Atatürk'ün çocukluk arkadaşının torunu Bora Uzer, müzik yolculuğuna gerçek adıyla devam edecek.
Atatürk'ün çocukluk arkadaşı Hasan Tahsin Uzer'in torunu Bora Uzer, "Jay-lal" olarak çıktığı müzik yolculuğuna artık gerçek adıyla devam edecek. Müziğini tüm dünyaya duyurmaya kararlı olan Uzer'in yol göstericileri ise Sertab Erener, Demir Demirkan ve Kenan-Ozan Doğulu kardeşler...
Atatürk’ün çocukluk arkadaşı Hasan Tahsin Uzer’in torunu Bora Uzer, "Jay-lal" olarak çıktığı müzik yolculuğuna artık gerçek adıyla devam edecek.
Nerelisiniz? Biraz Karadenizlileri andırıyorsunuz...
Evet burnum biraz büyük, ama Karadenizli değilim. Ankaralı’yım, Ankara’da doğdum. İsmim aslında Celalettin. O da dedemin isminden geliyor. Dedem eski mesken bakanıydı. Ondan bana geçti. Büyük büyük babam da Atatürk’ün çocukluk arkadaşı Hasan Tahsin Uzer.
İstanbul geçmişiniz ne kadar?
İki yıldır İstanbul’dayım. Dünyaya açılmayı düşünüyorum. Bunun en iyi yolu da olduğun yerden çıkmak. Bu yüzden öncelikle Türk insanının neden bunu yaptığımı anlamasını istiyorum. Dünyaya açılırken İngilizce’yi de kullanacağım.
"Turn On The Radio" şarkınızın klibini izledim de, oradaki kişinin bir Türk olduğuna inanmak güç. İngilizce’niz çok iyi, daha da iyisi Türkçe’niz bozuk değil!
16 yaşımdan beri yurtdışında yaşıyorum. Aslında Türkçe şarkı söylemek konusunda oldukça tereddütlüydüm. Çünkü kendime güvenmiyordum. Müziğe İngilizce şarkı söyleyerek başlamıştım sonuçta ve Türkçe söylersem komik duruma düşeceğimi düşünüyordum. Kardeşim Tahsin ve Mazhar Alanson’un teşvikiyle Türkçe söyledim. Sonuçta kötü olmadığını gördüm.
"Turn On The Radio" single’ını Jay-lal adıyla çıkardınız, bu sizin fikriniz miydi?
Hayır... O zamanlar İngiltere’de bir PR şirketiyle konuştuk. Single’ım "Borat" filmi ile aynı döneme denk geldiği için adımın çok ciddiye alınmayacağını, ayrıca Google için uyumlu bir isim olmadığını söylediler. Sonuçta "Bora" yazınca milyonlarca sonuç çıkıyordu. Özetle benim seçimim değildi "Jay-lal"...
Peki ya bu isim üzerinize yapışırsa... Sonuçta böyle tanındınız...
Yok yapışmaz, yapışırsa da çıkartırım. Ben Bora Uzer olarak doğdum ve bu isimle öleceğim. Bora Uzer olarak anılmak isterim. Sonuçta benim soyadımın önemli bir özelliği var, Atatürk’ün verdiği bir isim... Bununla da gurur duyuyorum.
Peki yurtdışına gidişiniz nasıl oldu?
16 yaşındayken Rotterdam konservatuvarından burs kazandım ve orada okudum.
Burs kazanmak o kadar kolay mı?
Tabii ki hayır. 15 yaşında gitar çalmayı öğrendim ve günde 12 saat çalıyordum. Öyle kazandım.
İngiltere’den İstanbul’a geldiğinizde ne yaptınız?
1999 yılında geldim. İstanbul’a ilk geldiğim gün, işim, evim, param, yani hiçbir şeyim yoktu. Hatta bir arkadaşımın arabasında uyuyacaktım. O arkadaşım Arnavutköy’deki Eylül’de çalıyordu. Beni de çağırdı. Sonra beni sahneye davet etti. Ben çalarken Sertab Erener ve Demir Demirkan gelmiş. Beni yetenekli bulmuşlar. Sahneden indikten sonra Sertab "Bizimle çalışmak ister misin? Gel bana vokal yap, gitar çal" dedi. Ben de "Çalışırım ama kalacak yerim, param, hiçbir şeyim yok" dedim. Onlarla çalışınca zaten para kazanacağımı, o zamana kadar da kendileriyle kalabileceğimi söylediler. Bana kapılarını açtılar.
Onlarla kalırken kimlerle tanıştınız?
Bu sayede Kenan Doğulu ile tanıştım. Onun aracılığı ile Ozan Doğulu beni aradı ve grup kurduklarını söyledi. Beni davet etti. Arnavutköy’deki stüdyolarında buluştuk. Panik Atak grubundan söz etti... Aykut Gürel bas, Ozan Doğulu da klavye çalıyor, Işın Karaca şarkı söylüyor, ben hem şarkı söyleyip hem gitar çalıyorum. Böyle bir grup...
O grubun, albüm çıkaran Panik Atak’la bir bağlantısı var mı?
Yok.
Tüm bu yaşadıklarınıza bakarak, son derece şanslı olduğunuzu söyleyebilir miyiz?
Evet, şanslıydım. Ama benim asıl şansım Candan Erçetin’dir. 2001 yılında şimdi adını açıklamak istemediğim bir plak şirketiyle anlaşma yapmıştım, o anlaşma yüzünden adamlar canıma okuyorlardı. İngiltere’ye gitme durumum olmuştu, ama onlar engelliyordu. Sonra Candan Erçetin adamların yüzüne parayı attı, kontratımı alıp yırttı. İngiltere biletimi aldı ve cebime 500 dolar para koyup beni İngiltere’ye yolladı.
Candan Erçetin’le tanışmanız nasıl oldu?
Bodrum’da tanıştık... Kangroove’la birlikte Mavi’de çalıyorduk. Candan bizi dinlemeye geliyordu oraya. Uzun zamandır görüşemedim kendisiyle ama çok özel bir kadındır. Doğal bir enerjisi var. O zaman bana "Senin yolun açık, burada durmaman lazım. Bu adamlar senin yolunu kesemez" deyip bana yardım etti.
Ne kadar para ödendi?
Paranın miktarını şu an hatırlamıyorum ama benim için büyük bir rakamdı. Belki Candan Erçetin için büyük bir rakam değildi ama burada miktardan çok yaptığı davranış önem taşıyor. Ben bu olayı hayatımın sonuna kadar unutmayacağım.
Mavi’de çalarken para kazanamıyor muydunuz peki?
Bizim Mavi’den aldığımız para çok komikti. Yemek ve kalacak yerimizi karşılıyordu o kadar. Fakat orada çalarken aldığımız keyif bambaşkaydı. İçeride 50 kişi var. Gözlerinizi kapatıp çalıyorsunuz ve o 50 kişiden sizi kimler dinliyor, hepsini biliyorsunuz. Bu arada bakmak ile görmek, duymak ile dinlemek çok farklı şeyler.
İngiltere dönemi nasıl geçti?
İngiltere’ye gittiğimde Emine Pirhasan diye bir arkadaşım bana evini açtı. İlk bir ay hiçbir şey yapamadım, ama bütün müzik dergilerini alıp nerede ne var diye baktım. Oradaki barlarda açık sahneler var. İsteyen müzisyen çıkıp performans sergileyebiliyor. Onlara katıldım.
Kangroove varken neden Bora Uzer olarak bireysel bir çalışma yapmak istediniz?
Benim kafamda olan armoni ile Kangroove’un yapısında olan tam uyuşmuyordu. Orada baskın dört karakter vardı. Klavye ayrı, gitar ayrı, davul ayrı birer karakterdi. Şimdi kendi albümümde bütün enstrümanları ben çalacağım.
|