Ne olur eski değerlerimizi yeniden kazanabilsek
Sevgili Güzin Abla; yüreğinizin daima sevgi ile çarpması dileğiyle esenlikler dileyerek başlıyorum mektubuma.
Feyza Hanım, yine duramadım kendimi… Yine bir düşüncem var. “Artık yeter!...” demek istedim. Siz de uygun görür müsünüz acaba... Bu yeni akımı birlikte başlatalım. Bakalım ne kadar yol alacağız. Var mısınız elinizi uzatmaya…
Türkçe konusunda hep birlikte çabalamaya ne dersiniz… Umarım siz de isyan ediyorsunuzdur ana dilimizin giderek yozlaştırılğını, insanların özenti bir dille konuştuğunu görerek… Her konuda okurlarınızın yanında olmak için çaba gösteren siz, eminim bu konuda size yakınan bir okurunuzun, (aslında yerel bir gazetede köşe yazıları yazan) bir meslektaşınızın ricasını geri çevirmezsiniz…
Şimdiden teşekkürler.
Yeni bir akım başlatalım
Öylesine alıp başını gitmiş ki özenme hevesimiz. Öylesine benimsemişsiz ki yabancı kelimeleri kullanmayı. Sanki, ağzımızdan çıkan her yabancı kelime, başımızdan aşağıya taç olup ışıltımızı artırıyor. Ağzımızdan çıkan her yabancı kelimeyle, karşımızdakilere bir sayı üstün geliveriyoruz. Ne kolay değil mi; anlaşılmaz olduğumuzu hissettirip, karşımızdaki insanı küçümsediğimizi sanmak. İşte büyük yanlışımız!..
Özenciklerimizin peşi sıra daha ne kadar yol alacağız belli değil. Ama umuyorum, en kısa zamanda güzel Türkçe, hakkettiği değeri tekrar kazanacaktır.
Ben Türkçe ustası değilim. Ama şu sıradan vatandaş halimle de, farkındayım Türkçe’ den uzaklaştığımızın. Konuşmalar, reklamlar, ilanlar, tabelalar ve daha pek çok örnek... En fazla canımı acıtan da yeni yetişenlerin yabancı kelimelere tutkunluğu. Kültürü, alt yapısı güçlü olmayan yetişkin insanların, manasını (çoğu zaman) bilmeden kullandığı yabancı kelimeler...
Buyurun seyredin, dolu dolu gülmece... Bir de yeni duymaya başladığımız kaba ve çirkin, anlamsız kelimeler var... Ve lütfen artık bir son verelim bu özentiye. Kıymetini bilelim güzel Türkçe’mizin.
Dünya ülkeleriyle iletişim halinde bulunanlara; işleri gereği yabancı kelime kullanmak zorunda olanlara söyleyecek sözüm tabii ki yok!... Dünya’ ya açılma, evrenselleşme söz konusu olduğunda tamam!..
Benim sözüm; yabancı kelimelerin arkasına sığınarak, bilgisizliğini, görgüsüzlüğünü belli etmemeye çalışanlara. Bu özentileri nedeniyle farklı göründüklerini zannedenlere... Şöhret kırpıntılarına özenip, kaba çirkin ve anlaşılmaz konuşanlara... Kısa süre yurt dışında kalıp, Türkiye’ ye geldikleri zaman güzel Türkçe alışkanlığını bırakıp garip bir uslupla Türkçe konuşmayı tercih edenlere..
Evet; ne yazık ki gerçekten çok farklı oluyorsunuz! Çok!.. Garip ve komik! Git gide garipseniyorsunuz, haberiniz olsun... Ve şimdi de, diyorum ki “Neye yönelelim?.. Yeni akımımız ne olsun?...”
Dünyayı yeniden kazanabiliriz
Neden toplumsal değerlerimize, Türkçe’mize sahip çıkmayalım ki?.. Bizi biz yapan, insancıl ilişkilerimiz, yardımseverliğimiz, komşuluk ve alışveriş ilişkilerimiz neden kişisel menfaatlere dayalı olsun! Neden?.. Başını alıp giden saygısızlık mı bizi mutlu edecek; vurdumduymazlığımız mı?.. İnsanlardan esirgediğimiz bir gülümseme, kısacık hatır sorma çok mu vaktimizi alacak.
Tanıdığımız insanları gördüğümüz halde tanımadan yanlarından geçip gidivermek neden bizi mutlu ediyor? Artık sokaklarda gençler, kaldırımda yürürken karşıdan gelen insanlara; özellikle de kendilerinden yaşça büyüklere bir adımlık yol izni verseler ne olur? Ben artık karşıdan gelen gençlere, kenara çekilip yol vermek istemiyorum! Olduğum yerde dikilip bekleyeceğim bakalım neler olacak?
Sabah, öğlen, akşam günün herhangi saatinde, karşılaştığımız insanlara neden minicik bir tebessüm yollamayalım?..
Biliyoruz ki mutluluk bulaşıcıymış! Yorgun, güçsüz kişilere yardım etmek bizi nasıl da rahatlatacaktır ah bir bilsek! Ne olur az görüştüğümüz kişiler de olsalar, apartman komşularımıza, sokak komşularımıza kısacık bir selam verelim, hatırlarını soralım. Soluduğumuz hava, seyrettiğimiz denizler, dağlar taşlar, yollar hepimizin... Kimbilir belki dünyayı yeniden kazanabiliriz? Ne olur bir kere uygulasak... Ve Türkiye olarak, kendi akımımızı kendimiz yaratsak. Türk insanının gerçek yapısını, gerçek davranışlarını, duygu ve düşüncelerini tekrar gün yüzüne çıkartsak. Evet yeni eğilimimiz, yeni akımımız bu konuda olsa...
Bu akımı uygulamaya başlıyorum. Düşüncemi paylaşmak isteyenlerle el ele tutuşmaya hazırım. Ah! Ben çok güç isteklerde mi bulundum acaba?.. Yine de teşekkürler... Sağlık ve sevgiyle hoşçakalın.
Emel Aygören Şen (Çanakkale)