GeriCem KEÇE Sürekli Cinsel Uyarılma Sendromu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sürekli Cinsel Uyarılma Sendromu

Sürekli Cinsel Uyarılma Sendromu

"Her yaştan kadını etkileyebilen Sürekli Cinsel Uyarılma Sendromu (PSAS - Persistent Sexual Arousal Syndrome) genellikle doyumsuzluğa varan aşırı seks düşkünlüğü, yani hiperseksüalite anlamına gelen nefomani ile karıştırıldığından Sürekli Genital Uyarılma Bozukluğu (PGAD - Persistent Genital Arousal Disorder) olarak adlandırılmaya başlamıştır. "

Erkeklerde görülen ve cinsel istek olmamasına karşın sürekli ve ağrılı erekte olma bozukluğu olan priapizm de benzer şekilde erkek hiperseksüalitesi anlamına gelen satiriasis ile karıştırılmaktadır. Ancak nefomani ve satiriasiste aşırı derecede yoğun bir cinsel dürtü ve bu dürtüleri kontrol edememe söz konusu iken, PSAS ve priapizmde cinsel uyarılma, cinsel veya cinsel olmayan uyaranlarla veya hiç uyaran olmadan tetiklenebilir ve genellikle istenmeyen zamanlarda kendiliğinden gerçekleşir.

PSAS NEDİR?

Sürekli Cinsel Uyarılma Sendromu (PSAS) cinsel uyarılma ya da seks yapma isteği yokken, kendiliğinden ve istenmeyen bir uyarılma sonucu başta vajina olmak üzere genital bölgelerde yaşanan, karıncalanma, hızlı hızlı atma veya yoğun heyecanlanma ile karakterize olan rahatsız edici bir yalancı boşalma hissidir. PSAS kesinlikle bir boşalma veya orgazm hali değildir. Ayrıca orgazm olmakla boşalmak aynı şey değildir. Çok yanlış bir şekilde bu iki kavram aynı anlamda kullanılmaktadır. Bu da kafaları karıştırmakta ve bazen sürekli cinsel uyarılma sendromu (PSAS), hayalet orgazm veya zincirleme orgazm gibi içinden çıkılmaz kavram karmaşalarına yol açabilmektedir. Boşalma bedensel bir rahatlama hissiyken, orgazm ise bu bedensel rahatlamaya ruhun eşlik ettiği çok daha yüksek uyarılmanın olduğu hedonik (haz veren) bir durumdur. Orgazm, çeşitli bedensel ve psikolojik cinsel uyaranlar sonucunda, ruhun ve bedenin harekete geçmesi ve bedensel mekanizmaların etkisiyle, bireyde hem bedensel hem de ruhsal olarak deneyimlenen, “geçici şuur bulanıklığı”, “zamandan kopma”, “başka bir âleme gidip gelme”, “kontrol kaybı duygusu” ve 10-15 saniye süren “aşk kaslarında istem dışı ritmik kasılmalar” ile birlikte “tüm bedende güçlü kasılmalar”ın yaşandığı “yoğun ve derin bir boşalma” olarak tanımlanabilir. Orgazmda biyolojik yapı, ruhsal aygıt ve sosyal öğrenmeler bir ahenk içinde çalışır. Orgazm olan kadında pelvik vazekonjesyon (genital damarların aşırı kanla doluş hali), kalp atım hızında ve solunum sayısında artma, vajinal ıslaklık, vajinal uzama, tonik kasılma, vajina dudaklarında hacim artışı, rahimde yükselme ve klitoral geri çekilme meydana gelir. Boşalmak her kadın için çok keyifli bir haktır, orgazm ise çok özel bir armağandır. Bu nedenle genelde orgazm diye bahsedilen durumlar boşalma olarak algılanmalıdır. Hayalet orgazm terimi de hayalet boşalma, fantom boşalma veya hayalet haz duyma olarak anlaşılmalıdır ve bunlar PSAS ile karıştırılmamalıdır. PSAS’ta rahatsız edici, zonklayıcı ve hatta bazen ağrı verebilen yalancı bir boşalma hissi olur ve hedonik (haz veren) bir durum söz konusu değildir, ancak hastalar bu yaşadıklarını çok yanlış bir şekilde boşalma veya orgazm diye tanımlayabilirler.

PSAS’IN BELİRTİLERİ

İlk kez 2001’de Hollanda’lı bir doktor Marcel Waldinger tarafından tanımlanmış olan PSAS’ın birincil belirtileri klitoris, labia, vajina, perine ve anüs dahil olmak üzere genital dokularda ve çevresinde sürekli olarak hissedilen rahatsız edici duyumlardır. Yaşanan bu duyumlar, disestezi olarak adlandırılan ve periferik veya merkezi sinir sistemi lezyonlarından kaynaklandığı düşünülen yanma, ıslaklık, kaşıntı, basınç, elektrik çarpması ve iğne batması gibi hissedilen ağrılı ve rahatsız edici duyumlardır. PSAS’ta bu duyumlar cinsel istek ve uyarılma olmadan kendiliğinden ataklar veya dalgalar şeklinde yaşatabilir. Bu kişiler için bu ataklar zevkli bir deneyimden ziyade ağrıdan kurtulma ile bağlantılı hale gelir.  Bu yoğun uyarılma durumu haftalar, aylar ve hatta yıllar boyunca günde birkaç kez meydana gelebilir. PSAS, verdiği sürekli rahatsızlık ve günlük yaşam üzerindeki etkileri nedeniyle huzursuzluk, uykusuzluk, anksiyete, panik atak, depresyon gibi psikolojik sorunlara yol açabilir.

PSAS’IN NEDENLERİ

PSAS’a yol açan faktörlerin tümü bilinmemektedir. Suçluluk ve günahkarlık duygularının, yoğun utanç verici anıların, mastürbasyona dair ikircikli inançların, kaygıları, korkuların ve stresin PSAS’ı tetiklediği düşünülmektedir. Bazı kişiler tuvalete gitmenin acı verecek kadar şiddetli uyarılmaya neden olduğunu belirtmiştir. Ayrıca antidepresan ve sigarayı bıraktıran ilaçlar gibi bazı ilaç türlerinin damarlar, hormonlar, sinir sistemi ve kimyasal dengeye etkileri ile PSAS arasında bir bağlantı olduğu belirlenmiştir. Tarlov kisti olarakta bilinen sakral perinoral kistler dorsal kök gangliyonu ile sinir kökünün birleşme noktasından kaynaklanan kistlerinde bu duruma neden olabileceğini düşünülmektedir. Çünkü beyinden gelen elektriksel sinyalleri mesaneye, kolona ve üreme organlarına ileten sakral sinir kökleri üzerinde görünen omurilik sıvısı ile dolu keseler olan Tarlov kistleri de PSAS’ın nedenleri arasında gösterilmiştir. Tourette sendromu, epilepsi, merkezi sinir sistemine travmaları ve damarlar ya da genital bölgeye çeşitli cerrahi müdahaleler de diğer faktörler arasındadır.

PSAS’IN TANISI

PSAS’ın ortaya çıkmasına neden olan faktörler kişiden kişiye değişebilmekle birlikte, bu bozukluğu yaşan kişilerde ortak olan özellikleri temel alan 5 tanı kriteri belirlenmiştir:

1-Uzun saatler, günler veya aylarca süren istemsiz ve rahatsız edici genital ve klitoral uyarılmalar
2-Sürekli genital uyarılma için bir nedenin tespit edilememesi
3-Rahatsız edici genital uyarılmanın cinsel istek ile ilişkili olmaması
4-Genital uyarılmanın istemsiz, ısrarcı ve rahatsız edici olması
5-Bir veya daha fazla rahatsız edici ataktan sonra fiziksel genital uyarılmanın kaybolması.

PSAS’IN TEDAVİSİ

PSAS tedavisinde genellikle durumun belirsiz nedenleri nedeniyle semptomları yönetmeye, suçluluk, günahkarlık ve utanç duygularına ve bu duygulara yol açan travmatik anılara odaklanılır. Doğru tanının konabilmesi için altta yatan nedenin mümkün olabildiğince belirlenebilmesi için tüm hastalara psikolojik görüşme, tıbbi öykü ve ilaç kullanımı, fizik muayene, nörolojik duyum testi, uyarılmadan önce ve sonra kan akış testleri, arteriyografi ve hormon testleri ile kapsamlı bir değerlendirme yapılmalıdır. Tedavide holistik cinsel terapi, antidepresanlar, kas gevşeticiler, anksiyolitikler, sinirleri besleyen vitamin ilaçları ve gerekli vakalarda cerrahi tedaviler kullanılır. Bu durumu yönetmek için öncelikle tetikleyicileri tespit etmek ve bunlardan kaçınmak gereklidir. Örneğin, birçok kişi bisiklete binmenin, sıkı kıyafetler giymenin veya otobüste seyahat etmenin semptomları arttırdığını belirtmiştir. Travma terapileri, psikodinamik terapiler, bilişsel davranışçı terapi gibi psikolojik tedaviler, kişilerin PSAS tetikleyicilerini tanımlamasına yardımcı olarak fiziksel semptomlarını yönetmek için bazı başa çıkma mekanizmalarını kullanmalarını sağlayabilir. Bilişsel davranışçı terapi bu duruma sıklıkla eşlik eden ve daha da kötüleşmesine neden olan stres, endişe ve depresyonun yönetiminde de yardımcı olabilir. Ağır vakalarda, elektrokonvülsif tedavinin de olumlu bir etkisi olduğu gösterilmiştir. Ayrıca PSAS sorunu olan kişi semptomların giderilmesine yardımcı olmak için şu yöntemleri uygulayabilir: pelvik bölgeye buz uygulamak, çeşitli topikal ağrı kesici merhemler kullanmak, masaj yaptırmak, germe, gevşeme ve nefes egzersizleri uygulamak, Omega 3, Omega 6 ve Vagisil or Vagigard (%20 Benzocaine) kullanmak, Kegel egzersizlerini uygulamak, tek ayağını altına alarak oturmak (pelvis bölgesine baskı yapacağından rahatsızlık hissini azaltabilir), mastürbasyon yapmak, uyurken kalça ile bacakların arasına bir yastık yerleştirmek, araba kullanırken, bacakların arasına bir şey yerleştirmek (yastık, bardak gibi).

PSAS’IN PSİKOLOJİK ETKİLERİ

PSAS ile yaşamanın uzun vadeli duygusal sonuçları vardır. PSAS sorunu olan kişiler genellikle mesleki, ilişkisel ve sosyal işlevsellikteki bozulmalar, aşırı duygusallık, sürekli bir utanç ve tecrit duygusu, çaresizlik, kırılganlık ve üzüntü hissi nedeniyle çoğunlukla anksiyete, panik atak ve depresyon gibi ruhsal sorunlar yaşarlar. Yakın ilişkilerinde ve cinsel yaşamlarında önemli sorunlar ortaya çıkar.  Cinselliği doğal haliyle yaşamakta zorlanırlar. Bu durumun partnerleri üzerindeki etkisi çaresizlik, belirsizlik, yetersizlik duygusu, hayal kırıklığı ve öfke olarak ortaya çıkabilir. Dolayısıyla erkek ve kadın için yaşam kalitesinde kademeli bir düşüş söz konusudur. PSAS ile başa çıkmak için bunun bir çift meselesi olduğunu bilmek önemlidir. Desteğin yanı sıra uygun tedaviyi bulmak için, hastanın eşiyle iletişim kurması ve utancını yenmesi gerekir.

PSAS İLE YAŞAMAK

Meslek hayatım boyunca birçok PSAS hastasıyla karşılaştım. İlk hastam yaşadıklarını şöyle anlatıyordu: “En küçük bir uyarılmada bile sanki boşalıyormuşum gibi hissediyorum ancak bu yalancı keyif hissi bile yaşadığım sıkıntıyı geçirmiyor, hatta şiddetlendiriyor, yalancı ve rahatsız edici boşalma hissini izleyen birkaç saniye ya da dakikalık rahatlamadan sonra, duygu tekrardan geri geliyor, bu durum benim işimi, evliliğimi ve psikolojik sağlığımı çok olumsuz etkiliyor. Sorunum 2000 yılında, eşimi aldattığım bir dönemde kullanmakta olduğum antidepresan ilacı bıraktığımda başladı. İşleri yoğun olan bir şirkette sekreter olarak çalışıyorum ve benim işimde hata yapmak kabul edilemez. Sürekli kontrol edemediğim ve bir türlü yok olmayan bir duygu dikkatimi dağıtırken işe konsantre olmayı öğrenmem gerekiyordu. Eve bitmiş tükenmiş bir halde dönüyordum. Kendimi sanki iki işte birden çalışıyormuş gibi hissediyorum: biri gerçek işim, diğeri ise işime devam edebilmek için sürekli bu duyguyu bastırmaya çalışmak. Bu şikayetlerim yüzünden kendimi daha çok suçlu ve günahkar hissettim, eşimden utandım, zamanla sekse olan ilgim azaldı ve kocamla olan ilişkim çok zarar gördü. Daha da kötüsü, sürekli kıyısında olma duygusu içindeyken uzun zaman gerçek manada cinsel boşalmayı başaramadığım oldu. İnsanlarla görüşmeyi kestim, hatta bir gün eşime eğer bu durumdan kurtulmanın bir yolu yoksa kendimi öldürebileceğimi söyledim. Umutsuzlukla ve kocamın zorlamasıyla bir jinekologla konuşmaya karar verdim. Jinekolog böyle bir durumu hiç duymadığını, diğer hastalarıyla karşılaştırdığında buna sahip olmaktan dolayı şanslı olduğumu söyledi. Bu benim için çok yıkıcı bir konuşmaydı. Hatta gittiğim birkaç doktor ben yaşadıklarımı anlatırken utanmışlardı.” İkinci hastam özel bir dershanede çalışan genç bir öğretmendi ve o da yaşadıklarını şöyle anlatıyordu: “Kanepeme uzanmış TV seyrediyordum, vajinamda daha önce hiç olmayan titreme veya kaşıntı gibi tatlı bir şey hissettim. Bu benim yavaş yavaş belirsizliğe düşüşümün başlangıcıydı. O günden önce hayatım güzeldi. Sadece sık sık mastürbasyon yapar, tuvalete gitme ihtiyacı hissederdim, ancak daha sonra vajinamdaki bu titreme duygusunu hissetmeye başladım. Bu duygu giderek arttı. Çok rahatsız oluyordum. Bunun ne olduğu ve nereden geldiğinden emin değildim. Ne yapacağımı bilemiyordum. 1 yıl içinde bu duygu çok rahatsız edici olmaya başladı ve artık bir doktora başvurdum. Sorunumu anlattım, doktor beni dikkatle dinledi ve bana hayatımda çok fazla stres olduğunu, mastürbasyondan dolayı kendimi suçlu hissettiğimi ve bunun vajinama aşırı kan akışı oluşturabileceğini söyledi ve bir antidepresan ilaç vererek beni gönderdi. İlacı kullanmaya başladıktan bir hafta sonra bunun işe yaramadığını anladım, çünkü vajinamdaki titreme daha da artmıştı. Bir süre sonra ilacı kullanmayı bıraktım ancak vajinamdaki titreme artık yerini zonklamaya bırakmıştı ve bu korkunç bir duyguydu. Yeni bir doktor randevusu aldım. Bu sorun yüzünden çok utanıyordum. Vajinamdaki zonklama hiç bitmiyordu. Zonklama vajinamın her yerindeydi. Bu doktor da sorunun mesanemden kaynaklanabileceğini düşündü ve beni bir ürologa gönderdi. Neyse ki doktor çok iyiydi ve bende mesaneyle ilgili bir hastalık (sistit) olabileceğinden şüphelendi. Tanı için bazı testler istemesine rağmen bir türlü sonuca ulaşamıyorduk. Bu sırada iş değişiklikleri yaptım, çünkü gün içinde sürekli oturmadan yapılan bir iş bulmak zordu. Oturduğumda sorun daha da artıyordu. Bir süre sonra dershanede de oturamaz oldum, sık sık kalkıp tuvalete gidiyordum bu da herkesin bana garip garip bakmasına neden oluyordu, bana sanki hiperaktif bir çocukmuşum gibi davranıyorlardı. Tabi ki kimseye ‘sizleri rahatsız ettiğim için kusura bakmayın, ama vajinamda sürekli bir zonklama hissediyorum ve o hissin geçmesi için orayı kaşımak istiyorum’ diyemiyordum. 3 yıl geçti ve halen tanı yoktu. Sorun her geçen gün kötüye gidiyordu. Şimdi de vajinamda eğer tuvaletimi yapmazsam bıçak gibi bir yanma hissediyordum. Artık tuvalette saatler geçirir olmuştum, tuvaletimin hepsini yaptığımdan emin olmak ve o duyguyu yaşamak istemiyordum. En sonunda tanım kondu, özel bir mesane iltihabım olduğu söylendi (intersistiyel sistit) ve bu sorunun çözümü yoktu, daha beter depresyona girdim. Kimseyle konuşamıyordum ve vajinandaki bu yanma, zonklama, titreme hissi hiç geçmeyecekti. Dershanede başarım düştü, ailem ve arkadaşlarımdan uzaklaştım. Tanrı’nın beni evlenmeden önce cinsel ilişki yaşadığım ve sık mastürbasyon yaptığım için cezalandırdığını düşünmeye başlamıştım. 4 yıl olmuştu ve artık bu sorundan asla kurtulamayacağımı biliyordum. Bir gün kocamla tanıştım, o her şeyim oldu. 7 ay sonra evlendik ve ona sorunumu anlattım. O ne yaşadığımı bilen tek kişiydi. Her gün bir mücadeleydi. Biliyorum ki sorunumla mücadele etmek onun için de kolay değil. Evlendikten 1 yıl sonra, sorunumun evliliğimi nasıl bozmaya başladığını gördüm. İntersistiyel sistit için ilaçlar kullanıyordum ama fayda etmiyordu. Hala kötüye gidiyordu. Artık sadece yanma, zonklama değil bir de itme-çekme hissi oluyordu. Şimdi her oturduğumda, uzandığımda, duş yaptığımda, sınıfa girdiğimde, yürüdüğümde ya da tuvalete oturduğumda önce bir itme-çekme hissi, sonra zonklama sonra da yanma hissediyordum. 5 yıl olmuştu, hala sorularıma yanıtlar arıyordum ve çekilmez bir insan haline gelmiştim. Sürekli ağlıyordum, öfke krizlerim oluyordu. Beş buçuk yıl sonra, internette PSAS hastalığına rastladım. Okuduğum yazıya göre benimle aynı sorunu yaşayan kadınlar hatta erkekler bile vardı. Bu yazı sayesinde pudental sinirin belirli bir parçasının beyin aracılıyla vulva kasına zonklama, yanma ya da titreme mesajı gönderebileceğini öğrendim. Bir nörologa başvurdum ve araştırmalar yaptı, doktorum 10 yıl önce geçirdiğim araba kazasının ya da yine çocuklukta geçirdiğim zonanın buna neden olabileceğini düşündü.”

PSİKOTERAPİST DR.CEM KEÇE

INSTAGRAM