Berbat: Eda’nın kurutulmuş tüyleri

Harvey Nichols’taki Costume National defilesine yaban ördeği tüylerini kondurduğu elbisesiyle katıldı Eda Taşpınar.

Meğer gerçekmiş o tüyler, Eda’nın sevgilisi Nurettin Hasman av mevsiminde avlamış ördeği.

Eda da kanatlarını kurutmuş hayvanın, sonra tüyleri elbisesine kondurmuş.

Valla Eda’nın tarzını, kafasına göre takılmasını, şezlong günleri fotoğraflarını filan severim, ama bu tüy dikme olayı hiç olmamış ya.

Bir de olayı en ince ayrıntılarına kadar anlatmış.

Yok önce ördeği yedik, yok sonra ben tüyleri kuruttum, hede hödö... Tek kelimeyle iğrenç. İnsan nasıl takar gönül rahatlığıyla, hiç anlamıyorum.

Ve böyle çok doğalmış gibi anlatır.

İstanbul Fashion Lab’den notlar

n Olmuş, hem de çok güzel olmuş. Bir avuç Türk moda tasarımcısı yıllardır uğraşıp didiniyordu. Sonunda İstanbul’a özgü bir fashion week yaratmışlar işte.

Tamam, bahsettiğim şey Paris, Milano ya da diğer şehirlerde yapıldığı gibi kapsamlı, uzun süreli ve bol defileli bir organizasyon değil. Daha iddiasız, daha orta halli bir şey.

Zaten bu yüzden adı Fashion Lab ve sadece üç günlük. Bugün de sona eriyor işte.

n Bir kere Tophane-i Amire, tam da bu iş için yaratılmış. Binanın ruhu var, acayip sarıp sarmalayan bir enerjisi... Burada defile izlemek sonra da dışarı çıkıp manzara eşliğinde defile kritiği yapmak inanılmaz keyifli. İyi ki o soğuk, sıkıntılı CNR’da yapılmamış Fashion Lab.

O zaman bu kadar samimi ve enerjik olmazdı.

n Tuhaftır, 16 tane yabancı basın mensubu vardı Fashion Lab’i izlemek için gelen.

İyi yayınlar vardı üstelik, misal Vogue İtalya.

Ama Hatice Gökçe defilesinde mesela yabancı basın mensubu kadar bile yoktu bizim basın. Neredeydi dergilerin moda editörleri?

(Bir tek Nilüfer Pazvantoğlu ve Sibel Arna’yı görebildim).

Nasıl olsa biliyoruz bu kreasyonları diye mi gelmemişlerdi acaba?

Bir kez daha, hatta üç kere: Tuhaf, tuhaf, tuhaf!

n Ümit Ünal’ın defilesini kaçırdım ama ortalıktan genel kokuyu aldım. Fazla teatral bulunmuş koreograf ama kıyafetler beğenilmiş. Hatice Gökçe’nin defilesini ise izledim.

Türkiye’nin erkek giyimi tasarımı yapan tek kadın modacısı Hatice; taytlar, entariler, asimetrik kabanlar, arkası pileli ceketler ve ilginç kesimli pantolonlar yapmış erkeklere.

Mankenlerini de profesyonellerden seçmemiş. Kimisi dansçı kimisi oyuncuydu podyumdakilerin.

n Tek muhalefet edeceğim nokta şu olabilir: Özlem Süer, Arzu Kaprol, Hatice Gökçe, Ümit Ünal, Bahar Korçan, Ezra-Tuba Çetin ve İdil Tarzi tamam, peki ya genç tasarımcılar?

Onlara da defile şansı tanınsa olmaz mıydı?

Bu konuda Ümit Ünal aydınlattı beni. Fashion Lab’de sadece yaz/kış kreasyonu hazırlayabilmiş, atölyesinde üretim yapan tasarımcılara yer veriliyormuş.

Bence bu kuralı esnetip yolun başındaki bir-iki isme de defile olanağı açılabilirdi.

Ödül de ceza da kabul (*)

Bu ülke ödüllendirmelere doyamıyor. Habire bir "en iyi"ler kategorileri uçuşuyor gözümüzün önünde, hakikaten yetişmenin imkanı yok.

Bakınız, bir hafta sonra filan Yeşilçam Ödülleri töreni var.

Sadece Türk sineması ödülleri verilecek yani. Basbayağı Altın Portakal’ın rakibi aslında.

Herhalde SİYAD’da ödül alamayanlar burada ödül alıp rahatlayacak, öyle gözüküyor.

Mesela Turkcell İlk Film ödülü Mahsun Kırmızıgül’e gidebilir.

En iyi film de Mutluluk ya da Beyaz Melek olabilir.

Neyse ne, o polemikleri bir hafta sonra yaparız. Acelemiz yok.

Bir başka ödül olayı da dizi filmlere ödül verecek olan Kristal Ekran.

Malum, her hafta neredeyse uzun metraj uzunluğunda yerli diziler gösteriliyor ekranda.

İnsanlar dizi çekmek için 7/24 çalışıyor neredeyse, gerçekten fena.

Nasıl dayanıyorlar anlamıyorum. Hatta bu tempoya dayanamayıp seti terk eden ünlü bir kadın oyuncu da biliyorum, ama söylemiyorum şimdi, ayıp olur.

Bu bakımdan dizi çalışanlarını ödüle boğmak onore edici olabilir.

Ama şöyle kategoriler de olacak mı, meraktayım: Üçüncü bölümde yayından kaldırılan dizinin en iyi erkek ve kadın oyuncusu. Filan.

(*) BAŞLIKLA İLGİLİ NOT:

Yukardaki yazıyla "ödül" kelimesi hariç pek ortak noktası yok.

Sezen Aksu’nun yeni şarkılarından birinin sözleri bu aslında.

Tamamı şöyle o şahane sözlerin:

"Yasak elmam, günahım / Mayhoş tadından geçemedim hiç / Deli goncam, ayıbım / Sana paha biçemedim hiç / Bilirim ki kavuşmak değildir aşk, kavuşamamak / Sarı hurmam, nefesini nefesime doya doya çekemedim hiç / Su akar yolunu bulur / Ödül de ceza da kabul / Doğum gibi ölüm gibi / Ol de olur".
Yazarın Tüm Yazıları