GeriÇağlayan Kent Yeni Zehirli Erkeklik: Bir İnsanlık Krizi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yeni Zehirli Erkeklik: Bir İnsanlık Krizi

Yeni Zehirli Erkeklik: Bir İnsanlık Krizi

"Bugün 25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü. Her ne kadar farkındalığa hizmet ediyor olsa da, bir kadın olarak bu başlığı taşıyan özel bir gün olmasından utanç duyuyorum. "

Her doğan güne yeni bir kadın şiddeti vakası ile uyanıyoruz. Özellikle sosyal medya ve televizyonun etkisiyle bazı isimler aklımızda yer ediyor, yüreğimize işliyor.  Son 30 yılın medya trendleri haber almaktan bir adım öteye taşıyor bizi; vakaların adeta organik birer parçası haline geliyoruz. Tanık olduğumuz bu vahşete ilişkin günlük nefret dozumuzu alıyor, klavyede kül bırakmıyor, rahatlıyoruz. Maruz kaldığımız her mesajın üzerimizde en fazla 15 gün tesiri var. Sonrasında dünya işlerimize geri dönüyoruz. Ateş düştüğü yeri yakıyor.

Ortalamalara baktığımızda kadın şiddetinin çoğunlukla aşk-cinsellik-evlilik üçgeninde cereyan ediyor olduğunu söylemek mümkün. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre 1 Ocak 2019’dan bu yana 404 kadın öldürüldü. Isparta’da ayrıldığı erkek arkadaşı tarafından 18 saat duygusal ve fiziksel şiddete maruz kalarak hayatını kaybeden Güleda Cankel, Kırıkkale’de eski eşi tarafından küçücük çocuğunun gözü önünde öldürülen Emine Bulut, biraz daha geçmiş yıllara  gidecek olursak Mersin’de kendisine tecavüz etmeye çalışanlara direndiği için katledilen Özgecan Aslan, erkek arkadaşı Cem Garipoğlu’nun akıllara durgunluk veren bir cinayet tezgahı ile genç yaşta hayata veda eden Münevver Karabulut ve say say bitmeyecek daha nice vaka…

Halen hayatta olup da evinin huzuru bozulmasın, çocukları babasız kalmasın diye dayak yediği halde susmayı tercih eden nice kadın…

Halen hayatta olup, kariyerinden giydiği kıyafete, akşam eve dönüş saatine kadar bin bir farklı konuda baskıya maruz kalan nice kadın…

Halen hayatta olup, partnerinin, dozu ne olursa olsun, kıskançlık argümanlarının açıklamalar yapmaya çalışan nice kadın…

Halen hayatta olup baskının ve şiddetin bir gün son bulabileceğini düşünen; ilişkisine, evliliğine sahip çıkmak isteyen nice kadın…

Öyle ya, masum olarak başlayan duyguların şiddetle neticelenebileceğini kim tahmin eder ki!

Peki kim bu erkekler? Efsaneleriyle yüzümüzü aşka döndüren Keremler, Mecnunlar, Ferhatlar nerede?

Bilinen insanlık tarihi 200 bin yıl öncesine dayanıyor. Bunun son 10 bin yılı ise erkek egemen tarım toplumu. O zamana kadar avcı toplayıcı düzeninde anaerkil yahut hiçbir cinsiyetin üstünlüğü olmaksızın mutlu mesut yaşayan atalarımız, bir dizi kural kaidenin baştan yazıldığı yerleşik hayata geçince bu işbirliğini kadınların zararına bozuyor. Koskoca 200 bin yıl içerisinde sadece 10 bin yıl; yani yirmide bir… Resme böyle bakınca aslına rücu etmeye çalışan kadınlar ile son on bin yıllık iktidarına sahip çıkmaya çalışan geleneksel erkeklerin bir arada tutunma karmaşasını yaşadığımız söylenebilir.

Kadın özüne dönüp güçlenmeye başladıkça, bazı imtiyazlarını yitirdiğini düşünen erkeğin şirazesi kayıyor. Örnekleri haber dosyalarında, trend topic’lerde aramaya gerek yok. Elbette şiddet eğilimi olan psikiyatrik vakaları, ağır ceza unsurlarını ayrı tutalım. Sadece günlük yaşama şöyle bir bakalım; yaşadığımız ilişkileri, evlilikleri gözden geçirelim. Karşılıklı rollerimizi bir kağıda dökelim. Karar verebildiğimiz özgürlük alanlarımızı listeleyelim. Duygularımızı, düşüncelerimizi, tepkilerimizi karşılaştıralım. Erkeklerin giderek daha az aksiyon alıp, daha fazla asabileştiklerini görmüyor muyuz?

Bu zihinsel karmaşayı sadece kadının belini doğrultarak, ona şanlı anaerkil tarihi hatırlatarak aşmak mümkün mü?

Yasalarla, cezalarla erkeğin gün geçtikçe zehirlenen duygu ve düşün dünyasını değiştirmek mümkün mü?

Peki kanunlarla belirlenmiş bir ceza-i müeyyidesi olmayan duygusal istismarı nasıl önleyeceğiz?

Kadının mutsuzluğunun kendilerine daha fazla güç ve mutluluk katmayacağını bu erkekler nasıl görecek?

İş dünyasında, sosyal yaşamda, kendini ifade biçiminde, dış görünüşünde özgürleşen, güçlenen kadınlara karşı adeta gardını alan öfkeleriyle zehirlenmiş erkekler bu insanlık krizini nasıl aşacak?

Keşke bu soruların cevapları bende olsaydı. Ama 17 yaşında bir erkek çocuk annesi olarak şunu söyleyebilirim. Çocuklarımızdan sadece erkek oldukları için daha kudretli olmalarını beklememeliyiz. Ağız dolusu kahkahalar atmalarına hatta ağlamalarına engel olmamalıyız.  Evladımızı öpüp koklamanın ayıp olmadığını önce kendimize öğretmeliyiz. Onları sevgi sözcüklerinden mahrum etmemeliyiz. Yüreklerinden kopuk, narsistik bir ego devşirmelerine olanak vermemeliyiz. Şiddet kendini ifade edemeyenlerin başvurduğu bir yöntemdir. Duygularını ifade edemeyenlerin sonsuza dek mutsuz olacağını öğretmeliyiz. Uzun lafın kısası erkek egemen atalarından biriktirdiklerini yavaş yavaş unutturmalıyız.  

Toplumsal cinsiyet eşitliği yavaş da olsa kadınlar lehine evrilirken, erkekleri bu düzene zihinsel olarak hazırlamak çok önemli.  Zira erkeklerin kendini hakir gördüğü ve hükmünü sadece kadına geçirebildiği bu insanlık kriz aşılmadıkça, vahşetin son bulmayacağı maalesef çok belli.

 
   

Beşamel Sos Nasıl Yapılır? | Mucize LezzetlerMucize Lezzetler'in bugünkü bölümünde beşamel sos yaparken nelere dikkat etmemiz gerektiğini araştırdık! Gülçin Çavdarcı'nın enfes ipuçları ile sizlerle... (Sponsorlu İçerik)

 

 

 

False