GeriÇağlayan Kent “Eşitlik Deneyimlenerek Öğrenilir”
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

“Eşitlik Deneyimlenerek Öğrenilir”

“Eşitlik Deneyimlenerek Öğrenilir”

"Gazeteci dostum Figen Yanık’ın sosyal medyada paylaştığı bir haber, toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili uzun zamandır kafamı kurcalayan kısır döngünün bir açık kapı bulmasına olanak tanıdı. "

İspanya’nın Vigo şehrindeki Montecastelo Koleji “Eşitlik Deneyimlenerek Öğrenilir” sloganıya, ev ekonomisi dersinin müfredatına erkek öğrencilere ütü, dikiş, yemek pişirme, marangozluk, duvarcılık, sıhhi tesisat ve elektrik gibi işleri dahil ediyor.  Bu dersler kampüs temsilcileri ve bazı öğrencilerin babaları tarafından gönüllü olarak öğretiliyor.

“Eşitlik Deneyimlenerek Öğrenilir”

Okul, bu yeniliği geçtiğimiz Nisan ayında sosyal medya hesaplarında paylaşmış. Haber bazı yerli ve yabancı eğitim siteleri ile birkaç küçük haber sitesinde yer bulmuş. Bana soracak olursanız, toplumsal cinsiyet eşitliği anlamında son zamanlarda atılmış en anlamlı adımlardan biri.  Keşke daha geniş kitlelere ulaşabilse…

Günümüzde toplumsal cinsiyet eşitliği hareketleri daha ziyade politika, ekonomi ve şiddet eksenlerinde şekilleniyor.  Birleşmiş Milletler Kadın Birimi programları, insan haklarının oldukça zayıf olduğu üçüncü dünya ülkeleri başta olmak üzere tüm dünyada, kadının politik yaşama ve ekonomiye katılımı, kamusal alanda aktif olması ve elbette kadına yönelik şiddetin önlenmesine yönelik hareketleri destekliyor.

Araştırmaların da gösterdiği gibi 2019 itibariyle her 3 kadından 1’i hayatı boyunca en az bir kere fiziksel şiddete maruz kalıyor. Tüm dünyada kadın parlementerlerin oranı yüzde 24,3. Yine tüm dünyada 15-55 yaş arası kadınların, ki bu oldukça geniş bir aralık, sadece yüzde 48,5’i iş gücüne katılım sağlıyor. Türkiye’de kadının işgücü bilançosu ise yüzde 29,4. Bu oranları türlü kırılımlarla çoğaltmak, daha da iç karartıcı fotoğraflar çekmek mümkün. Durumun aslında ne kadar vahim olduğunu, hiçbir sayısal veriye ihtiyaç duymaksızın görebiliyoruz.

Peki, maddi manevi destek bulan bunca toplumsal cinsiyet eşitliği hareketi bireyi motive etmeye yetiyor mu? Geçtiğimiz yüzyıl kitlesel kadın hareketlerinin netice vermesi açısından göreceli olarak daha verimliydi. Özgürlükçü başkaldırılar daha çok karşılık bulmuştu. Neticelerin hızla alınması beklenmiyordu; mühim olan birlik olmak ve ses çıkarmaktı. 2000’lerle birlikte gelen yeni dönem ise bireysellikle şekillenmeye başladı.  “Bize ne söylüyorsun?” sorusu yerini “Bana ne söylüyorsun?” sorusuna bıraktı. Bu perspektiften bakınca geçmiş yüzyılın kitlesel çabaları bugünün bireylerini yakalamakta sanki biraz zorlanıyor. Çünkü, öğrenmek bireye ait bir kavram. Açıkçası bir kadın olarak, toplumsal cinsiyet eşitliğinin, kapitalist düzenin trend kavramlarından biri haline gelmesinden ve içinin boşalmasından endişe duyuyorum.

Bir yanda feminist manifestolar süre dursun, kadınlar hemen her anlamda baskı altında. Daha başarılı olmak, daha güzel olmak, daha becerikli olmak, daha iyi kazanıyor olmak…  Toplumda eşit yer bulabilmek için kadının üzerine yüklenen baskı azalacağına gün geçtikçe artıyor. Engelli koşu yarışında rakibini geçmek üzere programlanan yarışçılar gibiyiz. Tecavüze uğramadan, dayak yemeden hayatta kalıp, ulusal veya global seviyede ses getiren iş insanları, bilim insanları, sanatçı, girişimci vs. olarak yarışı tamamlamak bugün kadınlarına biçilen hedef. Mübalağa etmiyorum. Lütfen internette şöyle bir gezintiye çıkın ve toplumsal cinsiyet eşitliği platformlarında kadının hangi koşullar altında bir başarı öyküsü olarak yansıtıldığına bakın. Ne demek istediğimi gayet iyi anlayacaksınız.

İngilizcede ‘down to earth’ diye bir deyim vardır. Tam Türkçe karşılığı olmamakla birlikte ayakları yere basan gerçekçiliği tarif eder. Kadınların yazdığı başarı öykülerinin göğsümüzü kabartmaması mümkün mü? Fiziksel şiddete maruz kalan kadınların canımızı yakmaması mümkün mü? Bu anlamda sarf edilen çabaları takdir etmemek mümkün mü? Elbette değil. Ama bir banka memurunun, sekreterin ya da ne bileyim temizlik görevlisinin de kendinden bir parça bulabileceği hikayeleri duymaya ihtiyacı yok mu? Bunun bence tek yolu hane seviyesine inmek ve işe oradan başlamak. Artık didaktik öğretilerden çıkıp, deneyimleme safhasına geçmeliyiz.

Tam da bu nedenle, basit bir girişim gibi görünse de,  Montecastelo Koleji’ndeki ev ekonomisi dersinin yeni müfredatı çok anlamlı. Pek de takdire değer bulunmayan ev işlerinin henüz çocuk yaşlarda paylaşımı, ki ev işinin ne kadar nankör olduğu konusunda her halde herkes hemfikirdir, gelecekte ideal bir görev dağılımı yapabilmek ve bunu normalleştirmek açısından çok değerli.

Hayat bir yarış olmadığı gibi, kadınla erkek de rakip değil.

‘İki’leşmeden ‘bir’leşmeliyiz.