Glee, yeniden!

Güncelleme Tarihi:

Glee, yeniden
Oluşturulma Tarihi: Ocak 26, 2013 11:22

“Glee”, kısa bir aradan sonra 4’üncü sezonun yeni bölümleriyle ekrana dönüyor. Dizinin yeni bölümleri, Amerika yayınından 48 saat sonra FoxLife’ta olacak. Yayınlandığı tüm ülkelerde ilgiyle izlenen “Glee”nin başrol oyuncuları Matthew Morrison ve Chris Colfer ile Los Angeles Paramount Stüdyoları’ndaki sette buluştuk...

Haberin Devamı

Chris Colfer (Kurt Hummel) 

Travmalar insanı hızlı olgunlaştırıyor

Chris, tüm dünyada milyonlarca insana ilham veren bir karakteri; Kurt’ü canlandırıyorsun. Bu senin omzunda bir yük yaratıyor mu, “Allah’ım, ben bu işin içine nasıl girdim böyle?” diyor musun?

- Diyorum tabii. Ama ilk başladığımızda inanın daha korkutucuydu. Çünkü Kurt gibi biri yok, benzer birini de tanımadım hayatımda. Kendimi bilinmezliğe doğru atmış olmam beni korkutuyordu. Ama zaman geçtikçe izleyenlerden gelen tepkiler öyle bir noktaya geldi ki, Kurt gibi olan, hayatında benzer durumlar yaşayan bir sürü gençle iletişim kurma fırsatı yakaladım ve gördüm ki birçok insanın duygularına tercüman oluyor Kurt. Bugüne kadar susmuş dev bir kitle söz konusu. Kendinde senin karakterinden bir sürü parça bulan insanlar mail’ler yağdırıyor, en gizli sırlarını anlatıyor, kimseyle paylaşmadıklarını paylaşıyorlar... Bu belli noktalarda insanda ağırlık yaratıyor tabii. Bir duygu bankası gibi, duyguları üzerinde biriktiriyorsun.

Haberin Devamı

Kaç mektup aldın bugüne kadar?

- Sayamam ama çok. Sayamayacağım kadar çok! Hepsi birbirinden muhteşem ve hepsi birbirinden kalp kırıcı. Bu kadar çok genç benzer sorunlar yaşıyor ve bunu kendi içlerinde yaşamak zorunda kalıyorlar. Ben de bir zamanlar onlardan biriydim. Kendi hayatımda da dizidekine benzer durumlar yaşadım lisedeyken.

Peki onlara yardım ediyor musun?

- İlk zamanlar denedim. Ama o kadar çoklar ki, tek tek bunu yapmam artık imkansız. Üstelik sadece mail gelmiyor, Twitter var, Facebook var... Hepsiyle baş etmem imkansız ama bazen öyle dokunaklı bir hikaye okuyorum ki, yanıt vermeye kendimi mecbur hissediyorum...

SİZİ DE ANLIYORUM ASLINDA...

Lise yılların nasıldı? Hoş olmayan anılarını düşündüğünde tüm dünyadaki izleyicilerin hislerine tercüman olmuş, Golden Globe sahibi ve hatta kitap yazmış bir adam olarak “Bir zamanlar ezdiğiniz bir adam vardı, işte geri döndüm!” gibi düşünceler geziyor mu aklınızda?

- Evet, tabii ki! Glee’ye ilk başladığımda “Haha! Görün bakalım şimdi siz” diyecek hisler içindeydim ama sanırım yaşla birlikte böyle duygular da dönüşüyor. “Size gününüzü göstereceğim”den Sizi de anlıyorum aslında”ya geçiş yapıyorsunuz.

Peki lisede sana cehennem azabı çektirenlerin arasından “Chris ile lisede çok iyi arkadaştık” diyenler çıkıyor mu? Malum, şöhret meseleleri...

- Evet, çıkmaz mı! “Merhaba, ben x, seninle lisede ne kadar iyi arkadaştık, hatırlıyor musun” diye mesaj yolluyorlar ama cevap bile vermiyorum. Çünkü, arkadaş değildik. Bazen sinirlenip birine uzun uzun mektup yazıyorum ama sonra durup “Bunu göndermenin ne anlamı var ki şimdi?” diye düşünüyorum.

Mektupları göndermiyorsun yani…

- Hayır. Ama içimdeki her şeyi kağıda dökmüş oluyorum. Yazdıklarımı göndermeye değmeyeceğini düşünüyorum.

İYİ Kİ ERKEN YAŞLANMIŞIM

Lisede gördüğün muamele, diğer çocukların seni ezmesi seni yaşıtlarından daha olgun bir insana dönüştürdü mü?

- Öyle. Kesinlikle... Benimkine benzer travmatik deneyimler yaşayan herkes aynı duyguları paylaşacaktır. Geçmişte yaşadıklarımdan ötürü, yaşıtlarıma göre hep yaşlı hissettim kendimi. Öyleydim de… Yaşanan tatsız olaylar ruhunuzu gençleştirmiyor. Travmalar, insanı hızlı olgunlaştırıyor. Esasında bunun için şükrediyorum. Ediyorum, çünkü “Glee” ile birlikte gelen bu başarı, bu sorumluluk, şöhret ve onun yüküyle başka türlü nasıl başa çıkabilirdim bilmiyorum. Aklımı kaybederdim, kaybolurdum… Ruhum iyi ki erken olgunlaşmış, iyi ki erken “yaşlanmışım”!

Peki bu işlere nasıl girdin?

- Okuldaki yapımlarda... Aynen “Glee”deki gibi!

Hangi okuldu? Bir sanat okulu muydu?

- Hayır, Kaliforniya Fresno’daki Clover East Lisesi. Okul şovlarında yer almaya başladım, daha sonra bir kast ajansına yazıldım ve başka oyuncular gibi seçmelere gitmeye başladım. Senelerce çeşitli yapımlar için seçmelere girdim, durdum ama hep elim boş döndüm. “Glee”, seçmesine katılıp seçildiğim ilk yapımdı!

Kaç yaşındaydın seçildiğinde?

- 18’dim...

Ne kadar genç bir yaş... Sevinçten çıldırmış olmalısın...

- Evet! Hâlâ o zamanları tam olarak hatırlayamıyorum, seçilince aklım başımdan gitmişti...

Peki sence neden “Glee”ye seçildin? Başkalarında olmayan ne gördüler sende?

- Sanıyorum benim gibi çok insan yoktu, bu yüzden şanslıydım. Seçmeler için performansımızı kaydettik ve videoyu yapımcılara yolladık. Normalde olduğumdan çok daha romantik bir performans sergiledim ama zannediyorum yine de diğerlerine benzemiyordu. Benzersizlik kimileri için şanstır, kimileri için de lanet ama benim şansım oldu.

Sence “Glee”ye en büyük katkın nedir? Hatta iki yönlü düşünelim, “Glee”nin sana katkısı nedir?

- İnsanlar “Kurt” deyince akıllarına genç ve eşcinsel bir hayran kitlesi getiriyor. Öyle değil aslında. Hayran kitlesini oluşturanlar daha ziyade eşcinsel olmayanlar ve genç kadınlar. Esasında toplum tarafından kabul görmek isteyen herkes Kurt’u seviyor, takip ediyor, ben böyle yorumluyorum. Genç kitlenin ortak sesi diyebiliriz, öyle bir alışveriş içindeyiz izleyenlerle...

OTOBİYOGRAFİNİ YAZ DEDİLER

Genç yaşta canlandırdığın karakter bir fenomene dönüştü, Altın Küre kazandın, şimdi de yazarlık... Bir kitap yazdın (The Land of Stories: The Wishing Spell) ve Amerika’da çok satanlar listesinde 1 numaraya yükseldi... Bu yeni bir kariyer mi senin için?

- Teşekkürler... Çocukluğumdan beri yazmak istemişimdir ve sonunda hayata geçirebildim! Aklımdaki hikayeleri yazıya dökmezsem mutlu olamayacağımı biliyordum. Başarılı olup olmaması önemli değildi, ne şanslıydım ki başardım!

Nasıl oldu bu iş? Yazdın ve bir yayıncıya mı götürdün kitabı?

- Altın Küre kazandıktan sonra herkes bir otobiyografi yazmamı istedi. Bana pek ilginç gelmedi bu durum, çünkü sadece 20 yaşındaydım. Ne anlatacaktım ki? Küçük yaşta bilgiçlik taslayan insanlardan olmak istemedim. Ama çocuklar için düşündüğüm kitap serisini yazabilirdim, bu daha iyi bir yol gibi göründü. Önce yayıncıya beş bölüm yazıp gönderdim ve hemen ardından iki kitaplık bir anlaşma imzaladık.

Bu senin için hayatında yeni bir evreye mi işaret ediyor?

- Beni tanımayan veya dışarıdan bakan biri için öyle görünebilir ama yazarlık içimde hep vardı. Benim için yeni bir durum değil. Büyürken kitapçılara girip çocuk kitapları arasında kaybolurdum. Her zaman ilgimi çeken bir alandı. Ve o dünyanın bir parçası olmak istedim her zaman...

Ergenlik yaşlarını okuldaki arkadaşları tarafından psikolojik şiddet görerek geçiren gençlere ne önerirsin?

- Bu konuda doğru tavsiyeyi verecek kişi miyim bilmiyorum... Psikoloji eğitimim yok. Ben öyle insanları görmezden gelmeleri gerektiğini düşünüyorum sadece. “Şöyle yapın, şu yolu izleyin, bunu yapın” diye tavsiye vermem doğru olmaz...

Ama birçok genç senin onlara çözüm olabilmen umuduyla mail gönderiyor, sosyal medya aracılığıyla ulaşıyor... Onları bir psikoloğa yönlendirir misin mesela?

- Hayır... Bu, onların güvenini kırmak demek benim için. Çünkü sadece benim okuyacağımı umarak en özel sırlarını, üzüntülerini kağıda döküyorlar. Onları dünya üzerinde anlayacak başka birinin olmadığını düşündükleri için hayatlarını bana anlatıyorlar mektuplarında. Ama bu konu benim için bir ikilem sebebi hep. “Ne yapmalıyım, bir şey yapmalı mıyım, ne yapsam gerçekten yardım etmiş olurum?” diye endişelenirim birçok mektuptan sonra.

Okulda yaşadıkları olaylar ve toplumdan gördükleri tepki yüzünden acı çeken ve kendine zarar verebileceğini düşündüğün birilerinden mektup aldın mı hiç?

- Çok... Ama endişelenip, kim olduklarını bulup Twitter’dan neler yazdıklarına baktığımda çoğunun gerçekten dertli gençler değil, sadece dikkat çekmek için çabalayan genç hayranlar olduklarını görüyorum. O zaman kızıyorum, çünkü ben de sadece televizyonda iş yapan çok genç bir aktörüm, deneyimli bir psikolog değil.

Haberin Devamı

Matthew Morrison (Will Schuester) Artık “eşcinsellik yok” diyemeyiz

“Glee”de herkesin rol modeli olarak gördüğü bir karakteri canlandırıyorsun. Bu set dışında da geçerli mi?

- “Glee” ilk başladığında durum biraz öyleydi, evet. Dizi başlamadan önceki 11 yılım Broadway’de geçti. Sanırım bundan ötürü gerçek hayatta da nasıl şarkı söyleneceğini ve dans edileceğini gösterir pozisyondaydım ilk zamanlar. Şimdi durum farklı, hiçbirimiz bu denli büyük bir başarıyı deneyimlememiştik önceki hayatlarımızda, dolayısıyla hepimiz birbirimizden yeni şeyler öğreniyoruz artık.

“Glee” nasıl bir fenomen haline geldi? Sırrı nedir sana göre?

- Bunu sorduğunuz her “Glee” oyuncusu farklı cevaplar verecektir ama bence bunun bir yanıtı var: Müzik. Müzik hepimizin konuştuğu ortak bir dil, en başta sırrının bu olduğunu düşünüyorum. Herkes bir şarkı duyar ve bunu bir an ile, bir duygu ile bağdaştırır. Her diziyi her kültüre uyduramazsınız ama konu müzik olduğunda iş değişiyor. “Glee” birçok ülkede tam da bu nedenle bu kadar popüler oldu.

“Glee”, daha önce çok izlenen bir televizyon dizisinde kimsenin işlemeye yanaşmadığı konuları ele aldı ve efsane bir şova dönüştü, üstelik kısa bir zamanda. “Doğru zaman” mı diyelim? Nasıl yorumluyorsun?

- Öyle. Her kesimden, her inançtan, her yaştan dünyanın her yerinden insanlar çocuklar bile “sizi takip ediyoruz” diyor. Çok genç bir fan kitlesi var aynı zamanda. Herkes kendine bağ kuracak bir yön buluyor. Artık eskisi gibi önümüzde olan gerçekleri yok sayamayız. “Hayır, eşcinsellik yok” diyemeyiz. “Ezilen genç insanlar yok” diyemeyiz. Bunların hepsi gerçek ve bugüne kadar olanları yumuşak yumuşak anlatamazsınız, gerçekleri insanların yüzüne vurmalısınız. İşte “Glee” bunu yapıyor. Bu yüzden güçlü bir dizi ve insanlar bu yüzden çok izliyor.

Hollywood’da yeni bir kapı açtı yani sence “Glee”...

- Kesinlikle. Önce “insanların tatlı tatlı şarkı söylediği bir şov” duygusu verdi ama devam ettikçe çok derinlere işleyecek bir yapım olduğunu gördü izleyici.

Sezon 4 itibariyle yeni öğrencilerin var. Yeni öğrencilerle birlikte sende bir değişim görüyor muyuz?

- Bana kalırsa ilk üç sezon daha önce hayal olan başarılara ulaşmanın hikayesiydi; ulusal yarışmalara katılmak, hayalleri gerçekleştirmek... Şimdi bunu gerçekleştirdik, Will de kendi kişiliği için gerek duyduğu başarma hissini tatmin etti. Şu an “Evet, şimdi ne yapıyoruz?” durumunda. Duygularınızı tatmin ettikçe daha önce heyecanlandığınız konular size sıradan gelmeye başlar. Will şimdi onu heyecanlandıracak bir sonraki işin peşinde, ne yapacağını düşünüyor.

Haberin Devamı

“Glee’den ayrılmayacağım” Los Angeles’ta zamanın nasıl geçiyor?

- İlk sezonlarda Kaliforniya güneşinden pek faydalanamadım, hayatım ev ve set arasında geçiyordu ama bu sezon daha rahatım. İkinci albümümün hazırlıklarına vakit ayırabildim. Seyahat ettim, Paris, Londra ve Barselona’ya gittim...

“Glee”den ayrılacak mısın? Öyle dedikodular dolaşıyordu...

- Hayır! Bir muhabir “Broadway’i, sahneleri özlüyor musunuz?” diye sormuştu ben de “Evet, kalbim hep orada” diye cevap vermiştim. Sanırım bunu “Televizyon yerine sahnede olmak istiyor” olarak yorumladı, öyle bir durum yok. Tüm kalbim “Glee”de. Bu şovu seviyorum, kariyerimde dev bir adımdı. Ama sahnelere döneceğim bir gün, mutlaka...

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!