Mahalle arasından dünya sanat arenasına

Ezgi BAŞARAN ebasaran@hurriyet.com.tr
04 Ocak 2009 - 00:00Son Güncelleme : 03 Ocak 2009 - 21:01

Dünyadaki çağdaş sanat piyasasını yöneten Londra ve New York, her zaman yeniliklerin peşindedir. Piyasanın çarkını döndüren müzeler, küratörler ve Charles Saatchi gibi büyük koleksiyonerler sürekli keşif gezisindedir.

Bu keşif sonucunda bir sanatçı, hatta bütün bir ülkenin sanatçıları abat olur. Son yıllarda bunu Çinli sanatçılara yaptılar, Hintlilere yaptılar, İranlılara yapıyorlar ve bir süredir Türkiye’yle de çok ilgileniyorlar. Genç Türk sanatçılarını, galerilerin dışında kalan bağımsız sanatçı inisiyatiflerini takip ediyorlar. Ünlü müzayede evi Sotheby’s martta Londra’da Türk sanatçılarının eserlerini satışa çıkaracak. Bunun için 40 yaşın altındaki sanatçıları izliyorlar. Ne kadar yakından izledikleri, bir buçuk ay önce bir kere daha ortaya çıktı: İstanbul Pangaltı’da mahalle arasındaki küçücük bir galeri, dünyanın en saygın sanat fuarlarından Londra’daki Frieze’e davet edildi. PİST adlı galerinin kurucularından Didem Özbek’in fuarda sergilediği "Beyaz Kesme Şeker Kitabı" büyük ilgi gördü. Osman Bozkurt’un bir fotoğrafı da Deutsche Bank’ın koleksiyonuna girdi, The Independent gazetesi Bozkurt’u dünyanın izlenmesi gereken 20 yeni sanatçısı arasında saydı. Bu ikiliye nasıl fark edildiklerini sorduk.

Elimde 1.2 gram ağırlığında bir sanat eseri tutuyorum. Birazdan soyup çayıma atacağım. Bir mucize beklemiyorum; eriyecek. Çünkü bu bir kesme şeker. Onu "sanat eseri" yapan, kağıdı. Küçücük kağıtta, dünyanın en prestijli sanat fuarlarından Frieze 2008’e katılan sanatçıların isimleri ve kısa biyografileri yazılı. Minnacık kırmızı yazılar. Eserin adı, "White Sugar Cube Book" yani Beyaz Kesme Şeker Kitabı. Sanatçı, PİST’ten Didem Özbek.

PİST, bir sanat platformu. Mayıs 2006’da sanatçı Osman Bozkurt ve Didem Özbek tarafından kuruldu. İstanbul Pangaltı’da, esnafla içiçe küçük bir galerisi var. Komşuları terziler, nalburlar, konfeksiyoncular. Çaycıları Ali Abi, diğer esnaf gibi, Osman ve Didem’in de kapısını tıklatıp tepsisindeki çaylardan servis yapıyor. Yedi yıldır burada olan ikili, seviyorlar mahalleyi: "Burası 24 saat yaşıyor. Terzilerin, nalburların yerini akşam pavyon çalışanları alıyor. Sabaha kadar müzik ve bambaşka bir insan kitlesi" diyor Didem.

FISILTI GAZETESİYLE DUYULDU

Bu minnacık galeriyi dünyanın en önemli sanat fuarı Frieze’nin yetkilileri nasıl keşfetmiş? Neden birçok popüler ve büyük galeri dururken bir tek onlar fuara davet edilmiş? İşte bu, pazarlamacıların deyimiyle tam bir word-of-mouth hikayesi. Yani fısıltı gazetesi sayesinde nam salıyorlar. Türkiye’ye herhangi bir sebeple gelen yabancı küratörler, sanat hamileri, eleştirmenler, yetenek avcıları birbirlerinden duya duya PİST’e gelmişler. Sergilenen işler kadar, mahalle de ilgilerini çekmiş. Sanatçının bağlı olduğu galerinin ya da şahsi banka hesabının elverdiği ölçüde sesini duyurabildiği Batılı sanat ortamlarından çok farklı bir yer PİST. Derdi eser satıp para kazanmak değil. "Acaba bu satar mı?", "PR’ı yapılabilir mi?" diye düşünmüyorlar. O zaman da yaratıcılık sınır tanımıyor ve Batılıları çok heyecanlandırıyor.

SHARP’TAN GECEYARISI POSTASI

2007’de bir gece yarısı Osman Bozkurt’un mail kutusuna Önemli başlıklı bir posta düştü. Postayı yazan, dünyada sanata yön veren 100 kişi listesinde 14’üncü sırada olan Amanda Sharp ve yardımcısı Matthew Slotovar’dı. "Sizi takip ediyoruz, bu seneki Frieze Fuarı’na katılmak ister misiniz?" diyorlardı. Vakit çok az olduğu için 2007’de katılamayacaklarını söyleyip, 2008 için söz verdiler. Bu süre zarfında Londra’dan birçok kişi gelip PİST’i gezdi ve Frieze için uygun olduğuna bir kez daha karar verildi.

Frieze’e katılmak herkesin harcı değil. Galeri olarak başvuruyorsunuz, jüri değerlendiriyor, kabul ederse yüklü bir ücret ödeyerek bir stant kiralıyorsunuz. Yani para gerekiyor ama sadece para yetmiyor. PİST şanslıydı çünkü davet edilmişti, dolayısıyla diğer galeriler gibi stant ücreti ödemedi. Yine de Frieze’de sergileyecekleri eserlerin hazırlanması ve nakliyesi için paraya ihtiyaç vardı. 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı PİST’e destek çıktı.

KAÇ TON ŞEKER LAZIM?

Frieze, her yıl fuara katılan sanatçılarla ilgili bir katalog yayınliyor. Bu, çağdaş sanatla ilgilenenler için önemli bir referans kitabı. İşte Didem, bu kataloğu 224 adet kesme şekere sığdırdı, sonra da şekerleri büyük beyaz bir küpün içine koydu. Ama işler böyle anlattığım kadar kolay olmadı. Didem’in bu iş için toplam 57 bin 600 adet kesme şekere ihtiyacı vardı. Bu da 6 kiloluk şeker ediyordu. Fakat üreticiler bu kadar küçük miktarda satış yapmıyordu. Bir üretici "Kaç ton lazım hanımefendi?" diye sorunca, Didem 6 kilo şeker bulmakta zorlanacağını anladı. Üstelik kullanılan kağıdın ve kağıdın üzerindeki boyanın da gıda tüzüğüne uygun olması lazımdı. Yani hem üreticilere nazı geçecek birine hem finansal desteğe ihtiyaç vardı. Canan Pak devreye girdi. Onun bir sözüyle Pakmaya, kağıt ve 6 kiloluk şeker işini çözdü.

16-18 Ekim arasında Frieze’de diğer birkaç sanatçının eseriyle birlikte bu küp de sergilendi. İkili, kendilerine ayrılan bölmeye bir de çay ocağı kurdular. Ziyaretçilere hem bu şekerlerden verdiler, hem de cam bardakta çay ikram ettiler. İngilizler kendilerininkinden çok farklı olan bu çay kültürüyle çok ilgilendi. Hem çayları birer ikişer hüpletti, hem de ocağı enine boyuna inceledi. PİST’teki eserler o kadar ilgi gördü ki, devasa bir yer olan fuar alanında bütün tur rehberleri ziyaretçileri mutlaka onların bulunduğu noktaya getirdi. Frieze’nin web sitesinde şu anda girip baktığınızda, PİST’in etkisini görebilirsiniz. Didem’in çayı ve şekeri açılış sayfasında duruyor.

YABANCILARIN GÖZÜ ONUN ÜSTÜNDE

Osman Bozkurt, emekli memur bir ailenin 5 çocuğundan biri. Mimar Sinan Üniversitesi (MSÜ) fotoğraf bölümünü bitirdi. Reklam fotoğrafçısı olarak çalıştı. Güncel sanat yapmaya ancak 2000’lerin başında başladı. Şu anda Deutsche Bank’ın sanat danışmanı onun için "Türkiye’de güncel sanatla ilgileniyorsanız Osman takip edeceğiniz adamdır" diyor.

PİST’in diğer kurucusu Osman Bozkurt (38) yeni fark edilen bir sanatçı. Fotoğraf ve video işleri yapıyor. 2007’de Tate Modern’de Global Şehirler adlı karma sergiye davet edildi. İstanbul’da çevreyollarının kenarındaki yeşilliklerde yatıp dinlenenlerle röportajlar yapıp 15 dakikalık bir video art hazırladı. Auto-Park adlı video 3 ay boyunca Tate Modern’in en prestijli salonlarından biri olan Tribune Hall’de sergilendi ve 1.5 milyon kişi tarafından izlendi.

Ekim 2008’de, The Independent gazetesinin tüm dünyadan seçtiği "20 umut vaat eden sanatçı" arasında Osman Bozkurt’un da adı vardı. Birkaç hafta sonra Frieze fuarı başladı. Sadece sanat hamilerine, eleştirmenlere ve koleksiyonerlere açık olan fuarın ilk günü, dünyanın en büyük çağdaş koleksiyonuna sahip Deustche Bank’ın yöneticileri ve İngiliz sanat danışmanı Alistair Hicks, PİST’in standına geldi ve Osman’dan portfolyosunu istedi. Sonunda 2002’de çektiği "Bud-Tomurcuk" adlı fotoğrafı satın aldılar.

ŞİMDİ SIRA LILLE’DE

Osman Bozkurt, mayıs ayında da Fransa’nın Lille kentinde "Tape Republic" (Koli Bandı Cumhuriyeti) adlı videosunu sergileyecek. Bu videoda, Laleli’deki bavul ticaretini ve koli bantlarının bu semt için nasıl başka bir anlam taşıdığını anlatıyor.

DEMOKRASİ İŞARETLERİ’NE YOĞUN İLGİ

Frieze fuarında, Osman Bozkurt’un bir eserinin Deutsche Bank tarafından satın alındığı kısa sürede yayıldı ve fuardaki birçok ziyaretçi "O hangi eser?" diye sormaya, duvardaki diğer fotoğraf serisi "Demokrasi İşaretleri"nin önünde durup notlar almaya başladı. Bu seride seçim sonrasında seçmenlerin, birden fazla oy kullanmalarını engellemek için mürekkeple işaretlenmiş parmakları gösteriliyor.

Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı