Ana Sayfa
Son dakika :
Haber
Yaşam
İlanlar
İnteraktif
Arşiv
24 Nisan 2014 Perşembe 19:52

 ADnet  
Reklam için
 Magazin
Önceki Haber     Sonraki Haber

Beni Los Angeles kurtardı

 
Beni Los Angeles kurtardı Foto galeri Meltem Cumbul, Elle dergisinin yeni yıl sayısına konuştu.Türkiye'de kendimden nefret hale gelmiştim. O yaşama çok bağlı halim sinirimi bozmaya başlamıştı. Los Angeles'a gitmeden önce bana o kadar ağır bedel ödetti ki bu tarafım, onu öldüreceğim derken, kendimi öldürecek hale geldim"

Foto galeri - Meltem Cumbul fotoğrafları için tıklayınız...

İki yıldır oyunculuk eğitimi aldığı Los Angeles’tan dönen Meltem Cumbul, Elle dergisine konuştu. ABD’de kendini yenilediğini belirten oyuncu, "Türkiye’de kendimden nefret eder hale gelmiştim. O yaşama çok bağlı halim sinirimi bozmaya başlamıştı. Sorumululuk hissi duyarak, para kazanma gerekliliğiyle yaşama tutunma isteğim idealist tarafımın
hiç hoşuna gitmiyordu. Gitmeden önce bana o kadar ağır bir bedel ödetti ki bu tarafım, onu öldüreceğim derken kendimi öldürecek hale geldim."

Sizinle 2005’e girmek üzereyken bir röportaj yapmıştık. O zaman "2005 benim duracağım bir yıl olacak" demiştiniz ama gitmekten hiç söz etmemiştiniz...   

- O yılın Mayıs ayında aniden gittim. Hiç böyle bir niyetim ve planım yokken Los Angeles macerası iki yıl sürdü. İstanbul’da kendini yeniden yapılandırmak ve beslenmek için çalışmadan durabilmek çok zor.

Orada en çok neler yaptınız?

- Çok spor yaptım. Haftada üç gün özel hocayla çalıştım. O güne dek hiç aletli spor ve tepelerde hiking yapmamıştım. Türkiye’de nefret ediyordum spor salonlarından. Şu anda çok hoşuma gidiyor.

Los Angeles fazlasıyla imaj takıntılı bir yer değil mi? Bu konuda neler hissettiniz orada yaşarken? 

- O anlamda bana çok uzak bir yer. Filmci olduğum için, işimle ilgili en ufak bir bilgiyi bile işin en iyisinden öğrenebileceğim bir yer olması süper. Ancak kadın-erkek herkesin suratında botoks mu olur? Bu kadar mı yaratık gibi bakmaya başlarlar? Bu kadar mı önemlidir Gucci ayakkabılar ve Ferre bluzlar? Alexander McQueen’i bir tasarımcı olarak takip etmek başka bir şey, çünkü ilham verir. Ama hayatını buna adamak ve sadece görsel açıdan değerlendirmek kadar beni yoracak başka bir yer yoktur.

Sıfırdan nasıl bir sosyal çevre kurdunuz orada kendinize?

- Ben çok ballı bir kızımdır, benden mi şansımdan mı bilemem. Hiç kimseyi tanımadan gittim ve çok iyi arkadaşlar edindim. Bir tek Gönül Yarası filminin yapımcısı Mine Vargı’nın orada okuyan kızı Ayşecan vardı tanıdığım. Ona dedim ki, "Bak Ayşecan, bu yazı çok eğlenerek geçireceğiz ve bir sürü insanla tanışacağız" Türkiye’deyken oyunculuk eğitmeni Eric Morris’in kitabını okumuştum ve çok sevmiştim, tanışmayı çok istiyordum. Metot oyuncusu olduğum için Stanislavski ekolünden gelen Morris’in tarzı bana iyi geliyordu.

Belli bir yaştan sonra tekrar öğrenciliğe başlamak nasıldı?

- Ah ne kadar zevkli! Ben zaten her zaman öğrenci hissiyatındayımdır. Öğrenmeyi çok severim, bilgiye hep açımdır. İki yıl boyunca onunla çalıştığım için şu anda Eric Morris metodunu öğretebilecek durumdayım.

Ünlü bir yıldızken orada tecrübesiz oyuncu adayları arasında bulunmak nasıl bir duyguydu? Size ayrıcalıklı davrandılar mı?  

/_newsimages/4704425.jpg- Bunca yıllık çalışmamdan dolayı beni sınıfın geri kalanından ayıran şeyler oldu elbette. Mesela zaman zaman Eric Morris’e sınıfta yardımcı oluyordum. Her şeyden öte oyunculuk çok kişisel bir iş ve benim o sınıfta kişiselliğimi yaşama özgürlüğüm vardı. Beni kimse tanımadığı ve yargılmadığı için çok saf ve doğru eleştiriler aldım. Bu arada aktör koçu Suzanne Bateman’dan da birebir dersler aldım. Jamie Foxx’u "Ray", Philip Seymour Hoffmann’ı "Capote", Nicole Kidman’ı "Saatler" filmlerine hazırlayan kişi. 

’Vaktimi iyi geçirdim ve boşa harcamadım" duygusu mu hakim şimdi size?

- Çok. Bir de çok enerjik hissediyorum. Anlatabilecek çok şeyim var. Üzerimde "Bir sürü şey yapacağım" enerjisi var ve bu çok hoşuma gidiyor. Ben çok uzun yıllar hayatı koşarak yaşadım. Koşarken konstantrasyonunuz bozulmasın diye kulaklarınızı kapatıyorsunuz ve bazen bu yüzden iyi şeyleri de duymayabiliyorsunuz. Ben öfkeyle ve nefretle dolu yaşayabilecek biri değilim ve gitmeden önce bir sürü insandan nefret eder hale gelmiştim. Sanatımda ruhumun en karanlık yerlerine gidebilirim ama yaşamımda parlak, aydınlık, objektif ve saf olmayı tercih ediyorum.

Sizi insanlardan nefret eder bir halde düşünmek zor. Bu noktaya nasıl geldiniz?

- Herkesi bırak, kendimden nefret eder hale gelmiştim. O yaşama çok bağlı halim sinirimi bozmaya başlamıştı. Sorumululuk hissi duyarak, para kazanma gerekliliğiyle yaşama tutunma isteğim idealist tarafımın hiç hoşuna gitmiyordu. Bu durumu bastırmaya çalışınca da başka bir ülkeye gidecek hale geliyorsun. Ben Amerika’da iki yıl boyunca idealist kimliğimle yaşadım. Sadece oyuncuların değil, hepimizin hayatta türlü türlü kimlikleri var. Şimdi bütün bu kimliklerime eşit yaşama şansı tanıyacağım.  İnsan sahip olduğu hiçbir özelliğinden korkmamalı. Gitmeden önce bana o kadar ağır bir bedel ödetti ki bu tarafım, onu öldüreceğim derken kendimi öldürecek hale geldim. Orada "Profesyonel bir oyuncu olarak başarılı işler yapmışsınızdır" dediklerinde, "Hayır, ben hiçbir şey değilim" diyordum. Egomu o kadar sıfırlamıştım ki, Eric Morris tekrar dengeledi beni. "İyi ve başarılı şeyler yaptım" demenin o kadar kötü bir şey olmadığını öğrendim. 

YAŞARKEN İLLA Kİ BÜYÜK ESERLER BIRAKMAK GEREKMİYOR

 Çocuk sahibi olmayı düşünüyor musunuz? Bu konuda ne değişti sizin cephenizde? 

- Çok yazık ki bu vakte kadar olmadı ama yapılacak bir şey de yok.  Annem beni 32 yaşında dördüncü çocuğu olarak doğurmuş, "Anne çok yaşlısın" diye okula gelmesini istemezdim. Şimdi benim için yaş ve zaman diye bir şey
kalmadı. Zaman anlayışım da değişti. Garip bir biçimde zaman yok ve bu yüzden de hiçbir şey için bir acelem yok. Bir doktor çıkıp da, "Bu yaştan sonra çocuğun olmaz" derse, ne olur bilmiyorum ama şu anda böyle hissediyorum. Hiçbir şeyden yana bir telaşım yok. Mesela kırklı yaşlara girerken bir hazırlık yapmalı mıyım, bunu da bilmiyorum. 

Yıllarca koşturup duran biri için bu da ilginç bir durum değil mi?

- "Burada işlerim var ve bir an önce bitirip gideyim" gibi bir durumdaydım o zaman da. Hálá da ölümün yaşamak kadar güzel bir şey olduğunu düşünüyorum. Ölmek korkulacak bir şey değil. Ölümü kabullenmiş durumdayım ve bana yaşam kadar heyecan veriyor. Bir gün ölürsem kendimi hiç kötü hissetmeyeceğimi biliyorum. Abim 33 yaşında akciğer kanserinden öldü ve onu telefonda arkadaşına, "Sadece nefes almak ne kadar güzel bir şeymiş" derken duydum. Yaşarken illa ki büyük eserler bırakmak da gerekmiyor. Birinin nefes almasını sağlamak bile yeter... Annemin vefatındaysa, "Yaşam ne ki? Niye yaşayalım ki? Bunca insan nefes alamazken nefes almak ne kadar ahlaksız bir şey" haline girdim. Şimdi bütün bu hislerimi evre evre yaşıyorum. İki buçuk yıl önce ülkeyi terk ettiren his de dahil olmak üzere hepsini bir arada yaşıyorum. Oyunculuk yapmasaydım psikolog olmak isterdim, insan ruhunun derinlikleri çok ilgimi çekiyor.  

En iyi senaryoyu Yavuz Turgul yazar

Temmuzdan beri İstanbul’dasınız. Neler yapıyorsunuz? 

- Şu anda burada da senaryo üzerine Yavuz Turgul’la bir eğitim sürecine başladım. Onun yazım ekibinde bir öğrenci olarak bulunduğum için kendimi o kadar şanslı hissediyorum ki... Oyuncu olarak da içinde yer alacağım bir televizyon dizisi projesi üzerine çalışıyoruz. Haftanın yedi günü beş-altı saat bu proje üzerinde çalışıyoruz. Kimse gücenmesin darılmasın, bence Türkiye’de senaryo matematiğini bilen tek kişi Yavuz Turgul.

/_newsimages/4704428.jpg Los Angeles’ta Türkiye’deki birikimlerinizle mi yaşadınız?  

- Evet. Hiç para kazanmadım, birikimlerimi harcadım ancak bayağı bir zamandan sonra ilk kez kendime yatırımda bulundum. Ders ücretleri çok pahalı olsa da New York kadar pahalı değil Los Angeles. İstanbul oradan daha pahalı, yediğin yemekten kiraladığın eve kadar...

Ülkemizde ekstrem milliyetçilik var

Peki döndüğünüzde "Ülkem değişmiş" hissine kapıldınız mı?

- Türkiye çok hızlı değişen bir ülke olduğu için bunun bıraktığı bazı atıklar oluyor. Mesela ekstrem boyutta bir milliyetçilik ve insan haklarına müdahele eden faşizm. Geçen Ocak’ta Hırant Dink öldürüldüğünde Los Angeles’taki Ermeni banka müdürümün yanına gidemedim...

Los Angeles’taki evinizi kapattınız mı? Bu arada neden İstanbul’a geldiğinizden beri otelde yaşıyorsnuz? 

- Los Angeles’taki evim hálá duruyor. Zekeriyaköy’de de bir evim var ama Yavuz Bey’le olan projenin senaryo çalışmaları için vaktimin çoğunu Taksim civarında geçirdiğim için burada bir ev tutup üçüncü bir ev açmak istemedim. 

İnsanlar Los Angeles’ta sizden flaş haberler bekledi.

- İddialı bir şey yaratıp onun üzerinden de beklenti içine giriyorlar. Benimse böyle bir hayat görüşüm yok. Beynimi özgürleştirmekle ilgileniyorum.


  Yorum Sayısı 3 / 13     Yorumlarınızı yazmak için tıklayın >>     Yorum Analiz >>
Diğer Yorumlar
yıldız y ('yildizy' tüm yorumları) 03/01/2008 - 22:33
los angeles yaramış çok güzelleşmiş :)
Yorum Değerlendirme
%100 %0 %0 %0 %0
Çok İyi İyi Normal Kötü Beğenmedim
Betty Aksu ('bettyaksu' tüm yorumları) 03/01/2008 - 18:37
Hem beynini ozgurlestirmis hem de burnunu yaptirmis Los Angeles'ta :):):) Guzel olmus!
Yorum Değerlendirme
%100 %0 %0 %0 %0
Çok İyi İyi Normal Kötü Beğenmedim
calli kenan ('kenan_c2001' tüm yorumları) 03/01/2008 - 16:51
meltem degismis eskisi gibi bir hali degil, yuzu degismis tanimadim
Yorum Değerlendirme
%100 %0 %0 %0 %0
Çok İyi İyi Normal Kötü Beğenmedim
Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Hürriyet veya hurriyet.com.tr sorumlu tutulamaz.
  Yorum Sayısı 3 / 13     Yorumlarınızı yazmak için tıklayın >>     Yorum Analiz >>
Diğer Yorumlar
Diğer Haberler
 ADnet Reklamları Reklam vermek için tıklayınız    
Tüm Haberler
  Hürriyet Kurumsal Hürriyet USA Hürriyet Avrupa Hürriyet Emlak Yenibiris.com Hürriyet Aile Hürriyet Oto İddaa Avrupa Birliği DYH