Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Madrid’den Torino’ya Real Madrid’le gittim

Geçen hafta çok ilginç bir deneyim yaşadım. Juventus’un uzatmalarda Real Madrid’i 2-0 yendiği maçı izlemek üzere Torino Delle Alpi stadyumundaydım. ‘Ne işin var orada?’ diye sormanıza gerek yok, hepsini anlatacağım, biraz sabredin.

Real Madrid’in 2002 yılından bu yana ana sponsoru Siemens Mobile. Siemens bu sayede hem bilinirliğini yükseltmeye hem de pazar payını artırmaya çalışıyor. Bu amaçla da Türkiye’de bir promosyon kampanyası düzenlemişti. Siemes’in belirli bir telefonunu alanlardan iki kişi önce Madrid’e gidip, Real Madrid kafilesine katılacak, oradan uçakla Torino’ya geçip maçı izleyecek ve sonra gerisin geri Real Madrid kafilesiyle Madrid’e dönecekti.

Siemens’in Pazarlama Müdürü Erem Karabey aradı ve ‘Hocam bu deneyimi talihlilerle yaşamanızı istiyoruz, başka ülkelerden talihliler de olacak, başka hiçbir basın mensubu olmayacak, başka ülkelerden bile... Bir futbol takımına sponsorluk nasıl bir şey en iyi siz çözümlersiniz. Bunu çok istiyoruz, lütfen bizi kırmayın’ dedi.

Çok geçmeden kendimi Erem Karabey ve iki talihli ile birlikte Lufthansa’nın Madrid-İstanbul seferini yapan uçağında buldum. Frankfurt aktarmalı olarak Madrid’e ulaştığımızda akşamüstü olmuştu. Bizi Siemens sponsorluk sorumlusu Dirk elinde ‘Yes’ yazılı pankartla karşıladı. Tüm seyahat boyunca da dakika sektirmeden programı harfi harfine uyguladı. Gerektiğinde ‘Hayl Hitler’ taktiklerine bile başvurarak. Örnek vermek gerekirse; Torino’dan dönüşte uyanamadığı için kahvaltıya yetişemeyen bir arkadaşımızı sırtlayarak otobüsün bagajına yüklediğini bizzat gözlerimle gördüm.

Vinci Centrum ve Meson Txistu

Dört yıldızlı Vinci Centrum oteline yerleştik. Otel dört yıldızlıydı ama konforuna, oda tasarımına, otel içindeki eşyaların tasarımına hayran kaldım. Eğer yolunuz Madrid’e düşerse, Vinci Hotel bir alternatif olarak portföyünüzde dursun. Siemens talihlileri, yanlarında Türk bir rehberle yemeğe gitti. Biz de Erem Karabey’le Meson Txistu isimli restorana yöneldik.

Erem süper bir dünya vatandaşı. Yemeyi içmeyi, her şeyin kalitelisini seven bir Harvard’lı. Meson Txistu’nun Real Madrid’in resmi restoranı olduğunu keşfetmiş ve hemen yer ayırtmış. Gittiğimizde gördük ki gerçekten de öyleymiş. Meson Txistu’da yer gök Real Madrid. Futbolcuların fotoğrafları, kupalar, formalar... Erem İspanyollarla İtalyanca anlaştı, kırmızı et söylemişti ama gelen deniz ürünleri karşısında denecek bir şey yoktu. Hepsi çok lezzetliydi. Tavsiye olunur.

Florentino Perez ve Özhan Canaydın

Sabah talihliler Madrid turu yaptılar. Ben basın cezalısı olduğum için yazılarımı yazdım. Daha sonra da çıkıp küçük bir şehir turu yaptım. Madrid çok hoş ve geniş bir şehir. Gez gez bitmez tahminim. Ama akşamüstü Real Madrid kafilesine katılmak üzere havaalanında olmak zorundaydık. Kısa kes Madrid havası olsun yapıp, otele döndüm. Heyecanlıyım ama... Uçakta Beckham’la, Ronaldo ile, Raul’la tanışacağım ya.

Nerdeee... Real Madrid için özel olarak kiralanan İberia havayollarına ait airbus’a binerken ve yolculuk sırasında futbolcuların f’sini göremedik. Realli futbolcular büyük bir gizlilik içinde en ön bölüme yerleştiler, biz de Real Madrid başkanı Florentino Perez ile idare etmek zorunda kaldık. Perez 1947 doğumlu, mühendis ve 2000 yılından bu yana da Real Madrid’in başkanı. Kompleksleri olmayan biri, herkesle konuşuyor, şakalaşıyor, fotoğraf çektiriyor. Darısı Özhan Canaydın’ın başına.

Torino’da kapkaç

Torino’da Majestik Otel’e yerleştik. O da dört yıldızlı, zarif bir oteldi. Çok kalmayıp, otobüslere yerleşip, maçın yapılacağı Delle Alpi stadyumuna, Real Madrid antrenmanı izlemeye gittik. Bu arada otelden çıkıp otobüse gelene kadarki elli metrelik mesafede Slovenyalı talihlilerden birinin fotoğraf makinesi kapkaççılar tarafından kapıldı ve kaçıldı. Talihli iki saat kendine gelemedi..

Delle Alpi stadyumuna vardığımızda görevlilerin bize çok dostça davrandığını söyleyemeyeceğim. Hatta bizi konuşlandırdıkları yerden futbolcular toplu iğne başından biraz daha hallice görünüyorlardı. Erem ‘Heyyyt! Ne oluyoruz biz sponsoruz kardeşim, para alırken iyi ama...’ diye ayağa kalktı da bizi bir kat aşağıya indirdiler. En azından dürbünle, yarım sahada maç yapan futbolcuları seçebilir hale geldik.

Antrenmandan sonraki durağımız futbolcuların kaldığı oteldi. Hesapta futbolcular gelecek ve onlarla talihliler fotoğraf çektirecekti. Nerdeee. Futbolcular ıslak saçları ile ışık hızıyla önümüzden geçip asönsöre bindiler ve sırra kadem bastılar. Bize sadece Siemens’in iki yıllığına anlaştığı Ronaldo kaldı. O da beş on dakika fotoğraf çektirip imza atıp, odasının yolunu tuttu. Bize de daha sonraki durağımız olan İtalyan lokantasına gidip kendimizi şaraba vermek kaldı.

Lokanta çok güzeldi. Futbol için yaratılmış bir yer. Her yere küçüklü büyüklü televizyonlar yerleştirilmiş. İnsanlar lezzetli pizzaları, makarnaları şarap eşliğinde yiyip maç izliyordu. Biz de aynı şeyi yaptık. Yorgunduk ama... Yatağa yattığımda ayaklarım sızlıyordu.

Çocukları öldürüyorlardı

Bir gün sonra maç günüydü. Yine küçük bir şehir turu yapıldı. Fiat’ın başkenti Torino biraz arşınlandı. Torino’nun öyle ahım şahım bir özelliği yok. Ben zaten yine basın cezalısı olarak odamda yazı yazmakla görevliydim. Maç saatinden birkaç saat önce stadyuma doğru yola çıktık. Polis koruması altında stadın önünde bize ayrılan kapıda kuyruk olduk. Biletlerimizi gösterip geçecektik ki, iki çam yarmasının on-on beş yaşlarında iki çocuğu nasıl tartakladıklarına şahit olduk. Çam yarmaları, biletsiz stada girmeye çalışan çocukların boğazını öldüresiye sıkıyorlardı. Türkiye’ye yüklenen Avrupa medyasının bu olayı görse ne yazacağını merak ediyorum.

Hele de Avrupa basını bize ayrılan bölümde ve tüm stadyumda merdivenlerde insanların oturduğunu, üzerimize maç boyunca pet şişe yağdığını, stadyumda bir elektronik tabelanın bile olmadığını, 2-0 galip gelince Juventuslular’ın delirip üzerimize plastik koltukları yağdırdığını, polisin Juvelilerin korkusundan bizi birbuçuk saat stadyumda tuttuğunu görse ne yazardı acaba? Ya UEFA? Juventus’a ne ceza verecek acaba? Koca bir hiç... Bu deneyimi yaşadıktan sonra kesinlikle bir kez daha anladım ki Avrupa medyası bize çifte standart uyguluyor. Ağzımızla kuş tutsak ‘Türkler kuşlara eziyet ediyor’ diye ayağa kalkıyorlar.

Yüro ya Real Madrid

Maç bitti, yine Real Madrid’li futbolcularla uçağa binip, Madrid’e döndük. Stadyumda esir tutulduğumuz için ancak sabahın beşinde hareket edebildik ama. Futbolcular bu kez bizden önce uçağa binmişlerdi. Kös kös oturuyorlardı. Yine yanlarına yaklaştırılmadık.

Daha sonraki sabah Barnebau Stadyumu’na gezi yaptık. Adamlar stadı müzeye çevirmişler. 4 Euro’dan başlayan fiyatlarla gezdiriyorlar. Soyunma odalarına kadar indik. Futbolcuların çiş yaptıkları, banyo yaptıkları yerleri fotoğraflayan insanları görmek çok ilginçti. Bernabeu gerçekten futbolun kutsal mekanı haline gelmiş. Görmeniz şart!

Son durak tabii ki Real Madrid Müzesi ve hediyelik satış yeri idi. Futbolun nasıl para basan bir sektör olduğunu hediyelik satış yerinde gözlerimle gördüm. Fotoğraf çektirip futbolcuların arasına kendinizi sokuyorsunuz 15 Euro, çocuk forması 70 Euro,

imzalı futbolcu resmi 15 Euro, Real Madrid kasedi 40 Euro... Anlayacağınız Real Madrid’e yöneticileri ‘Yüro ya kulum’ dedirtmiş, darısı bizim kulüplerin başına. Bu arada anladım ki, bir futbol kulübüne sponsor olmak kolay ama sponsorluk şartlarını sağlatmak ne zor şeymiş. Ben de sanmıştım ki Beckham ve Ronaldo ile al takke ver külah Madrid sokaklarında dolaşacağım.
X