GeriEce Demircan Konservatuarı Birincilikle Kazanan Dislektik Bir Çocuk
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Konservatuarı Birincilikle Kazanan Dislektik Bir Çocuk

Konservatuarı Birincilikle Kazanan Dislektik Bir Çocuk

"Adı Ilgın Durmuş, 10 yaşında. Muğla Büyükşehir Belediyesi Konservatuarı Tiyatro Bölümünü birincilikle kazanmış dislektik bir çocuk. Okuluna devam ederken aynı zamanda jimnastik, tiyatro ve yan flüt eğitimi alıyor. En büyük hayali ise milli jimnastik antrenörü olmak."

Ilgın Durmuş, annesi Neslihan Durmuş ve öğretmeni Aylin Bal ile 1-7 Kasım Disleksi ve Farkındalık Haftasında bir röportaj gerçekleştirdik. 

Kendinizden kısaca bahseder misiniz?

İsmim Aylin Bal, sınıf öğretmeniyim. Aynı zamanda özel eğitim öğretmeniyim. Milli Eğitim Bakanlığının açtığı özel eğitim kursunu tamamladım. Sonra Muğla’da, Yönelt Kolejinde çalışmaya başladım. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi mezunuyum. Meslekte yedinci yılım. Çocuklara, okulda müfredatın dışında da bir şeyler deneyimletmeye çabalıyorum. Prep eğitimi de aldım. Prep eğitimi, dislektik çocuklarla eş zamanlı ve ardıl işlem becerileri üzerine tasarlanmış okumayı geliştirme programı. Bu eğitimi alma gerekçem Ilgın’dı. Çünkü Ilgın’ın sorununun çözümü benim bu alanda kendimi geliştirmemle ilgili bir durumdu. Bu gibi çalışmalara yoğunlaştıktan sonra çocuklara bakış açım ve onların sorunlarını irdelemem de farklılaştı ve üçüncü sınıfta sınıfımda bir disleksi olduğunu daha fark ettim ve sonra ona da destek oldum.

Destek olduğum bu çocukların iyi sonuç almalarının altında yatan en önemli noktalardan biri de insanların onlara nasıl yaklaştığıyla ilgiliydi. Bu yüzden disleksi ile ilgili bilinen kavram yanılgılarını, önyargıları, psikolojik ve duygusal kaygıları gidermek adına okulumdaki tüm öğretmenlere bu alanla ilgili bir seminer gerçekleştirdim. Daha çok insanın bu konuya dikkat etmesi adına da Muğla Ticaret Odası’nda herkese açık, üniversite öğrencilerine, ailelere ve bu konuda meraklı olanlara yönelik bir sunum daha gerçekleştirdim. Disleksiyle ilgili daha erken yaşlarda gerekli hassasiyetlerin, önemli noktaların dikkat edilmesi için birkaç kreşle çalışma yaptım. Sınıfımda da diğer öğrencilere Ilgın’ın ve dislektik olan diğer arkadaşının yaşadığı sürecin ne olduğunu açıklayarak ve bununla ilgili kitaplar okuyarak devam ettik. Böylece arkadaşlarının da bilgilendirilmedikleri bir konu hakkında istemeden de olsa arkadaşlarının üzülmesine neden olmalarının önüne geçilmiş ve farkındalık sağlanmış oldu.

Disleksi nedir? Nasıl fark edilir? Dislektik çocukların ne gibi farklılıkları oluyor?

Disleksi, beyin fonksiyonlarının farklı çalışmasıyla ilgili bir özel öğrenme güçlüğü. Okulda bunu fark etmenin bir yolu öğrencinin okuma ve yazma sürecindeki sorunlar. Örneğin; b ve d harflerinin karıştırılması, a ile e nin karıştırılması, çok büyük, orantısız yazılan ve aralıkları düzenli olmayan yazılar, hecelerin ve harflerin birleştirilmesiyle ilgili sorunlar yaşanması vs. olabiliyor. Ilgın okuma yazma sürecinde sorun yaşadı, çok akıcı bir okuması olmadığını biliyorduk, yazıları kocamandı. Ama çocuğa ikinci sınıfa kadar bir süreç tanınır, yani sadece disleksi nedeniyle bu sorunları yaşamıyor olabilir. Öğretmenin öğretme metodu, o süreçte yaşadığı travmatik bir olay gibi birçok sebebi olabilir. Öğretmenler bunun teşhis etme aşamasında söz sahibi değildir. Teşhis etmek psikiyatrik, psikolojik yorum gerektirir. Biz öğretmenler bunun karar vericisi değiliz, sadece gözlemler, yönlendirir ve bu karar verildikten sonra çocuğa nasıl yaklaşılması ve nasıl eğitim alması gerektiği konusunda çalışırız. Bunun dışında kinestetik, işitsel bellek, kısa süreli bellek, ardıl işlem becerileri gibi sorunun özel olarak nerede yoğunlaştığını değerlendiren testler de yapılıyor. Çocuğun hangi alanda desteklenmesi gerektiği, alanında uzman insanlar tarafından belirlendikten sonra bu alanda yeterliliği olan bir öğretmen ile aile iş birliği kurarak dislektik çocuğun eğitim süreçleri düzenlenir.

Dislektik öğrencileriniz için nasıl bir yol izlediniz? (bilgileri öğretirken, sınavlar yaparken, ödev verirken vs.)

Sadece dislektik olanlarda değil, tüm öğrencilerde sanat, spor, bilim gibi alanlardaki çalışmaların içinde yer almaları gerektiğini düşünüyorum. Özellikte sportif etkinliklerde oldukları zaman beden koordinasyonları çok iyi gelişiyor. Mesela ben öğrencilerime yazıyla ilgili düzenleme çalışmalarında yazı üzerinden değil oyun ve sportif çalışmalar üzerinden çözüm ararım. Bu şekilde çocuk oyun oynadığını ve keyifli bir zaman geçirdiğini düşünür ama ben aslında okuma ve yazma çalışmamı yapmış olurum. Mesela kısa mesafeden ikimiz birbirimize top atarken hafif atarız ama kinestetik problemi olan bir çocuk ya çok sert atar ya da çok uzağa atar. Bu mesafeyi ayarlayamayan çocuk harflerin ve kelimelerin arasında ne kadar boşluk koyması gerektiğini ya da satır aralığına uygun olarak ne kadar büyüklükte yazması gerektiğini de ayarlayamayabilir. Ama ben bunu hep yazı üzerinden düzeltmeye çalışırsam zaten yapamadığı bir şey, çocuk için sıkıcı olur. Duvarda top sektirme, havaya atıp yakalama, beş taş oynama vb. gibi oyunlar üzerinden gidersem o zaman çocuk hem keyifli bir motivasyon süreci yaşar hem de sorun gördüğümüz şey düzelebilir. Bu çalışmaları yaparken de yaptığımız çalışmanın amacı hakkında süreci kendisinin de değerlendirip, gözlemlemesine katkı sağlarım.

Sınavları nasıl yapıyorsunuz?

Disleksi, okuma ve yazma ile ilgili bir özel öğrenme güçlüğü olduğu için tüm derslerde destek gerekebiliyor. Ancak sözel derslerde öğrenci daha fazla yardıma ihtiyaç duyabilir. Bu nedenle sesli okuma, ek süre; puntosu büyük, satır aralığı fazla olan yazılı materyallerle öğrencime yardımcı olmaya çalıştım. Yasal olarak da bu hakları zaten var. Bu nedenle her deneme sınavında Ilgın’ a bir öğretmeni okutmanlık yaptı.  İlerleyen yıllarda her zaman aynı öğretmeni okuma yapamayabilir diye biz de her denemede farklı okutman sağladık. Arkadaşları bu durumu yanlış anlamasın diye süreç boyunca onlar da disleksi hakkında bilgilendirildi. Bu nedenle Ilgın akran zorbalığı dediğimiz sorunu hiç yaşamadı. Yılın sonunda iki deneme sınavına da okutmansız olarak girdi. Akademik olarak da olumlu ilerleyen bir sonuç aldık.  Okutmansız girdiği sınavlar onun kendi öz değerlendirmesine de katkı sağlamış oldu. Ders sınavlarında sadece ek süre desteği verdik.

Öğrencinizin tiyatroya olan ilgisini nasıl keşfettiniz?

Ben tiyatro alanında profesyonel değerlendirme yapabilecek yeterliliğe sahip biri değilim. Ama insanların ilgileri ve enerjileri konusunda belki mesleki belki de kişisel olarak farkındalığım ve hassasiyetim olduğunu düşünüyorum. Tiyatro bazen oraya ait olduğunuz bazen de orda olmanın size gerçekten iyi geleceği özel bir sanat alanı. Ilgın ise kiminle iletişim kurarsa kursun pozitif ve güleç bir çocuk olarak hafızalarda kalıyor. Bu enerji hep onun hayatında var olacak. Fakat başka insanlara da enerjisini yaysın ve hayatında nitelikli bir alan olsun diye onu tiyatroya yönlendirdim. Dislektik çocukların fonetik, diksiyon gibi alanlarda da desteğe ihtiyacı olabiliyor. Bu gibi gerekçelerle Ilgın’ ı tiyatroya yönlendirdim.

Dislektik çocukların sağlıklı gelişimi ve eğitimi için neler yapılabilir?

Öncelikle YÖK’ün üniversitelerdeki özel eğitim derslerini üst düzey bir şekilde doldurması gerekiyor. Çünkü artık otizm, disleksi, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar yaygınlaştı. Aslında hep vardı bu çocuklar ama insanların psikolojik ve psikiyatrik alanda bilgilenmeleri ve talepleri, bazı yasal düzenlemeler bu konulardaki eksiklik, ihtiyaç ve sorunları daha da açığa çıkardı. Milli Eğitim Bakanlığının hizmet içi eğitimleriyle de bu çocuklara destek olunması ve bu eğitim maliyetlerinin düşürülmesi gerektiğini düşünüyorum. Ailelere pedagojik ve psikolojik destek verilmesi gerektiği düşünüyorum. 1-7 Kasım haftası disleksi farkındalık haftası ama hiçbir özel durumun sadece bir haftayla değil daha yaygın süreç içerisinde olması adına, bu tarz çocuklara alan açılması gerekir. Çünkü yaşı çok ilerleyince ‘aslında ben disleksiymişim’ diyen kişilere de rastlıyoruz ve bu çok üzücü bir şey.  Ne kadar erken fark edilirse o kadar iyi. Annesi, babası ve öğretmeni o çocuğa nasıl davranması gerektiğini bilirse ya da ona hayatta nasıl alternatif yollar çizebileceğini öğretirse biz yanında olmadan da o çocuk ayakları üzerinde durabilir. En önemlisi de bir insana elinde olmayan bir neden yüzünden kendini kötü, değersiz ve yetersiz hissettirmemiş oluruz ki bence en önemli ayrıntı bu.

Konservatuarı Birincilikle Kazanan Dislektik Bir Çocuk

Kendini tanıtır mısın?

Adım Ilgın, soyadım Durmuş, 10 yaşındayım, kardeşim yok ama bir tane kedim var. Muğla Yönelt Koleji’nde okuyorum. Okul dışında jimnastik, tiyatro, yan flüt eğitimi alıyorum. Sportif yetenek tarama sınavını kazandım. Bir buçuk yıldır bu alanda da antrenmana gidiyorum. Ayrıca konservatuvardayım. İleride milli jimnastik antrenörü olmak istiyorum ama bunu yaparken tiyatroya ve yan flüte de devam etmek istiyorum.

Tiyatro yapmaya nasıl başladın?

Benim bir arkadaşım tiyatro kursuna başlamıştı, ben de ondan dinliyordum, çok hoşuma gidiyordu, Aylin öğretmenim de bana tiyatroya gidersen çok güzel olur dedi, ben de anneme söyledim, olur dedi, böyle başladım.

Konservatuvar sınavına nasıl hazırlandın? Sınav anını anlatır mısın?

Sınav hakkında bir bilgim yoktu, sadece iki tane tirat ezberleyeceğimi biliyordum. Keşanlı Ali Destanı oyunundan Zilha karakterini ve Pinokyo oyunundan Pinokyo tiradını ezberledim. Annem tiratları bana okudu, ses kaydı yaptı. Sonra bana verdi o ses kaydını, ben onu dinledim evde, bazen kedime okudum tiratları bazen de anneme okudum. Sınavda onları oynadım, piyanoda notaların sesini çaldılar, ben de o sesi çıkarmaya çalıştım,  İki tane dans öğretmeni vardı sınavda bir de tiyatro öğretmeni vardı, piyano hocası da başka bir sınıftaydı. Bizi çağırdılar, adımı soyadımı sordular, ilk hangi tiradı oynayacaksın dediler. Ben ilk önce komediyi oynayacağım dedim.

Konservatuarın tiyatro sınavını birincilikle kazandığını öğrendiğinde ne hissettin?

Sınavdan bir hafta sonra sonuçları öğrendim. Annemi konservatuvar öğretmeniyle konuşurken duydum, sonra annem söyledi bana. Aylin öğretmenle konuştum. Sonra babamı aradım, ilk başta dalga geçtim ve ‘baba kazanamadım’ dedim, sonra ‘şaka yaptım, kazandım, birinci oldum’ dedim, çok mutlu olduk. Eve gelince beni tebrik etti, yemeğe götürdü.

Neslihan Durmuş: Ilgın’ın oynadığı ilk oyun ‘Çizmeli Kedi’ olmuştu ve çok fazla repliği vardı. O zaman henüz disleksi olduğunu keşfetmemiştik ve 22 sayfa repliği vardı.

Ezberledin mi bütün sayfaları?

Evet. Çok eğlenceliydi.

Neslihan Durmuş: Konservatuar sınavına girmeden önce dört yıl drama eğitimi aldı. Ilgın sahneye alışkın bir çocuk.

Okulu seviyor musun?

Okulu seviyorum çünkü eğleniyorum.

Konservatuarı Birincilikle Kazanan Dislektik Bir Çocuk

Hangi dersleri seviyorsun?

Türkçe’yi seviyorum, biraz zorlanabiliyorum ama eğlenceli oluyor. Matematiği çok iyi anlamıyorum, biraz zor oluyor. Fen dersini ve Science dersini çok seviyorum. İnsan vücudunu inceliyoruz genellikle, ayrıca Ay’ın evrelerini gördük. İngilizce kelimeleri oyun oynayarak görüyoruz, çok eğlenceli oluyor.

Okulda zorlandığın şeyler oluyor mu?

Okulda tahtadan her şeyi geçiremeyebiliyorum, bu yüzden fotoğrafını çekiyorum, yanımda bir tabletim oluyor. Öğretmenler de bu konuda bana yardımcı oluyor. Tahtadakileri bitiremediğimde teneffüste bana okuyor öğretmenlerim. Sosyal Bilgiler öğretmenim bazen bana kendi yazıyor, sonra evde eksiklerimi tamamlıyorum.

Neslihan Durmuş: Öğretmenin söylediği şeyi Ilgın, arkadaşlarıyla aynı hızda yazamayacağı için ders notlarını Sosyal Bilgiler öğretmeni bize veriyor, Ilgın akşam evde tekrar ediyor.

‘Senin Kovan Ne Kadar Dolu?’ ( Tom Rath & Mary Reckmeyer ) diye birinci sınıfta okuduğumuz bir kitap var. Herkesin başında görünmez bir kova olduğunu anlatan bir kitap. Mesela biri sana bir zorbalık yapıyor, o gün onun kovası dolmuyor. Sen birine iyilik yaparsan hem senin hem arkadaşının kovası doluyor. Sen birine kötülük yaparsan hem senin kovan boşalıyor hem de arkadaşınınki boşalıyor. Babam bana bir gün bir kutu getirmişti, ben o kutunun içine yaptığım iyilikleri yazdım, her hafta okula götürüyorduk biz o kutuyu. Sonra Aylin öğretmen de ne yazdığımızı bize okutuyordu, çok eğlenceli oluyordu.

Aylin Bal: Aslına bakarsanız bu kitap Ilgın’ın kendi öyküsü gibi oldu. Özel öğrenme güçlüğü olan ya da özel gereksinimli çocuklar okullarda öğretmen ve arkadaşlarının belki de bilmeden gerçekleşen tutum ve davranışlarından kendilerini hayattan soyutlayabiliyorlar. Arkadaşları hiçbir zaman onun kovasını boşaltmadı. Ilgın’ da gülen yüzüyle her zaman Mavi Bulut Sınıfı’ nın önemli bir bireyi olarak arkadaşlık ilişkilerine ve eğitimine sağlıklı bir şekilde devam etti.

Konservatuarda derslerde neler yapıyorsunuz?

Konservatuar öğretmenimiz bize drama, tiyatro, özgüven çalışmaları, diksiyon eğitimi yaptırıyor. Dans dersi de olacak ama daha başlamadık. Solfeje de daha başlamadık ama yapacağız. Canlandırma ve doğaçlama yapıyoruz, komedi ve dram.

Neslihan Durmuş: Çocuklar çok fazla oyun oynuyorlar. Sahne deneyimleri oldukça fazla.

Elinde bir sihirli değnek olsa ne yapmak isterdin?

Kötü olan şeyleri değiştirmek isterdim. Mesela savaşları bitirmek isterdim. Kötü insanların, zorbalık yapan insanların iyi bir insana dönüşmesini isterdim. Cinsiyet ayrımcılığının bitmesini isterdim. Çocuk kaçırma olaylarının bitmesini, hayvanlara zarar verilmemesini isterdim. Bir de Unicorn istiyorum, tek boynuzlu at.

Elindeki sihirli değnekle dünyanın en iyi jimnastikçisi olmak ister miydin mesela?

Ama ben çalışırsam o zaman olurum ki.

Aylin Bal: Bunun için sihirli değneğe gerek yok.

INSTAGRAM

TWİTTER