GeriÇağlayan Kent Kadının Bitmeyen Kurtuluş Savaşı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kadının Bitmeyen Kurtuluş Savaşı

Kadının Bitmeyen Kurtuluş Savaşı

"“Dünyadaki her şey kadının eseridir” Mustafa Kemal Atatürk"

Bugün 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü. Cumhuriyet tarihinin en cesur devrimlerinden biri olan kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 85. yıldönümü. Kurtuluş Savaşı’nda cephede destan yazan kadınlarımız başta olmak üzere, kadınların ilk kez seçmen olarak sandık başına gittiği 8 Şubat 1935 genel seçimiyle meclise girerek eşitlik, adalet ve ortak kalkınma özlemlerini haykıran ilk 17 kadın milletvekilimizi saygıyla anıyorum.

Peki acaba kadının kurtuluş mücadelesi sona erdi mi?

Savaşçı olmadan savaş olur mu?

***

Ne zaman üniversite öğrencileri ile bir araya gelsem, onlara ilk sorum mutlaka gelecek planları olur. Her yeni cevapta, yüksek bir hedef duyabilmeyi ümit eder, içten içe heyecanla beklerim. Sınıflar ideal nabız yoklama ortamlarıdır; hele ki pek çok farklı branştan öğrencilerle bir arada iseniz. Özellikle kız öğrencilerden gelecek cevapları merakla kollarım. Farklı üniversitelerde ders verdiğim son 5 yıl içerisinde, istisnalar hariç maalesef çok da heyecanlı hemcinslerime rastlayamadım.

Üniversiteli kızların birincil hedefi -hala- evlenip çoluk çocuğa karışmak. Kariyer hedefleri ise bu birincil hedeflerinin konforunu sarsmayacak, saati belli, maaşı belli garantili bir işe girmek.  O nedenle sorularıma aldığım cevaplar genellikle KPSS sonrası edinilecek bir devlet memuriyeti etrafında şekilleniyor.  

Kariyer tercihi elbette kişisel bir hak ve sorgulanamaz. Ama bu ülkede kadınların hala kapanmamış bir kurtuluş cephesi, daha çok uzun yıllar sürecek mücadelesi daha çok kadın savaşçıya ihtiyacı var. Yani daha fazla kadın siyasetçi, daha fazla kadın yönetici, daha fazla kadın orkestra şefi, daha çok kadın başhekim…

Hayatı çekip çevirme konusunda aslında kadın erkeğe oranla çok daha güçlü. Ancak yüzyıllardır adeta bir reflekse dönüşen toplumsal normlara uyma zorunluluğu siyasette, iş dünyasında hatta sosyal yaşamda kadının daha çekimser kalmasına neden oluyor. Çünkü erkek egemen dünyada kadının attığı her adım bir yeni mücadele demek; varlığını kabul ettirebilmek, hırpalanmadan ilerlemek, ciddiye alınmak, sözünü dinletmek…

Bu mücadelenin varlığı bile kadınların bir adım geride durmasına neden oluyor. Üstelik bu ‘duruş bozukluğu’ ilk olarak evde başlıyor. Kız çocuklarının hırpalanmadan büyümesini, hayatın içinde yıpranmadan yol almasını temenni eden ebeveynler çocuklarının kariyer tercihlerini manipüle ediyor, daha naif bir hayat sürmeleri konusunda onları teşvik ediyor. Hele o korumacı babalar yok mu…

Seçme ve seçilme hakkı sadece siyasete yön vermemiz için tanınmadı. Atatürk, kadının hayatın içinde daha aktif rol alabileceğini simgeleyen en agresif devrimi gerçekleştirerek kadına çok daha geniş bir faaliyet alanı yarattı.

Kadının kurtuluş cephesinde çatışma hala devam ediyor. Ve maalesef çok kan dökülüyor. Mücadele daha uzun yıllar sürecek. Evde rahat koltuğunda oturan kadınların, kariyerine konfor alanını terk etmeden yön vermek isteyen genç kızların süratle cepheye koşmaları gerekiyor. Bize daha fazla kadın siyasetçi, daha fazla kadın yönetici, daha fazla kadın orkestra şefi, daha çok kadın başhekim lazım.

Ön safları sıklaştıralım arkadaşlar!

False