Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Mahkemelerin yükünü özgüvenli savcılar azaltır

<B>HÁKİMLER </B>ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkan Vekili <B>Fehmi Ulusoy,</B> yargının içinde bulunduğu <B>‘vahim’</B> durumu özetliyor.

Mahkemelerin fiziki durumu berbat. Ve aynı mahkemeler yılda 6 milyon dosya altında eziliyor.

Fiziki durumu düzeltmek bir bütçe işi.

Ancak dosya yoğunluğu konusu tamamen yargının kendi iç sorunu.

Daha doğrusu, bu kadar fazla dava yükü altında ezilmek yargının kendi ‘kabahati’.

Mahkemelerin yükü aslında çok daha hafif olabilir. Fakat bunun için kendine güvenen, arkasındaki bakanlığa güvenen dirayetli savcılar gerek.

Türkiye’de dava açmak dünyanın en kolay işi.

Yaz bir şikayet dilekçesi, ver savcılığa, yargının yüküne bir dosya daha ekle.

Çünkü savcılar ‘ürkek’.

Benim gibi gazeteciler iyi bilir, ne yazsanız sizi ürkütmek, sıkıntınızı sıyırmak için dava açıyorlar.

Bu davaların yüzde doksanı kazanılması mümkün olmayan davalar.

Ortada hakaret yok hakaret davası açıyorlar, hakaret davası tutmazsa haksız rekabet davası açıyorlar.

Savcılar da bunları hemen alıp dava sürecini başlatıyorlar.

Birkaç kez savcılarla bu konuda konuştuk.

‘Sayın savcım. Bu davada hakaret falan yok. Açmasanız olmaz mı?’

Yanıt her seferinde müthişti: ‘Fatih Bey haklısınız ama mahkeme karar versin. Şimdi ben davayı açmazsam bir üst mahkemeye gidiyorlar. Orası da mutlaka açıyor. Bu sefer bizim hakkımızda şikayette bulunuyorlar.’

Savcılar başları belaya girmesin diye defi bela kabilinden dava açıyorlar. Ondan sonra ayıkla pirincin taşını. Yıllar sürecek bir dava süreci başlıyor.

Bu benim durumum. Daha beterleri de var.

Millet gözünün üstünde kaş var diye birbirine dava açıyor. Dirayetli bir savcının öpüştürüp barıştıracağı kişiler birbirleriyle yıllarca davalı oluyorlar.

Prosedürü çok net belli olan karşılıksız çek davaları bile yıllarca sürüyor ve emin olun 6 milyon davanın en az 1 milyonu çek davası.

En basit trafik suçlarında bile olay mahkemede bitiyor.

Hal böyle olunca milyonlarca dava.

Yazık o hákimlere, yazık o mahkemelere.

Oysa iki yasal düzenleme ve dirayetli savcılarla bu yük kısa sürede en az yarı yarıya azalır.

Bunu ben görüyorum da, Adalet Bakanlığı nasıl görmüyor anlamıyorum.

30 yıldır saklananlar

BİR okurum Kıbrıs’ta yıllardır çözüm bulmayıp, bugün ulaşılan noktayı sabote etmeye çalışanlara ithafen bir fıkra yollamış. Aynen aktarıyorum:

3 kaplumbağa pikniğe gitmişler. Sarmalar sarılmış, patatesler, yumurtalar pişirilmiş, yiyecekler, içecekler hazırlanmış ve neşeyle yola çıkmışlar. 5 yıl, 10 yıl 30 yıl geçmiş, bizimkiler piknik alanına ulaşmışlar.

Çantalardan yiyecekler çıkarılmış, sofra hazırlanmış ama bir de bakmışlar ki, çatal bıçak ve tuzu evde unutmuşlar. İçlerinden birine sen bir koşu eve git eksikleri kap gel demişler. Eve gitme görevini alan, ‘Giderim ama bir şartla’ demiş, ‘Ben gelinceye kadar yemeklere el sürmeyeceksiniz.’ Diğer ikisi ‘Tamam’ demişler. 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl geçmiş. Kaplumbağalardan biri fenalaşmış. ‘‘Ben ölüyorum. Söz verdik ama ölmeden hiç değilse bir dolma yiyeyim’ demiş ve bir dolmayı ağzına atarken çalıların arkasından eve gidip eksikleri almakla görevlendirilen kaplumbağa fırlamış.

‘İyi ki gitmeyip saklanmışım. Sözünüzü tutmayacağınızı biliyordum’ demiş.

Okurum bu fıkrayı 30 yıldır çözüm üretmek yerine bahane diyerek saklananlar için yolladığını söylüyor.

Bölücü doktorlar

BİR
süre önce Ata uçağında Sağlık Bakanı Recep Akdağ ile sohbet ediyoruz.

Dertli. Doğu ve Güneydoğu illerine ataması yapılan doktorların görev yerlerine gitmediğini, bu yüzden bu bölgeye devletin sağlık hizmetini götüremediklerini söylüyor.

‘Ne yapacaksınız?’ diye soruyorum.

Yapacak hiçbir şey olmadığını söylüyor. Bu sohbetin üzerinden kısa bir süre geçtikten sonra haber Hakkari’den geliyor.

Böbrek hastası genç, diyaliz makinesini kullanacak doktor olmadığı için tedavi olamıyor ve ölüyor. Üstelik bu Hakkari’de son aylarda aynı nedenle ölen 6. hasta.

Yani devlet Hakkari’ye diyaliz makinesini göndermiş. Doktorun da atamasını yapmış ama ‘Hipokrat’ın várisi’ görev yerine gitmediği için son birkaç ayda 6 kişi aynı nedenle ölmüş.

Nerede bu vatanın bölünmez bütünlüğü.

Doktorlarımız bu vatanı bölmüş bile. Doğu ve Güneydoğu’ya gitmiyorlar. Nerede üniter devlet. Káğıtta mı, Anayasa’da mı?

Kafalarda Türkiye’yi bölmüş müyüz? Türkiye’nin doğusu, güneydoğusu gidilmez yerler mi?

O zaman polisin, askerin günahı ne? Buralara atanan doktorların görev yerine gitmemesi en az PKK’nın yaptığı kadar bölücülük.

Bence yapılması gereken bu kişileri DGM’de yargılamak.

Çünkü bu ülkeyi, hapiste bulunan DEP’li milletvekillerinden daha açık bir biçimde bölüyorlar.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Hukuk devleti ülkenin önünü tıkamak için değil açmak için kullanıldığı zaman
X