yönetimin ekonomi takımı dibe vurmaya hazır olmalı, zira daha ilk günden kendisini Büyük Bunalım’dan bu yana en kötü mali ve ekonomik krizle baş etmeye çalışırken bulacak.” 

***       ***     ***

İçinden geçtiğimiz günlerin ve çok yakın geleceğin gösterdiği “gerçekler” böyle. Ama sanmayın ki, ben kötümserim. Tam tersine, “iyimser”im.

İyimserliğim, bir aydan az bir zaman sonra Amerika’da Başkanlık seçimi yapılacak olmasından ve Barack Obama’nın çok muhtemeldir ki Başkan seçilecek olmasından kaynaklanıyor. Daha da önemlisi, Amerikan sisteminin “değişme”ye, “kendini yenileme”ye ve “düzeltme”ye uygun bir yapısı bulunduğuna duyduğum güvenin verdiği bir “iyimserlik” söz konusu.

The American Interest dergisinin son sayısının kapak konusu “Obama’s Options” (Obama’nın Seçenekleri). Gary Hart, Lee Hamilton, Philip Gordon ve Will Marshall’ın “Başkan Obama”ya tavsiye yazıları.

Lee Hamilton’un  yazısının son bölümünden şu satırlar dikkate değer:

“Gelecek Başkan’ın üzerine oturacağı bir dizi olumlu trend elbette var. Ufukta bir büyük güç çatışması bulunmuyor. Güney Amerika, doğu Avrupa, Asya ve diğer yerlerde, demokrasi bir istisna değil, bir kural. Diktatörlük ve otoriterlik ortadan kalkmadı ama tarihi trendin ne olduğu besbelli. Küresel ekonomi beşinci yılına yılda yüzde 4’lük büyüme ile girdi, en aşırı yoksulluk rakamları düştü, savaş sayıları azaldı ve çözülen ihtilafların sayısında tırmanış söz konusu. Tüm bu gelişme hala kırılgan ama genel olarak umut verici.

Bu “kriz” bir vade içinde mutlaka aşılacak. Bizim Türkiye’de sormamız gereken soru, Türkiye’yi yönetenlerin dünyadan ne kadar haberdar oldukları ve daha önemlisi bir “gelecek vizyonu”na sahip olup-olmadıkları.

Bu konuda “kötümser” olan varsa, suçlanmamalı…

X