GeriMehmet Yavuz Tanınmayan Bir Nörolojik Hastalık ve İsyankârın Sinsi Kahkahası Joker
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Tanınmayan Bir Nörolojik Hastalık ve İsyankârın Sinsi Kahkahası Joker

Tanınmayan Bir Nörolojik Hastalık ve İsyankârın Sinsi Kahkahası Joker

"Her ne kadar 18 yaşından büyüklere yönelik bir film olsa da Türkiye’de ve dünyada gençler başta olmak üzere milyonlarca kişinin izleyip etkilendiği Joker, pek tanınmayan bir nörolojik hastalığı gündeme getirmenin yanı sıra sessiz olduklarında pek dikkate alınmayanların isyanında bir sembole de dönüştü"

İnsanlığın daha iyi bir dünya hayali ve toplumsal hareketler… Kitlelerin yeni ve daha güçlü bir çözüm arzusu… Biri içimizdeki isyankâra mı dokundu? Yıllarca birikmiş baskı, belirsizlik, acı ve öfkeden doğan kahkaha… Genç beyinlerin isyanı! Sinemanın beyinleri etkileme gücü… İşte izlediğim bir filmden sonra ilk aklıma gelenler.

Eminim, sinema ile ilgilenen herkes, hangi filmden bahsettiğimi kolayca tahmin etmiştir. Malum, kitlelere yön veren, tişörtleri, sweatshirtleri ve maskeleri ile ortalığı kasıp kavuran filmler var. Her ne kadar 18 yaş üzeri bir film olsa da –internet sağ olsun- özellikle 18 yaşın altındaki gençler için Batman ve V for Vendetta ile birlikte “yeni efsane” Joker. Film, nöroloji açısından olduğu kadar şu anda dünyanın çeşitli ülkelerinde devam etmekte olan protesto ve kavgalardan ürkenler açısından da dikkate değer!

İyi Tanınmayan Nörolojik Hastalıklar

Biz hekimler için filmin en büyük özelliği, daha önce pek duyulmayan bir nörolojik hastalık üzerine kurulu olması. Bu hastalıktan söz ederek filmi henüz izlememiş olan ama izlemeyi planlayanların hevesini kaçırmak istemiyorum. Ancak gerçekten böyle bir hastalık var mı diye merak edenleri bilgilendirebilmek amacıyla bazı genel bilgilere yer vereceğim.

İzleyicilerin bu filmden öğrendikleri, uygunsuz ortamda gelen zamansız bir kahkahanın mutluluk getirmek bir yana, çok büyük sorunlar bile çıkartabileceği oldu. Gerçekten de çevremizde olup bitenlerle uyumlu olmayan bir kahkaha, eğer kişinin kendisi tarafından kontrol edilemiyorsa, oldukça önemli bir soruna dönüşebilir. Aslına bakılırsa biz nörolojide, kahkahasını kontrol edemeyen hastalar ile birlikte, kendi kontrolü dışında gülme ve ağlama nöbetleri geçiren vakalara da sıkça rastlamaktayız. Bu nedenle, çeşitli nörolojik hastalıklarla bağlantılı olarak Patolojik Gülme ve Ağlama, biz hekimlerin aşina olduğu rahatsızlıklardandır.

Patolojik Gülme ve Ağlama

PGA, bir uyaran olmaksızın birdenbire, abartılı olarak ortaya çıkan kontrol edilemeyen gülme veya ağlama ataklarının veya her ikisinin birden görüldüğü bir durumdur. Fere tarafından 1903 yılında “Fou rire prodromique” (kontrol edilemeyen gülme atakları) adı ile bildirilmiş olan PGA için, çok yaygın olarak emosyonel labilite, emosyonalism, emosyonel disregülasyon, daha az sıklıkta ise patolojik duygusallık terimleri kullanılmaktadır. Daha çok inme geçiren bireylerde görülebilen PGA, Alzheimer hastalığı, travmatik beyin yaralanması, amyotropik lateral sklerosis, epilepsi, multiple skleroz, beyin tümörü, vasküler malformasyonlar ve Parkinson hastalığı olan hastalarda da görülebilmektedir.

Patolojik gülme ve ağlama, santral sinir sistemi bozukluklarının bir çeşidi olarak davranışsal bir hastalıktır. Bu durumdaki hastalar, mutluluk veya üzüntü olmaksızın sıklıkla gelen aşırı ağlama nöbetlerinden dolayı acı çekerler. Dolayısıyla inme sonrasında duygu kontrol bozukluklarının uygun yöntemlerle tedavisi oldukça önemlidir. Patolojik gülme ve ağlama her ikisi birden görülebildiği gibi, gülmeden ağlamaya geçiş ya da ağlamadan gülmeye geçiş şeklinde de görülebilmektedir. Fakat patolojik ağlama gülmeye göre daha yaygın olarak görülmektedir. Hastalar tarafından gülme ve ağlamanın süresi ve şiddeti kontrol edilememektedir.

Bu tarz rahatsızlıkları olan kişiler genellikle sosyal ortamlarda dışlandıkları için izole olurlar. Çoğunluğu ileri yaşlardaki kişilerdir ama eğer imkan varsa her yaştan hastanın yanında refakatçisinin bulunması kalabalık ortamlarda kişi için hayati önem taşıyabilir, ki bunu filmde de gördük.

Patolojik gülme ve ağlamaya benzeyen farklı hastalıklar da mevcuttur. Örneğin geçtiğimiz yıllarda ülkemizde bir çocukta, nadir görülen mutlu kukla hastalığı görülmüş ve çeşitli haberlere konu olmuştur. Çocuğunun hastalığını kameralara anlatan anne, “Bu hastalığın özelliği, mutlu da olsa, mutsuz da olsa, kendini gülerek ifade ediyor. Mutlu olduğunda ve sinirlendiğinde, birbirinden farklı şekilde gülüyor” diyordu.

Ben bir hekim olarak filmin daha önceden bilmediğimiz kimi hastalıklara karşı biraz olsun hoşgörü ve toleransı beraberinde getirmesini diliyorum. Çünkü aslına bakılırsa tüm bedenimiz gibi beynimiz de gelecekte nasıl muhteşemlikler sergileyeceğini henüz tümüyle bilemediğimiz ve ne gibi çılgın arızalara yol açabileceğini pek de düşünmek istemediğimiz gizemli bir sistem.

Bir Nörologun Gözünden Filmin Bizden Götürdükleri

Joker’in hasılat rekorları kırmasının sebebi, oldukça merak uyandırıyor. Bana göre gençler artık anti-kahramanlara daha çok ilgi duyuyorlar. Bu filmde de tam olarak bu var. Çocukluğunda hırpalanmış, orta yaşında da yine itilip kakılmaya devam eden bu hasta adam, süper güçleri olan biri değil. Aksine artık göz ardı edilmekten bıkmış usanmış durumda. Yaptıkları sağlıklı bireyler için hiçbir şekilde özendirici olmamalı. Sonuçta adamın olaylara bakışında beynindeki hasarın etkilerinden dolayı derinden bir karamsarlık, öfke ve sonuçlarını düşünmeden bencilce açığa çıkartılan ve yaşamının geri kalanını karartacak olan ağır suçlar var. Pek çok kişi, filmdeki gerilim bir an bile düşmediği için yönetmeni tebrik ediyor. Oysa biz hekimler diyoruz ki, filmlerde seyircinin ilgisini çekebilmek için çok kısa aralıklar ile sürekli şiddet verilmesi yapımları ilgi çekici kılsa bile bir süre sonra bireyleri anksiyeteye sürüklüyor. Günlük yaşamlarında da her an bir aksiyon arayışı içerisinde olan kişiler, ya bu şiddetli davranışları kendileri yapmaya kalkıyorlar ya da normal akışında seyreden ve herhangi bir kriz içermeyen olaylara karşı ilgilerini yitiriyorlar. Dikkat dağınıklığı, sabır eksikliği, gerginlik, günlük hayattan zevk alamama… Bu şekilde hep yüksek doz gerilime alışan beyinlerde oldukça sık görülüyor. Yapımcılar ve yönetmenler bunu göz ardı etse bile özellikle anne babalara film seçerken bu unsurlara dikkat etmelerini öneriyoruz.

TWİTTER

https://www.reemnp.com/

False