Geriİyi Yaşam Masajda bile cinayet düşünüyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Masajda bile cinayet düşünüyor

"Tutkulu ve dominant kadınlarla dolu bir ailenin üyesi Selin Atasoy Hartevioğlu. Annesi adli tıp uzmanı Sevil Atasoy'un ismini ansak yeter zaten. Kucağında bir sürü karpuz var; şu sıra en öne çıkanı "Kanıt" dizisinin yazarlığı. Her hafta cinayetler tasarlıyor, ipuçlarını oluşturuyor; kafası sürekli karanlık işler peşinde!"

Selin Atasoy Hartevioğlu, ünlü adli tıp uzmanı Sevil Atasoy'un ve reklamcı Faruk Atasoy'un kızı. Annesinin babası (Prof. Şemsi Gök) da adli tıp uzmanıydı. Anneannesi Dr. Ferda Gök ise Türkiye'nin ilk özel laboratuvarlarından Teşvikiye Laboratuvarı'nın kurucusu. Çocukluğu büyükbabasının ve annesinin laboratuvarlarında geçmiş. Yemek masasında konu daima adli tıpmış. Böyle olunca beklenen Selin Atasoy Hartevioğlu'nun da tıpla ilgili bir meslek seçmesiydi belki de. Oysa Selin Atasoy Hartevioğlu, baba mesleğinde karar kılmış ve önce reklamcılık yapmış, sonrasında ise 2008'de kurduğu Kita Tanıtım, Tasarım ve Danışmanlık'ta marka mimari (danışmanı) olarak çalışmaya başlamış.

Ama tüm bu süreçlerde zaman zaman annesiyle birlikte çalışmış, özellikle gazete ve televizyon çalışmalarında. Sonunda ise "Kanıt" dizisini yazmaya başlamış. Kanal D'de yayınlanan "Kanıt", biliyorsunuz cinayetlerin toplanan delillerle, özellikle de adli laboratuvarlarda yapılan analizlerle nasıl çözüldüğünü anlatan ilginç bir dizi. Bu programda da birlikte anne-kız. Sevil Atasoy sunuyor, Selin Atasoy yazıyor. Sonuç olarak Selin Atasoy eninde sonunda adli bilimlerden kaçamamış, bir yerlerden bulaşmış.

Selin Atasoy, kendisini "Kanıt"ın yazarlığına sürükleyen süreci, ailesini ve yaptığı işleri anlattı.

Cinayet, hep hayatındaydı

- Bizim evimizde akşam yemek sofralarında adli bilimler konuşulurdu ağırlıklı olarak. Çünkü annem de, dedem de o dünyadan geliyordu. Ben de çok meraklıydım bu konulara. Ama devlet memuru olma konseptinden çekiniyordum. Bir de adli bilimlerin bugünkü konumuna geleceği o zamanlar hayal edilemiyordu. O yüzden ekonomi okudum. Ama her zaman bizimkilerle bilimsel kongrelere gittim. Büyükbabam, asistanlarının tezlerini benimle okurdu; o zamanlar 9-10 yaşlarındaydım. Okuldan çıkınca büyükbabamın işyerine giderdim, orası neresi? Adli Tıp Kurumu.

- Konular feci ama çocukluğumdan beri hayatımın içinde aynı zamanda. Uzun yıllardır birtakım projeler geliyordu adli bilimlerle ilgili. Sevil de, ben de düşünüyorduk, ama kafamızda oturtamıyorduk. Ta ki yapımcı Abdullah Oğuz'la karşılaşana kadar.

- Sonunda "Kanıt", 2010 yılının başlarında hayatımıza girdi. Ben şu anda 67'nci bölümü yazıyorum; hikayeleri yazarken en büyük desteğim Sevil. Birtakım deliller ve tekniklerle ilgili oturup saatlerce konuşuyoruz.

- Bunca yıldır duyduğum, okuduğum, bildiğim gerçek hikayelerden yola çıkarak, bazen birkaç hikayeyi birbiriyle harmanlayarak yazıyorum. Bu bir televizyon çalışması olduğu için işin içine birden fazla şüpheli katmam, seyirciyi bir sağa-bir sola yatırmam, sonunda da şaşırtabilmem lazım.

- Bazen sadece gazetelerde çıkan bir paragraflık bir hikayeden yararlanıyorum. Bir de ister istemez bende bu tür bir kaynak var. Hem güncel olaylar hem de geçmişte yaşanmış olaylar, konularına göre arşivlenmiş durumda. Zehir, balistik gibi başlıklarla.

- Konuların bu kadar karanlık olması, tabii ki ruh sağlığı açısından çok sağlıklı bir durum değil. Sürekli cinayetler ve felaketler düşünüyorsunuz. Örneğin masaja gidiyorum, orada gevşeyeceğime cinayet düşünüyorum, çıkıp masaj seansında geçen cinayet bölümü yazıyorum.
Yakalanamayan suçlu yoktur

- Şöyle bir gerçek var: En kolay iz sürülebilen suçlar, kişilerin birbirleriyle bağlı olduğu suçlar. Komplikeleşme, insanlar birbirlerinden kopuk olduklarında oluyor.

- Çalışmamızdaki en büyük amaç, suça karşı algıyı açabilmek. İnsanlara dikkatli olmaları gerektiğini hatırlatmak, nelerle karşılaşabileceklerini, hangi durumda nasıl davranmaları gerektiğini göstermek. Ve suç işlendiğinde takip edileceğinin ve suçlunun yakalanacağının altını çizmek.

- "Kanıt" yalnızca halk tarafından seyredilmiyor; aynı zamanda polisler, jandarmalar tarafından da takip ediliyor, okullarda okutuluyor. Bu yönde de bir misyonu var.

Nasıl bir aile sizinki?

Bizim evimizle, anneannemin evi yan yanaydı. Biz evin içinde dört jenerasyon kadın birlikte yaşadık, ben 19 yaşıma gelinceye kadar. Ben, annem, anneannem ve anneannemin annesi. Ve iki erkek; babam ve büyükbabam. Anneannemin annesi, beni asıl büyüten kişidir. Çünkü annem de, anneannem de çalışıyordu. Anneannem 80 yaşında vefat etti, son 3-4 ayına kadar işe gitti. Laboratuvarı vardı, Türkiye'nin ilk tıbbı tahlil laboratuvarı olan Teşvikiye Laboratuvarı. Anneannemin annesi ise bütün evi çekip çeviren kişiydi. Bizim mutfağa girmemiz yasaktı...
Çünkü "bizim ailede kadınlar çalışmak için var, yemek yapmak için yok" derdi. O yüzden hiçbirimiz doğru dürüst yemek yapmayı bilmedik. Sevil, çok ileri bir noktada yemekle ilgilenmeye başladı, şimdi yapabiliyor. Ben hala yapamam.

Hep çalışmak, üretmek üzerine koşullandırıldık. Evdeki kadın çalışacak, para getirecek. Anneannemin annesi, çok büyük bir aileden geliyordu. 18 çocuklu bir ailenin son çocuğu. Sonraki üç jenerasyon ise tek çocuğuz. Anneannemin annesi 1901 doğumluydu; ailesi çok zorluklar yaşamış, acılar çekmiş, dünyanın dört bir yanına dağılmış, birbirinden kopmuş.
Biz hepimiz her an savaş çıkabilir psikolojiyle büyütüldük. Her zaman disiplinli ve tutumluyduk. Alman ekolü zaten, herkes bu şekilde eğitim görmüş. Ailedeki herkes her zaman çalıştı. Önünüzdeki rol modeller böyle olduğu için farklı davranamıyorsunuz.

Ben büyürken bütün ailenin hayalleri benim üzerimde toplandı. Piyano da çalsın, tenis oynasın, Fransızca da öğrensin... Ağlaya ağlaya giderdim Fransızca dersine.

Şimdi oğlum Kuzey'e aynı şeyi yapmak istemiyorum, daha özgür bırakıyorum, kendi seçimlerini kendi yapsın istiyorum. Birey olarak ona saygı duymak benim için önemli. Özü iyi olsun, iyi adam olsun.

Annenizden söz eder misiniz biraz? Çok mu dominant bir karakter?

Sevil ile benim ilişkim anne-kız ilişkisi; bu yüzden tabii ki diğer insanlarla olduğundan farklı. Onun bana karşı dominant olduğunu hissetmedim hiç. Takıştığımız olur, bütün anne-kızlarda olduğu gibi. Özellikle de iş konularında. Ama çabuk toparlarız... "Kanıt"tan önce de Sevil, Hürriyet'e yazarken, Okan Bayülgen ile program yaparken, hep onun yanındaydım. Sert bir mizacı var; birileri bilmeden konuştuğu zaman tepki gösterebiliyor haklı olarak. Böyle durumlarda ona "sakin ol" demek gerekebiliyor.

Hemen bu noktada annenize niye ismiyle hitap ettiğinizi sorabilir miyim?

Ailemle hep iş ilişkimiz de oldu. Toplantılarda falan anne-baba diyemediğim, hanım-bey diye hitap etmek de garip olacağı için Sevil ve Faruk demeye başladım. Şimdi oğlum Kuzey için de Sevil ve Faruk onlar. Mühim olan dostluğumuz. Ama öyle anlar oluyor ki, içten bir anne diyorsunuz tabii ki.

Siz annenize benziyor musunuz, dominant mısınız?

İş konusunda çok disiplinliyim. Hep zamana karşı iş yaptığım için her saniyenin benim için önemi var. Bu kimi zaman benimle iş yapanlar için zor olabiliyor ama sanırım hızla benim dünyama ayak uydurmalarını sağlayabiliyorum. Beraber çalıştığım herkese karşı yapıcı ve verici olmaya özen gösteriyorum, bence verimli bir işbirliği için bu çok önemli.

İnsanın anne ve babasıyla çalışması zor mu?

Zor. Bazen "Niye yapıyorum bunu kendime" diye soruyorum. Bir yandan çok sevip saygı gösteriyorsunuz, öte yandan fikir ayrılıklarına düşüyorsunuz; dengeyi iyi kurmanız lazım. Ben, Sevil'in fikirlerine çok saygı gösteriyorum. Çünkü çok dolu bir insan, yaptığı işi çok iyi biliyor. Öğrenmeye çok aç, sürekli takip eder. Bir de genç anne olmuş, 23 yaş var aramızda. Bizim zamanla oturan bir ilişkimiz oldu. Ve iyi idare ediyoruz.

Dna'lardan tablo yapıyor

Selin Atasoy'un sanatla bilimi birleştirdiği çok ilginç bir çalışması var; DNArtist. Bu ne mi? DNA'larınızdan tablo yapıyor Selin Atasoy. Bu kadar kişiye özel, dünyada eşi benzeri olmayan bir çalışma daha yoktur herhalde.

Süreç şöyle işliyor:

- www.dnartist.com sitesine gidiyorsunuz. Sitedeki farklı ebat ve renklerdeki tablolardan birini seçiyorsunuz. Ödemenizi yapıyorsunuz.

- Sistem size bir takip numarası veriyor. Adresinize DNA'nınız belirlenmesi için bir kit yollanıyor. Svap çubuğuyla yanağınızdan doku örneği alıp zarfa koyuyor ve yolluyorsunuz.

- Bu zarf genetik laboratuvarımıza yönlendiriliyor ve sizin DNA'nızın görseli çıkarılıyor.

- Bu görsel özel bir teknikle fotoğraflanıp bilgisayara aktarılıyor.

- Arkasından sizin seçtiğiniz renk kombinasyonlarına göre renklendiriliyor.

- Tuval, akrilik, cam, taş, halı, duvar kağıdı; artık nasıl bir malzeme istediyseniz onun üzerine basılıyor.

- Ve size özel, eşsiz bir çalışma ortaya çıkmış oluyor. Çünkü DNA'nız kadar size özel bir şey yok, o sizsiniz.

- Bu tür çalışmalar, en çok hediye olarak ısmarlanıyor. En çok da düğün, doğum günü hediyesi olarak.

DNArtist'e bir de kardeş geliyor. Selin Atasoy, şimdi de ses dalgalarını görselleştirecek. Herhangi bir sesi kaydedip yolluyorsunuz; örneğin bebeğinizin sesini, oturduğunuz semtin sesini, sevdiğiniz bir şarkıyı vs. Bu ses, özel bir yazılımla çizgisel hale getiriliyor. Sonra da renklendiriliyor.

Röportaj: Rengarenk Kırmızı Dergisi
Dilek Girgin

Fotoğraf: Tamer Hartevioğlu