GeriAdil Yıldırım Evliliklerde Denge Ne Zaman Kaybolur?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Evliliklerde Denge Ne Zaman Kaybolur?

Evliliklerde Denge Ne Zaman Kaybolur?

"Herkese merhabalar... Bu haftaki konumuzu youtube kanalımda topluluğumuzdan bana gelen bir soru ile belirledim; 20'li yaşlarında gencecik evlenmiş ve evliliğinde işler pek de yolunda gitmeyen bir hanımefendi bu konuyu özellikle işlememi istemişti: “Hangi sebeple evlilikte denge kaybolur?”"

O kadar hassas bir soru ki bu konuya değinmemek olmazdı.

Soruya şöyle yanıt vermek ve yeni bir pencere açmak gerekir: “Acaba evlilikten önce ilişki safhasında bir denge var mıydı?”

Belki de hiçbir zaman denge yoktu ancak bunu kabullenmek imkansızdı, olabilir mi acaba?

İnsan ilişkilerinin her türlüsünde alma verme dengesi vardır; zaman zaman daha çok ilgi veya sevgi gösteren taraf değişebilir ancak denge unsurunun gerekliliği asla değişmez. Bir terazi gibi düşünelim, terazide denge şaştığı zaman ilişkinin tadı kaçar ve bir taraf sürekli alttan almak zorunda kalır; peki böyle bir ilişki ne kadar sürer?

Alttan alan tarafın sabrına bağlıdır; ancak biliyoruz ki hele de günümüz koşullarında sonsuza kadar sürmez, çünkü sosyal medya sebebiyle herkesin çok sayıda alternatifi var ya da bu yönde bir algısı var.

Evlilik öncesi ilişki aşamasına dönelim; bir adamla birliktesiniz ve ilişkide ilk üç ay büyük ölçüde işler yolunda gidiyor. Unutmayınız ki ilk üç ayda birçok erkek kadına en iyi halini sunar; kibar, anlayışlı, özverili ve hatta duygulu bile davranabilir. Sonrasında, yavaş yavaş erkeğin daha gerçek yüzünü görmeye başlarsınız, daha ilgisiz, daha anlayışsız, daha mesafeli, öncelikleri açıkça ortaya çıkmaya başlayan ve başka şeylere daha çok zaman harcayan bir adama dönüşür. İşte tam bu noktaya dikkat ediniz; çünkü tam da bu virajda ilişkinin kaderini belirleyecek olan sizin davranışlarınızdır; çünkü terazideki denge değişmeye başlamıştır.

Kimi kadınlar birlikte olduğu adamı kaybetmemek için sessiz kalır ve tepki göstermezler, doğru üslupla kibar sözlerle adamı uyarmak gerekirken hiç ses çıkartmadan adamın değişen tavırlarını alttan alırlar. Tek amaçları zaten uzun bir yalnızlık döneminin ardından buldukları bu ilişkiyi kaybetmemektir. Oysa bu çok kritik bir hatadır çünkü erkek davranış biçimine göre karşıdaki insan (kadın veya erkek) yanlış davranışlarına karşı sessiz kaldıkça bu büyük bir zayıflık göstergesidir ve olumsuz davranışlar gittikçe artmaya başlar.

Bireysel çalışmalar yaptığım kadınlardan şunu her zaman duymuşumdur: “Saçımı süpürge ettim, hep fedakarlık yaptım ama o bana asla düzgün davranmadı!”

Acaba sorunun cevabı içinde olabilir mi?

Eğer siz sürekli olarak yanlış davranışlara karşı fedakarlık yapma yoluna gidiyorsanız erkeğin bakış açısına göre siz yanlış davranışları kabulleniyorsunuz ve dolayısıyla kendinize değer vermiyorsunuz;

Bu durumda bir erkek kendine şunu soracaktır: “Bu kız kendine değer vermiyor; bu durumda ben neden ona değer vereyim?”

Çeşitli televizyon kanallarında gündüz kuşağında kadın programlarına konuk oluyorum. Bu programlarda canlı telefon bağlantılarında gelen sorular arasında şunlar vardır;

“Eşim evliliğimizin son beş senesinde bana çok kötü davranıyor, hakaret ediyor ve bütün bunlar yetmezmiş gibi onun beni aldattığını biliyorum. Ne yapmalıyım?”

Evliliklerde Denge Ne Zaman Kaybolur

Bu tip sorularda açıkça görülen, evlilikteki dengenin artık ortadan kaybolmuş olduğudur, peki ne yapılması gerekir? Erkeği yeniden denge noktasına getirmenin yolu nedir?

Bu soruya bir soru daha ekleyelim: Dünyada en çok okunan roman nedir?

Yapılan araştırmalara göre dünya tarihinde en çok okunan roman “Suç ve Ceza.”

Bu roman, belki ilişkileri anlatmıyor ancak erkek düşünce biçimini özetliyor: bir erkek ilişkide kadına kötü davranmaya başladığı zaman kadının tepkileri belirleyici olacaktır. Eğer kadın hiçbir tepki vermiyor ve sessiz kalıyorsa bu durumda adamın aniden davranışlarını düzeltmesini beklemek hayalcilik olur.

Evlilikte erkek karısına sürekli olarak ve istikrarlı şekilde kötü davranmaya, kötü sözler sarf etmeye başladığında kadının hızla bir tavır sergilemesi gerekiyor;

Yanlış tavır: Trip atmak, küsmek, kavga etmek.

Doğru tavır: İletişime geçmek, yumuşak bir üslupla erkeğe ilk uyarıda bulunmak; “Sen bana bu şekilde davranamazsın; çünkü ben bu tip davranışları kabul etmem…”

Üslup neden yumuşak olmalı?

Eğer sonuç almak ve eşinizi yeniden kazanmak istiyorsanız zekice davranın ve üslubunuzu yumuşak tutmaya özen gösterin; çünkü sert üslup erkeğe avantaj sağlar ve hızlı bir manevrayla size şunları söyleyebilir: “Bak sen de bana sürekli dır dır ediyorsun, sürekli eleştiriyorsun, ne yapsam sana yaranamıyorum, vs…”

Elbette bunları söylerken haklı olmayacaktır ancak bu taktik erkeklerin eskiden beri kullandıkları bir taktik olması sebebiyle eşiyle tartışmalarda işine yarar, oysa erkeğe karşı sert sözlerini bile yumuşatarak ve zekice bir üslupla söyleyen kadın her zaman erkek üzerinde daha etkili olacaktır.

Diyelim ki bu ilk uyarıyı yaptınız ve adam sizi anlamış görünüyor; ancak bir süre sonra aynı kaba saba davranışları tekrarlıyor, bu durumda ne yapmalısınız?

Uyarınızı ciddiye almadığını, ya da yeterince ciddiye almadığını çünkü sizin ondan vazgeçebileceğinize pek ihtimal vermediğini görmüş oldunuz. Evet, bunu görmüş olmalısınız; çünkü gerçekten bu konuda bir korkusu olsaydı kesinlikle uyarınızı dinler ve size karşı daha dikkatli davranmaya başlardı, ancak bunu yapmadı ve kısa süreli barıştan sonra yeniden size kötü davranmaya başladı.

İşte bu noktada, ona ikinci uyarıyı yapacaksınız ancak bu defa siz değil, eşiniz üzerinde sözü geçen bir kişi yapmalı, en yakın arkadaşı, annesi, veya sizin ailenizden yakın olduğu bir akrabanız… Hepsi veya yalnızca birisi, ama mutlaka birisi onunla ciddi bir üslupla konuşmalı ve onu uyarmalı. Bu ikinci uyarıdır ve erkeğin artık kendisine çeki düzen vermesi ve evliliğe özen göstermesi, karısına daha düzgün davranması istenir.

Diyelim ki bu da işe yaramıyor; zira katıldığım canlı yayınlarda telefonla gelen sorularda genelde bu durumla karşılaşıyorum: “Adil Bey, ben bu iki adımı da denedim, ancak laftan anlamıyor ve bana saygısızca davranmaya devam ediyor!”

İşte bu durumda, son aşamaya geçiyoruz: erkeğe kaybetme korkusunu yaşatmak zorundasınız; aksi halde çizgiyi zaten aşmış bir adamı asla kendine getiremezsiniz…

Sizi ciddiye alması için sizi kaybettiğini görmesi gerekir.

Bu durumda tercih sizin, şu yöntemler kadınlar tarafından tercih edilir: Evi terketmek, annesinin evine dönmek, boşanma davası açmak, vb.

Karısına kötü davranan, aldatan, fiziksel veya sözlü şiddet uygulayan ve profesyonel danışmanlık (terapi) almayı reddeden bir adam ile aynı evde kalarak onun değişmesini beklemeyin. Bu imkansızdır. Tam tersine, sürekli olarak evdeki gerginlik artar ve tartışmalarda karşılıklı söylenen sözlerin şiddeti arttıkça eşler arasında saygı kalmaz.

işin üzücü yanı şudur: bazı kadınlar maddi olarak eşine bağımlıdır, gidecek yeri yoktur zira kendi ailesi zaten onu geri istemez, geldiği kültürde ise boşanma diye bir kurum söz konusu değildir, bazı kültürlerde boşanma asla kabul edilemez. Dolayısıyla eşinin kötü davranışlarına göz yumarken bir sihirli değnek ile kocasının değişmesini bekler.

Sihirli değnek yoktur çünkü evliliklerde sihir diye bir şey yoktur.

Size karşı sürekli olarak saygısız davranan birine verilecek en büyük ders onu sizden yoksun bırakmaktır. Onunla olmaya devam ettiğiniz sürece bu saplantılı ilişkiden çıkamazsınız.

Eğer imkanınız varsa ondan bir süre uzaklaşın, sizi geri kazanmak için mücadele etsin.

Kendinize iyi bakın,

Görüşmek üzere

Instagram: Adilyildirimyazar

Youtube: Adil Yıldırım