"Vahap Munyar" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Vahap Munyar" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Vahap Munyar

Malatya, komşularıyla işbirliği arayışında

GÜLSAN İnşaat Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Elazığlı Mehmet Gül’le ne zaman karşılaşsam takılırım: "Ben Malatyalıyım... Bilirsin, Elazığlılar’ı hiç sevmem..."

Mehmet Gül, adı gibi gülümser: "Kardeşim bu söz kavgada bile söylenmez..."

Sonra, babamın aslında Elazığ’ın Baskil ilçesi kökenli olduğunu hatırlatırım: "Malatya’da doğup büyüdüğümüz için kendimizi Malatyalı görürüz ama bizim de kökenimizde Elazığ var..."

Elazığ’la Malatya arasında süregelen "çekişme"nin bir başka versiyonu Adayıman’la Malatya arasında yaşanır. Zirvesindeki tarihi kalıntılarıyla ünlü Nemrut’a hem Malatya’dan, hem de Adıyaman’dan çıkmak mümkündür. Malatya, Nemrut’a çıkış yolunu daha düzgün yapmaya kalkar, Adıyaman’dan ses yükselir: "Nemrut bizim, Malatya’ya kaptırmayız."

Türkiye’nin değişik bölgelerindeki komşu iller arasında bunlara benzer anlamsız çekişmeler süregelir... Oysa bizim kültürümüzde komşuluğun önemi büyüktür.

Malatya Valisi Halil İbrahim Daşöz de komşuluk geleneğimizi dikkate alarak, "komşuluktan sinerji yaratalım" arayışına girmiş, bir proje geliştirmiş: "Komşu İller Dostluk ve İşbirliği Projesi."

Daşöz
, projenin konusunu, amaçlarını içeren bir mektubu Malatya’ya komşu olan Elazığ, Adıyaman, Kahramanmaraş ve Sivas valiliklerine göndermiş.

Mektupda projenin amaçları şöyle özetlenmiş:

* İller arasında sanayi, ticaret, tarım, eğitim, kültür, turizm, tanıtım, gençlik, spor, ulaşım, altyapı, çevre, sivil savunma, acil yardım, afetle mücadele ve benzeri konularda işbirliği yapmak.

* İllerin birbiri nezdinde tanıtımlarını yapmak. (Örneğin Adıyaman’da "Malatya Günleri", Malatya’da "Adıyaman Günleri" düzenlemek gibi.)

* İller arasında bilgi ve tecrübe alışverişinde bulunmak, gelişmeleri ve uygulamaları paylaşmak.

Daşöz, mektubunda kurulacak "Dostluk ve İşbirliği Grupları"nın kimlerden oluşacağını sıralamış. Buna göre, vali ve bir vali yardımcısı, il belediye başkanı, üniversite rektörü veya temsilcisi, il jandarma komutanı, emniyet müdürü gibi bürokratlar başta olmak üzere illerdeki sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri söz konusu dostluk gruplarında yer alacak.

Halil İbrahim Daşöz, "Dostluk ve İşbirliği Grupları"nın tavsiye niteliğinde karar alabileceğini, ilgili kuruluşlar tarafından yasalar çerçevesinde uygulanabileceğini belirtmiş.

Daşöz’e yazılı olarak ilk olumlu yanıt Sivas Valisi’nden gitti. Elazığ ve Kahramanmaraş valileri, böyle bir projeye sıcak baktıklarını şifahi olarak bildirdi.

Malatya Valisi Daşöz’ün projesi bana başta Kelkit Havzası Kalkınma Birliği olmak üzere, değişik kalkınma birlikterini çağrıştırdı...

Belki Malatya Valisi’nin ilk adımını attığı "Komşu İller Dostluk ve İşbirliği Projesi", söz konusu 5 il arasında "Kalkınma Birliği"ne dönüşür, yeni yatırımlara kıvılcım olur...

Bırakın anlamsız çekişmeleri, el ele verin...

Ağabeyimi, adına dikilen ağaçlarla anıyoruz

DENİZ Spatar aslında bizim meslekten... Ancak, şu anda halkla ilgişkiler sektöründe çalışıyor. "En az 5 fidan" yazılarım üzerine duygulanmış, özel durumunu benimle paylaşmak istemiş.

Deniz Spatar, 8 Mayıs 2005’te 1958 doğumlu ağabeyini yitirmiş... O günlerde Medya Evi’nde çalışıyormuş... Matem dolu ilk günleri atlatıp, işine döndüğünde Medya Evi’nin ağabeyi adına 7 fidan diktirdiğini öğrenmiş. Hemen anne-babasını arayıp, paylaşmış, onlar da mutlu olmuş.

Sonra ağabeyi adına dikilen fidanların arkası gelmiş. Dostlarının çoğu TEMA Vakfı’nı arayıp, ağabeyi adına fidanlar diktirmişler. En son fidan da Nazım Hikmet Vakfı’ndan gelmiş.

Deniz Spatar, şöyle diyor: "Şimdi biliyorum ki ağabeyimin adıyla Türkiye’nin dört bir yanında bir sürü fidan var. Annem ve babam o fidanların belgelirini bir dosyada topladı. Zaman zaman fotoğraf albümüne bakar gibi o belgelere bakıyorlar. Hem dostlarını hatırlıyorlar, hem hiçbir zaman akıllarından çıkmayan ağabeyimi anıyorlar..."

Spatar
, son cümleyi şöyle bağlamış: "Fidanlar yaşadıkça..."

Elbette fidanları dikmek yetmiyor, önemli olan onların yaşaması...

Terör alarmıyla uçmak çok zor

15 Ağustos 2006 Salı sabahı 07.00’de Atatürk Havalimanı’ndayız. British Airways’le (BA) Londra’ya uçacağız. Kesici, patlayıcı birşeyler olmaması şartıyla el bagajlarımızı rahatlıkla yanımıza alıyoruz.

Londra Heathrow Havalimanı’na indiğimizde yaşanan karmaşanın izlerini görüyoruz. Çünkü bagaj teslim alanında sahipsiz binlerce valiz var.

16 Ağustos 2006 Çarşamba akşamüstü Londra Heathrow Havalimanı... BA’yla İstanbul’a uçacağız. O gün tüm gazetelerde 12 yaşında bir çocuğun pasaport ve biniş kartı göstermeden uçağa bindiği haberleri var.

Dolayısıyla kontroller çok sıkı. BA bilet işlemleri için kuyruğa giriyoruz. Hemen başta ’El bagajı ölçü kutusu’ duruyor. Kutuya sığabilecek boyutta olan çantaların dışında hiçbir şey uçağın içine alınmıyor.

Dolayısıyla Londra’ya giderken ’el bagajı’ olarak uçağın içine aldığım çantalar, bu kez bagajı boyluyor.

Allahtan ciddi bir rötar yaşamadan İstanbul’a dönüyoruz.

Terör alarmı ortamında uçmak gerçekten çok zor oluyor...
X